İhsan Çaralan /evrensel.net
---------------------------
Dün, gazetemizin muhabiri Metin Göktepenin gözaltında katledilmesinin 17. yıl dönümüydü. Onu dün de mezarı başında andık.
17 yıldan beri Metini hem katledildiği 8 Ocak günü mezarı başında hem de onun doğum günü olan 10 Nisanda, Metin Göktepe Gazetecilik ödülleri çerçevesinde anıyoruz.
Ama bu anmaları Metin Göktepeyi tanıyan yakınlarının, mücadele arkadaşlarının nostaljik bir anımsayışı ya da bir zamanlar olup bitmiş trajik bir vakanın kurbanı olduğu için yapmıyoruz.
Elbette Fadime Ananın, yoldaşı İbrahim Göktepenin, yakınlarının, onunla varlarını ve yoklarını paylaşanların mücadele arkadaşlarının, böyle günlerde çok başka duygularla doldukları bir gerçektir. Ama Metin Göktepe dendiğinde onun katledilmesinden sonra Nail Güreli, Celal Başlangıç, Nazım Alpman, Ahmet Şık başta olmak üzere pek çok gazeteci, onun katledilmesini arkasındaki karanlık odakların gün ışığına çıkarılması mücadelesine omuz vermiş, her kuşaktan gazeteciler, ortak bir duygu ve amaçlarla, onu gazeteciliğimizin sembolü olarak benimsemişlerdir. Onun içindir ki, bugün bile, her şeyin anında eskidiği bir dönemde bile Metin Göktepe, gazetecilik ve iletişim fakültelerinin öğrencilerinin, genç gazetecilerin örnek aldığı bir sembol olmaya devam ediyor.
Onun bugün bile anılmaya devam edilmesinde, Metinin kişiliğinden, onun gazeteciliği işçi sınıfı ve emekçi sınıflarını kurtuluşunun bir aracı olarak kullanmayı amaçlayan, bunu gerçek uğruna yaşamını ortaya koymaya cesaret etmeye götürme gibi hasletlere sahip olmasının elbette ilgisi vardır. Ama burada asıl olan bugün de gerçeğin peşinde bir gazeteci olmanın; onun gibi cesur, onun gibi atak, onun gibi kendisini yetiştirme gayreti içinde olmayı, Metin gibi olmayı gerektirmeye devam etmesidir.
Metin Göktepe gibi baskı, zulüm ve sömürünün arkasındaki gerçeği göstermek isteyen gazeteciler, bugün belki hayatlarıyla sınav vermiyorlar ama işsiz ve aç kalmayı, cezaevlerine atılmayı, oto sansüre karşı savaşmayı göze almak zorunda kalıyorlar. Gazeteciler bugün bir yandan patronların, basın tekellerinin öte yandan hükümetlerin baskısı altındadır.
Genç gazeteciler bir yandan büyük basın tekelleri gazete ve televizyonlar tarafından yıllarca stajyer adı altında ücretsiz çalışmaya zorlanıp iliklerine kadar sömürülürken deneyimli gazeteceler ise patronların ve Başbakandan başlayarak siyasi erkin müdahaleleriyle kuşatılmış durumdadır. Basın özgürlüğü ve halkın haber alma özgürlüğü dünkünden daha yaygın, daha çok yanlı ve sistematik bir tehdit altındadır.
Gazeteciler o günden farklı olarak bugün sorgusuz sualsiz aylarca, yıllarca cezaevlerinde tutulmaktadır.
Dahası gazetecilerin örgütleri aradan geçen 17 yıl içinde patronların ve hükümetlerin ortak çabasıyla yasa, hak hukuk tanımadan, baskı altına alınmış, önemli ölçüde etkisizleştirilmiştir. Gazetecilerin sendikası TGS ve her türden gazeteci örgütleri marjinalize edilmek için her yola başvurulmuştur, başvurulmaktadır da.
Bugün dünkünden farklı olarak iktidar, devletin imkanlarını ve hükümet olma gücünü de kullanarak, yandaş bir basın oluşturduğu gibi, istemedikleri gazetecileri meydanlarda teşhir etmeyi, patronlarına Bu gazetecileri işten kovun, savcılara Bunlara soruşturma açın çağrıları yapmayı günlük bir basına ayar verme faaliyetine dönüştürmüştür.
İşte bütün bunlar, Metin Göktepenin şahsında temsil olunan gerçeğin herkesçe görülür hale getirmeyi amaçlayan ve bunun için bedel ödemeyi göze alan gazeteciliğe ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Ve böyle bir gazetecilik yapılmadan gerçek gazeteci olunamayacağı bugün daha da büyük bir gerçektir.
Metinin 17 yıl sonra da hâlâ gazeteciler tarafından anılmaya devam ediyor olmasının nedenini herhalde burada aramak gerekir.
Doğru haber üstündeki her tür baskının kalktığı bir Türkiye mücadelesinde yeni adımlar atma çabamızı katlayarak ilerleyeceğimiz sözüyle, katledilmesinin 17. yılında Metini özlemle ve sevgiyle anıyoruz.
Yorumlar