Türkiye'nin önünü açan tarihî metnin hazırlanması sırasında başkent Ankara'da hareketli saatler yaşandı. İktidar partisi sabahın ilk saatlerinden itibaren seferber olurken, genel merkez binası ile Başbakanlık Konutu arasında hummalı bir trafik başladı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Beşir Atalay, Hayati Yazıcı gibi isimlerin yer aldığı beş kişilik ekibe, daha sonra Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik, Dengir Mir Mehmet Fırat da katıldı. Uzun tartışmaların ardından bildiriye son şekli verilerek Erdoğan'a sunuldu. Erdoğan, metni inceledikten sonra onay verdi. Ardından Kızılay'ın Balgat'taki kongresine katıldı. Ve kendisinden önceki başbakanlar gibi yapmayacağının ilk işaretini burada verdi: "Milletimiz, afet bekleyen fırsatçılara fırsat tanımıyor."
İktidarın muhtıraya vereceği cevap merakla beklenirken, saat 15.15'te Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, basının karşısına çıktı. Ordu-siyaset ilişkilerinde alışılagelen çekingenlik yerine, demokraside kurumların yerini tarif eden, itidal ve dikkat tavsiye eden özgüven metnini okumaya başlamasıyla hava dağıldı. Çiçek'in okuduğu her satır, Türkiye'de artık demokrasinin kökleştiğini, vesayet devrinin bittiğini müjdeliyordu.
Aslında hükümetin tepkisi normaldi. Ne var ki her 10 yılda bir 'demokrasisine tankla balans ayarı' yapılan Türkiye için bu duruşun anlamı büyüktü. 28 Nisan açıklamasını değerlendiren gazeteci Mehmet Altan, Cumhuriyet tarihinde ilk defa böyle bir tepkinin gösterildiğini ve Parlamento'nun ilk kez halkın iradesini yansıtma girişimine soyunduğunu ifade ediyor. Altan, "İlk defa askerî bir muhtıraya karşı hükümetin halk iradesini yansıtması, Parlamento'nun gerçekten bir halk parlamentosu olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Muhtıra, anayasal bir suçtur ve cezası çok ağırdır. O güne kadar bunu uygulayan bir hükümet ya da parlamento çıkmamıştı." diyor.
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Siyaset Bilimci Dr. Murat Yılmaz, 28 Nisan duruşunun Türk demokrasi tarihi açısından bir kırılma anı olduğunu belirtiyor. e-muhtıranın siyaseti yeniden askerî vesayete almayı amaçladığını anlatan Yılmaz, bildiriyi hazırlayanların Türkiye şartlarını göremedikleri beklenmedik bir demokratik tepkiyle karşılaştığını vurguluyor. Yılmaz, hükümetin Genelkurmay'a anayasal düzen içindeki yerini hatırlattığını belirterek, şöyle devam ediyor: "AK Parti'nin cevabı demokratik ve sivil yönetim prensiplerinin altını çizmesi, Genelkurmay bildirisiyle oluşturulmak istenen darbe ve korku düzeninin yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin garip 367 kararı ise bu bürokratik vesayet nizamının sürdürülemezliğini ilan etmiştir. Bu gelişmeleri takip eden 22 Temmuz erken seçimleri de bu zihniyeti seçim sandıklarına gömmüştür."
Seçmenin e-muhtıraya tepkisi sert oldu
11. cumhurbaşkanının seçimine doğrudan müdahale olarak algılanan bildiriye karşı hükümetin verdiği cevap tam bir demokrasi ve hukuk manifestosuydu. Türkiye Cumhuriyeti, 86 yıllık ömründe 2 askerî darbe, bir muhtıra, bir postmodern darbe, bir elektronik muhtıra ve çok sayıda darbe girişimine maruz kalmıştı. Ancak ilk kez bu kadar net şekilde verilen cevap, sergilenen 'dik duruş', arkasından alınan erken seçim kararı Türk demokrasisine yepyeni bir pencere açtı. Siyasi iktidarın geçtiği imtihan Türk demokrasisine can verdi. Halk, AK Parti'nin dik duruşunu sandıkta verdiği yüzde 47'lik oy desteğiyle karşılıksız bırakmadı. 22 Temmuz'da rekor bir katılımla sandığa giden millet, AK Parti, CHP, MHP, DTP ve BBP'yi Meclis'e taşıdı. 5 yıllık aradan sonra Parlamento'ya dönen MHP, tam anlamıyla enkaza dönen Anavatan ve DYP'nin hatasına düşmedi. Ve Abdullah Gül, 28 Ağustos'taki üçüncü tur sonunda 11. cumhurbaşkanı seçildi. Kazanan demokrasi oldu.
27 Nisan'ın ve 367 kararının arkasında Ergenekon vardı
Kaynak: www.zaman.com.tr
Yorumlar