Hemen bir yıl sonraki genel seçimlerdede hiç kimsenin beklemediği bir seçim performansıyla tek başına Türkiye Cumhuriyetini yönetmek için Hükümeti ve Meclisi devraldılar. Daha hemen oyunun başında ali-cengiz hilelerine başvurmaya başlayan parti, genel başkanını Başbakan koltuğuna oturtabilmek için, yine CHP destekli olarak o yıllarda genel başkan olan Deniz Baykal'ın onayıyla, Siirt'ten lokal bir seçim yapılmış Tayyip Erdoğan millet vekili seçilmişti. Artık parti genel başkanı sıfatı ve mazbatalı milletvekili olduğu içinde Türkiye'nin Başbakanı olabilmesine engel olan pürüzde ortadan kalkmıştı.
Başbakanlık görevine başladığı ilk zamanlarda yüzünden tebessüm ve iyi niyetli sözler hiç eksik olmayan ılımlı Erdoğan, zaman ilerledikçe Devlet'in gücünü ve hâkimiyetini yavaş yavaş üstüne almaya başladıktan sonra, naif bir Başbakan olmayı bırakıp ufak ufak ''Ben ne dersem o'' moduna girmiş, çok istediği tek lider olma isteğini uygulamaya başlamıştı.
Tıpkı 1934'de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi lideri olan Adolf Hitler'de, o yılın sonlarında yapılan son Almanya seçimlerinde tek başına iktidara gelmiş ve Cumhurbaşkanı Hindenburg tarafından Şansölye (Başbakan) ilan edilmişti. İşte o tarihten itibaren Hitler'de, hitabet tarzında ve Devlet politikasında çok hızlı bir değişime girmiş, adeta Führer'liğini ilan etmişti. Sonraları ise bilindiği gibi ne kendisi ne de ülkesi Almanya bir daha gün yüzü görememiş, 1945 baharında Almanya tarihinde ki en büyük yıkılışı yaşamıştı.
Almanya'da Hitler döneminde olduğu gibi, Türkiye'de 2002'den sonra hızlı bir şekilde Polis Devleti olma yolunda değişime başladı. Bugün Türkiye'de ki Polis gücü (Özelliklede Çevik Polis) Avrupada ki birçok ülkenin ordusundan
bile daha güçlü ve sayıca daha üstün hale geldiğini biliyoruz. Tamamen Başbakana ve onun ağzından çıkacak emirlere bağlanan Türk Polisi, aynı Alman SS güçlerinde olduğu gibi tamamen iktidar partisine ve onun tek güçlü liderine itaat ve hizmet eder hale geldi. Merhametten ve halka hizmet anlayışından tam anlamıyla kopan koca teşkilat kendi halkına kan kusturmaya başladı. Bu, yabana atılamayacak kadar büyük ve bir o kadarda endişe verici bir başarıdır aslında. Erdoğan'ın ağzından çıkan her emri kati süretle yerine getiren Polis Teşkilatımız, ülke ve devlet kurumu olmaktan çıkmış, adeta AKP Hükümetinin fedailiğine soyunmuştur. Tayyip Erdoğan 4-5 yıl gibi
kısa bir sürede aynı Adolf Hitler'in olduğu gibi Führer gücüne sahip olmuştur. Anayasada boşluklar yaratıp, Hukuk ve Yargı sistemininde neredeyse tamamını üstüne alan Erdoğan, Türkiye'nin Führer'i olmayı kısmende olsa başarmış gibi görünüyor.
Yıllar önce ıslak takunyalarla Cami avlusunda gezen bu eski Belediye Başkanının bu kadar güce ve iktidara erişebileceğini her halde kimse tahmin edemezdi. Fakat gerçek bugün burnumuzun dibinde ve hergün bu gerçekle yüzleşmek zorundayız. Takunyalı Führer mutlak hâkimiyet içinde son salvosunu yapmak üzere, Ağustos'ta yapılacak C.Başkanlığı seçiminide kazanıp Çankaya'ya çıkarsa Başbakanlık sistemini kaldırıp tek liderli Başkanlık sistemini getirtecek. Bu son darbe gerçekleşirse eğer, biliyoruz ki A.B.D.'de ki Başkanlık Sistemi gibi olmayacaktır. Orada mutlak güç aslında A.B.D. Kongresidir.
Türkiye'de ise eğer Erdoğan, Başkanlık sistemine geçiş gerçekleşirse, Başkan değil deyim itibariyle mutlak hâkimiyetle Führer olacaktır. Yürürken hâlâ takunya
seslerini duyabilirmiyiz bunu zaman gösterecek ancak söyleyebileceğimiz tek bir şey vardır.
Bu zafer takunyalı Führer'in zaferidir...
Yorumlar