banner110

Makyajınız yalancı söylemesin!

Bir kadın ve bir erkek… Akşam şık bir lokantada, güzel bir yemek yediler. Allah biliyor, kadın o akşam- o lokantada oturan en güzel dişi idi.

04 Temmuz 2010 Pazar 13:11
banner77
Makyajınız yalancı söylemesin!
Ve Allah biliyor; adam bütün gece gözlerini ondan alamadığı gibi, onunla gurur duymadan ve seçimi konusunda içten içe kendini kutlamadan da edemedi. Derken bir gün, bir arada yaşamaya başladılar ve haliyle “makyaj”ını sildi kadın. Önce yay gibi kaşları yok oldu, sonra kirpikleri çıktı gözünden… Sonra gözünün siyahı silindi ve porselen gibi cildi bir pamuğun üstünde kaldı derken… Ve dudaklarını büyüttüğü kalemle- içini doldurduğu kıpkırmızı ruj da aynı pamukla yok oluverince; Bir başkasına dönüşüverdi kadın, tam uyuyacakken! *** Hani, biz erkekleri suçlarız ya hep… Hani; evlenene kadar gördüğün yüz, bir erkeğin gerçek yüzü değildir de “asıl yüzünü nikâhtan sonra gösterecektir“ deriz ya… Ya biz gerçek yüzümüzü gösterebiliyor muyuz bir düşünelim; ta ki aynı evde yaşayıncaya ve kaçabilecek yer kalmayıncaya kadar (bir adama)? Yani demem o ki sokaktaki yüzünüz ne kadar yakındır aslında, uykudan uyanır uyanmaz karşınızdakinin göreceği surata? Ne kadar? Ben söyleyeyim; gündüz ne kadar doğalsa makyajınız… Ne kadar size aitse, gözünüz- kirpiğiniz- kaşınız… Ne kadar az kapatılmışsa, fondöten- pudra ve benzeri bir kapatıcıyla çiliniz- güneş lekeniz- ton farklılıklarınız… Yüzünüzü yıkayınca da, o kadar “siz” olursunuz zaten… Hatta yeni uyandığınızda da... yatak- döşek hastalandığınızda da... sudan- banyodan çıktığınızda da… Ve başka bir tarafından bakılınca; en azından dürüst olursunuz; Birine “gerçek yüzünüzü” en baştan gösterme konusunda. *** Geçenlerde TV seyrediyorum.. Derken ünlü bir kadın şarkıcının, eşiyle özel hayatını kameralar karşısında yaşadığı ve çokça eleştiri aldığı bir programa rastladım. İşin bu kısmına karışamam; zira uygun bulmuşlar- ortak karar almışlar- ve denen o ki buradan gelecek parayla da hayır işleyip bir iki çocuk okuturmuşlar… Ben bilemem. Ama asıl dikkatimi çeken, o şarkıcının makyajsız (ki o bile sıfır makyaj değil) yüzü… Hele de aynı hanımın, iki kanal ötedeki sahne halini görünce ve daha bir çok afet-i devran(!)ın olmadık zamanlarda yakalanmış makyajsız hallerini düşününce dedim ki; Yahu bu "makyaj" bazen ne kadar aldatıcı… *** Aslında hangimiz makyaj yapmıyor ki… Hangimiz “en uyandığı” haliyle; işe, güce, pazara yahut çaya- güne gidiyor ki? Ve zaten temiz ve taranmış saçlar, orta halli bir nemlendiriciden başkasıyla “başkalaştırılmamış” sahici bir cilt, hafif bir allık, hafif bir parlatıcı… Ve belki buz mavisi sade gömleğe çok uygun, açık mavi biraz far kime yakışmıyor ki? Asıl derdim, ağır makyaj'la. Derdim kandırmak'la... Derdim, makyaj yapınca bir başkası olmak’la. Derdim, akşam yemeği yenilen kadınla, sabah uyanamamak’la. Derdim birini (bile bile) yanıltmak’la, derdim “kendi”likten ve "sahi"likten uzaklaşmak’la… Yoksa ölçülü bir makyaj; aslında insanın “yatak odası yüzü”ne giydirdiği bir elbisedir, Ve giyinmeden dışarı çıkılamayacağı gibi, bu elbise ne kadar sade ise, İnsan o kadar “kendi”sidir.

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99