• Bir el değdi aniden...
• Bir el rüzgâra sonra fırtınaya dönüşüverdi.
• Kim bilebilir önceden olabilecekleri.
• Dünya değişmiş ben yerimde saymışım.
• Dünya değişmiş kahpeliğe ve doğurgan dürüstlüğe inat.
• İnsanlar evrim geçirmiş ben sadece tarih yazmışım...
• Kendi kendime… Kendimle…
• “Oku oku baban gibi eşek olma, Beşikten mezara ilim yap, şeytan bile insanın cahilinden korkmuş, cehalet karanlığı karanlıkta kötülüğü davet eder, kahpelik elden değil dilden gelirmiş” gibi cümlelerle cahil insana bakışımızı yüzyıllardır sorgulayıp irdelemişiz. Sonuçta böyle garip ama düşündürücü cümleler ortaya çıkmış. Biz eskiden diye, başlayan konuşmalar genellikle sıkıcı ve bunaltıcı devam eder. Ancak çoğu gerçektir ve ayağı yere basar. Bakış açınız bu temelde olur ise insanlardaki inanılmaz değişimi görmenizde mümkün. Ancak, “Keşke görmeseydim duymasaydım!” Bunlar çok ağır dediğiniz olmuyor mu?
• Şeref, haysiyet, dürüstlük gibi özelliklerin büyük bir bölümü eğitimle ve kendinizi geliştirmeniz ile doğru orantılı. Ancak tümünü aynı kategoriye koymakta dar bir çerçeveden görmek olur. Yani eğitim ve aydınlanmış insan çizgisi diplomaya değil beyninizin yönlenmesine endeksli. Bu noktada, diploma ölçü değil bir duvar süsü olabiliyor bazen.
• Fahişeliğin sözlük anlamı farklı. Yani zor bir meslek dalını içeriyor. Ancak sonuçta bir emek ve ağır bir bedel ödenerek kazanılan para söz konusu.
• Madalyonun öbür yüzüne farklı bir bağlamda baktığınızda, fahişeliğin yaşamın içine çokta oturmuş olduğunu görmeniz mümkündür. ‘Hedefe giden her yol mubahtır’ derseniz bunun içine ‘sahtekârlığı, yalancılığı, ikiyüzlülüğü, hortumculuğu, bilumum kirlilikleri’ katmış olmanız gerekiyor. Çağımızın getirisi olan hedef nedir? Para, lüks hayat, etiket, sınırsız beklentiler!
• “Maskeni tak ortalıkta cirit at!” Zemin kaygan! Her an düşmek ya da patinaj yapmak olasılığı var. İnsanlar dönüşümü yaşarken değerlerini de bertaraf ederek yürüyorlar. Yani ölçü yok bu uğurda verilebilecek ne varsa ya da harcanabilir! Kim varsa ezilip geçilebilir. Malumunuz kişisel çıkarlar söz konusu.
• Mangalda kül bırakmayız, Konuşmak ve dertleşmek bir diğer deyimiyle paylaşmak duygusu insanın doğasında olan bir özelliktir. Düşünebiliyor musunuz; hiç konuşmayan, anlatmayan, dostum deyip sarılmayan insan var mıdır? Ancak günümüzde paylaşmak cümlesi farklı bir boyut kazanarak gelmiş. ‘İki kişinin bildiği sır değildir’ cümlesi sözlükten kalkmış. ‘Bir kişi biliyorsa, ilaveler yapılarak tüm kent bilmelidir’ sözü daha anlaşılır ve daha net bir hale sokulmuştur
• “Sana söz veriyorum aramızda kalacak! Ben dostuma ihanet etmem! Kimsenin ekmeğinde gözüm yok! Derdim sadece ayakta durmak! Ya insan niçin yaşar namusu ve şerefi için! Senin itin olur!” gibi aptalca cümleleri sıkça duymanız mümkündür. Çünkü yaşamın içine giren beş yüzlülük bukalemun denilen canlıyı bile geride bırakmayı başarabilmiştir.
• İnsanı hayvandan ayıran özellik akılları ise, yaradılışta “İnsan” şekli ile dünyaya gelmiş iseniz tanrının size bahşettiği akıl ve düşünme yeteneğine sahipsiniz demektir. Kullanım şekliniz ve yönlendiriş biçiminizde insan cümlesi ile özleşebilmeli. Yani özü sözüne uyan, kuralları ve etik değerleri olan vicdanını mantığı ile doğru orantıda çalıştırabilen, menfaatleri uğruna çirkinliğe göz yummayan kişi. Bizi hayvanlardan ayıran en basit bir örnekle devam edelim, Köpek sokakta dışkısını yapar ve içgüdüsel olarak ayağı ile eşeleyerek üstünü örtmeye çalışır. Yani onu yemez yada ikram etmez yada başkasına sürmeye çalışmaz pis olduğunun farkındalığı ile kapatır yada buna gayret eder…
• Su gibi aziz ol, Zeytinyağı ve suyu bir bardakta mutlaka görmüşsünüzdür. Su her zaman altta, zeytinyağı ise daima üsttedir. Bilimsel bir veridir değiştirilemez. Ancak su daima berraklığını ve temizliğini duruşuyla gösterirken, zeytinyağı suyla karıştırıldığında bulanık bir hal alır. Yani kirlenir özünü yitirir değerini kaybeder hatta işe yaramaz duruma gelir. Bu nedenle bana göre; “Su gibi kalabilmek yaşamın en zor halidir.”
• Aslanım benim, Bu gün hayvanlar âleminden sıkça söz ettik. Genellikle kulağa hoş gelen bir cümledir. “Aslanım benim koç gibi duruyorsun boğa gibi saldırdın.” dendiğinde hoşumuza gider, hatta çaktırmadan gururlanır kendimizde hoş payeler çıkarırız. Peki, “Köpeğim benim, fare suratlım ya da yılan dillim, hamamböceği gibisin” tarzı hitaplar niçin kullanmayız? Kullanırsak nasıl karşılanır? Gücü ve kuvveti temsil eden hayvanlar insana yakışıyor da diğer kendi halinde ancak kulağa ve göze sevimsiz gelen hayvanlarla niçin örtüştürülmüyoruz?
• Acaba bu hayvanlarla benzer özellikler taşıyor olabilir miyiz?
Yorumlar