Sizlere Türkiye’ nin Adalet Teşkilatı’ nda yaşanan iyi ya da kötü gelişmelerden haber verebilirdim. Bu gelişmeler hakkında kanaatlerimi belirtip ülkemiz adalet sistemini tenkit de edebilirdim. Ama olmayacak. Yapamayacağım. İyi olmayacağım.
Pazar günü Ankara’ da yaşadığımız olayın acısını hangi ifadeler açıklayabilir ki?
İlk olmadığından eminiz ama son olmasından da emin olmak istiyoruz artık. Vatandaş olarak, aynı ülkede yaşama azmi gösteren bireyler olarak, buna hakkımız var. Orada vasıta beklerken, bir arkadaşını beklerken veya öylesine beklerken canından olan insanların aklından ne geçiyordu? Aynı gün sınavdan çıkıp evine gitmeye çalışan öğrenci aslında neyi düşünüyordu? Başına geleceklerden haberdar olabilir miydi? İnanın bu sefer telefon açamadım Ankaralı dostlarıma. “İyi misin?” diye soramadım.
Dostlarım,
Hepimizin bu vahim olayın ardından; orada o gün, o saat, o dakika olma ihtimali bulunan tanıdıklarınızı aklınızdan geçirdiğinizi biliyorum. Ankara da yaşamak beraberinde trajedilere gebe olmamalı. Tıpkı Diyarbakır, Hakkari, Şırnak gibi bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Canıdır. Oraya, Cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana başkent deniyorsa sadece tarihi ve kültürel mirasına hürmeten denmediğini unutmamalıyız. Orası Ankara’ dır. Orası Kızılay’ dır. Bu ülkenin kalbidir. Artık neye ve kime güvenebileceğimize şaşırmış durumdayım.
Olaydan saatler sonra üç bakan çıkıyor ekrana. Bir şey diyecekler zannediyorum. Önceki olaylarda güleni, “zafiyet yok” diyeni olmuştu ya. En azından bu konuda halkın yüreğine su serpecek bilgiyi ileteceklerdir diye zannediyorum.
Aralarında ülkemin adalet işleriyle meşgul olan şahıs sus pus. Sağlıktan sorumlu olan ise bir iki cümleyle geçiştiriyor meseleyi. Ülkenin güvenliğinin teslim edildiği, acıdan en büyük sorumluluğu kalbinde hissetmesi gereken zat ise anlatıyor da anlatıyor. Gazetecinin başka araç var mı sorusuna “Bundan sonra vatandaşlarımız bilsinler ki her türlü ihtimali değerlendiren, dikkate alan tedbirleri gözden geçiriyoruz, alıyoruz ve uygulamaya koyuyoruz.” cevabı veriyor. Uykusu gelmiş belli ki “Yarın olay daha çok netliğe kavuşur” diyor. Basın açıklaması sonrası soru sorabilecek olan var mı? “Efendim istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diyebilecek bir kalemi keskin gazeteci kaldı mı? Maalesef kalmadı.
İstifa etmek bizim ülkemizde bir “lüks” olarak kabul ediliyor artık. Gerçekten idari sorumluluk, siyasi sorumluluk çoktan unutulmuş ülkemizde. “Sınırsız sorumsuzluk” bizim yönetim sistemimizin olmazsa olmazı olmuş durumda.
Oyuncu Erdal Beşikçioğlu’ nun sözleri içinde halk olarak bulunduğumuz ruh halini açıklıyor aslında. “Eviniz 1 yılda 3 kez soyulsa ve bekçiniz “abi valla güvenlik zafiyeti yok” dese ağzını yüzünü kırarsınız adamın. Biz önümüze bakıyoruz.”
Yazık, yitip gidenlere yazık. Yazık, ülkeme yazık. Vatandaşına insan ekseninden bakmayan ve hala dini, dili, mezhebi üzerinden oy toplayan siyasetçilere yazık. Türk ve Kürt kardeştir söyleminden medet uman, meselenin insan olduğunu unutan faşist söylemler yerin dibine batsın! Ne diyeyim.
Yorumlar