Sadece hapishanelerin duvarlarına kulak vermemiz ülkemizdeki demokrasi ve insan haklarının gerçek durumunu gözler önüne sermektedir.Türkiye’deki infaz anlayışı insani olmayan bir yaklaşım üzerine kuruludur. Hapishanelerin fiziki yapısı, infaz koşullarının yarattığı olumsuzluklar, özellikle tecrit uygulamasının fiziki ve psikolojik etkileri artık herkes tarafından bilinmektedir. Mahpuslar beslenme, hijyen,sağlık ulaşım hakkı gibi en temel haklarından, insani yaşam standartlarından yoksun biçimde yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Bunun yanı sıra uzun süreli hapis cezalarının ve tecridi had safhaya vardıran hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı kuralların, disiplin cezalarının mahpusların sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri de bilinmektedir. Durumları ağır olan ve hapishane revirinde tedavi olanağı olmayan mahpuslar kendilerini uzun süre ilgili sağlık kurumlarına sevk ettirememekte, sevk kararları çıksa bile bu sefer araç ya da personel eksikliği nedeniyle hastaneye ulaşmak mümkün olamamaktadır.. Hastanelere ulaştığı durumlarda ise jandarmanın müdahalesi, kelepçeli muayenenin dayatılması, hastanelerin zaten yoğun olması ya da kimi zaman hekimlerin tıp etiğine uygun hareket etmemesi nedeniyle teşhis ve tedaviler ya hiç yapılmamakta ya da yetersiz bir muayene ile mahpuslar hapishanelere geri gönderilmektedirler. Kanser hastalığı veya felçli konumda bulunan, sürekli tedavisi gerektiren ağır hastalığı ve sakatlık durumu olan ve bu nedenle de derhal salıverilmesi gereken hasta mahpuslar açısından durum çok daha da kötüdür.5275 sayılı İnfaz Kanununun 16. maddesinde Ocak ayında yapılan değişikliğe bile Adli Tıp Kurumu direnmektedir. Kanun değişikliği ile hayati tehlike kriteri yerine yaşamını tek başına idame ettirememe kriteri getirilmiştir. Ancak bunun yanı sıra Cumhuriyet Savcılarına geniş bir takdir yetkisi tanınarak toplum güvenliği bakımından tehlikeli kabul edilecek mahpusların hastalığına rağmen tahliye edilmemesi düzenlenmiştir. Nitekim bu hüküm gerekçe gösterilerek pek çok mahpus tahliye edilmemiştir. ATK bağımsız değildir. Bu sebeple resmi bilirkişilik uygulamasına derhal son verilmelidir. Tam teşekküllü hastane raporları geçerli kabul edilmelidir.Mahpusların başta yaşam hakkı olmak üzere en temel hak ve özgürlükleri yine devlet tarafından ortadan kaldırılmaktadır. Hapishanelerde her türlü işkence ve kötü muamele uygulamasıyla karşılaşan mahpuslara insanca yaşam hakkı tanınmamakta, sağlığa ulaşma hakkı ve tedavi olanakları engellenmektedir.İnsan hakları savunucuları olarak hasta mahpusların haykırışının duyulması taleplerinin karşılanması için yıllardır onların seslerini duyurmaya çalıştık. Yasaların karmaşık hale getirilenlerini eleştirdik ve önerilerimizi sunduk. Bu konuda istenilen yol alınmadı ve yaşamsal öneme sahip hasta mahpusların son özgürlük günleri, veda hakları için özgürlükleri sağlanmadır.
Değerli basın emekçileri,
Bilindiği gibi Kobanê'ye yönelik saldırılar, AKP-IŞİD işbirliğinin sona erdirilmesi ve Rojava'ya insani yardım koridorunun açılması talebiyle, 15 Ekim 2014 günü 94 hapishanede 4.000 PKK/PAJK' lı siyasi tutsak açlık grevine başlamıştır.
İnsan hakları savunucuları olarak, geçmiş dönemlerde açlık grevlerinde yaşadığımız acıları tekrar yaşamak istememekteyiz.Siyasi tutsakların taleplerinin hükümet tarafından karşılık bulması umudunu taşıyoruz.
Bir kez daha hasta mahpuslar için sesimizi yükseltiyoruz ve bu zulme son verin hasta mahpusları serbest bırakın diyoruz.
Yorumlar