İskenderun Çevre Koruma Derneği Yönetim Kurulu adına NERMİN YILDIRIM KARA : 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü doğal -sosyal –kültürel- kentsel değerlerin hızlı bir şekilde yıpratılıldığı bir dönemde bu günü sembolik kutlamalar yerine bir direniş ve mücadelenin ürünü olarak algılamalıyız.
Endüstrileşme, kentleşme ve küreselleşmenin bilinen tehditleri ,çevre sorunlarını giderek büyütmektedir.Topraklar kirleniyor, verimli tarım alanları yitiriliyor.Çölleşme ve erezyon tehlikesi giderek artış gösteriyor.Su kaynaklarımız kirleniyor, ve dünyada su kaynakları ülkeler arasındaki savaşlara konu ediliyor,Havamız kirleniyor, asit yağmurları endüstri bölgelerinden başlayarak yaşam alanlarımızın ta ortasına giriyor,Turizme açıp kaynak yaratma anlayışı ile eşi bulunmaz kıyılar ve koylar beton yığınlarına teslim edilerek adeta talan ediliyor,Mevcut madencilik yasası ile ülkemize dayatılan vahşi madencilik adeta çevre katliamcısı olarak karşımızda duruyor,2b arazileri orman işgalcilerine ülke ekonomisini kurtaracağız vaadiyle ödül olarak verilmektedir.2013 yılında dünya sağlık örgütü dış ortam havasında bulunan partikül madde kirliliğinin akciğer kanseri yaptığını resmi olarak açıklamış olup kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerinde kansorejen etkisi bilinmektedir.Sarıseki/Payasta yapılan ölçümlerde toprakta ağır metal kirliliği saptanmıştır.Parikül madde kirliliği ise gözle görülür şekilde belirgindir.Dünya ısınarak yaşamın devamını sağlama anlamında yok oluşa doğru gitmektedir.Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ile yerel anlamda asit yağmurları ve deniz ekosistemine zararları ile termik santraller yaşam kaitli çöp sistemleridr.Bu acı gerçeklere rağmen kömürden ve özellikle de yerli kömürden elektrik üretiminin devlet tarafından desteklenmesi büyük yanlıştır ve acile vazgeçilmelidir.Yerli kömürde ithal kömürde ölüm demektir.Ülkemizin ve bölgemizin ihtiyacı az elektrik harcayan temiz teknolojik yatırımlar ve tarıma yönelik yatırımlardır.Asıl olan sürdürülebilir kalkınma değil sürdürülebilir yaşamdır.!!!Toplumumuzda bireyler maalesef somut olarak zarar görmedikleri sürece sorunların önemini algılayamamaktadır.Bu nedenle öğrenme ve farkındalık süreci yavaş olan toplumumuzda sivil toplum örgütlerine, siyasetçilere, yerel yönetimlere,sendikalara odalara yani örgütlü yapıya büyük işler düşmektedir.Bizler ancak ‘’benim’’ dediğimiz unsurları sahipleniyoruz.Oysa kentsel yaşam çevremizi, bireysel mülkiyet duygularımızın ötesinde sahiplenmemizi gerektiren pek çok sebep vardır.Bugün için yalnızca bazılarımızı etkilediği için duyarsızlaştığımız sorunlar yarın tüm neslin içine alındığı ve çözmek için geç kalınan sorunlar yumağı haline gelecektir.Mücadele için yarın çok geçtir.Çevre kirliliği ile mücadele o bölgede yaşayan insanlara bırakılacak yöntem değildir.Tek gökyüzü altında hep birlikte yaşıyoruz.Hepimiz yaşam alanlarımız için mücadeleye devam edeceğiz.
Yorumlar