“ DEVLET ALACAĞINA ŞAHİN, VERECEĞİNE KARGA ”
AKP hükümeti geçtiğimiz yıllarda 30 yılı aşkın hizmeti bulunanların emekli ikramiyesinde “fiili 30 yılı aşkın hizmet sürelerini dikkate alınmayacağına” dair bir düzenleme yapmıştı. SGK bu hükme dayanarak emekli sandığına tabi emeklilerin ikramiyesini halen eksik ödüyor. Hem de bu hüküm geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesince “ eşitlik ilkesine aykırı” bulunarak iptal edilmiş olmasına rağmen.
SGK, iptal kararına rağmen mahkeme kararını uygulamama nedenini, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği gerekçesine dayandırıyor. Bu hukuki dayanaktan uzak gerekçe ile emeklilerin zaten kuşa dönmüş ikramiyeleri devlet eliyle adeta gasp ediliyor.
Emek soygunu başka başka kılıklarla tezahür ediyor.
Nitekim SGK’nın bu kararı da dava edildi ve sonuçta Danıştay Ankara 12. İdare Mahkemesinin emekli sandığına tabi ve 30 yılı aşkın fiili hizmeti bulunan emeklilerden haksız yapılan kesintinin emeklilere ödenmesine ilişkin kararını onadı.
Anayasa mahkemesinin ve Danıştay’ın emekliler lehine olan bu kararının normal hukuk devletinde derhal uygulanması gerekirdi. Ne yazık ki SGK mahkeme kararlarına rağmen, devlete 30 yılı aşkın hizmet veren emekliye can çektirmeye devam ediyor.
Diğer bir ifadeyle devlet “alacağına şahin, vereceğine karga olmaya” devam ediyor.
30 yılın üzerinde hizmeti bulunan, fakat söz konusu iptal kararından önce emekli olduğu için sadece 30 fiili hizmet yılı üzerinden emekli ikramiyesi alabilen bir vatandaşın açtığı davada, Danıştay özetle “ Emeklinin var olan bir hakkı mevzuat değişikliği ile elinden alınmış, yani var olan bir hakkına ancak dava ederek ve mevzuatı iptal ettirerek hakkına kavuşmuştur” denerek, devletin vatandaşa çektirdiği eziyete işaret etmiştir.
Vatandaşların çektiği eziyetin bununla sınırlı olmadığını üzülerek belirtmeliyim. Açıkça hakları gasp edilmiş emekliler bugünden sonra yine SGK’ya başvurarak mahkeme kararının uygulanmasını isteyecek. SGK yine ret edecek. Bu sefer vatandaş 60 gün içinde yine dava açarak ancak haklarına kavuşacak.
Devlet Vatandaşa Zulüm Etmemeli
AKP iktidarı doğumu anında hukuka uygun, kişiye özgü lehe sonuçlar doğurmuş hakları mevzuat değişikliği ile geri almayı bir alışkanlığa dönüştürdü. Daha doğrusu yasalara göre kazanılmış hak olarak bilinen bir dizi işlemi bir yasal değişiklikle geri alıp vatandaşı mağdur ediyor.
Bu anlayışla;
•Sağlık hizmetini parayla satmaya, yetim aylıklarını geri almaya, engelli maaşlarını kesmeye, emeklilik ve sigortalı koşullarını değiştiriyor,
•Kıdem tazminatını kaldırmaya, iş güvencesini yok etmeye, sendikal hakları ortadan kaldırmaya, kiralık işçi uygulamasıyla emekçileri köleleştirmeye yönelik adımlar atıyor,
•Düşünce ve ifade özgürlüğünü yok etmeye, dokunulmazlıkları kaldırmaya ve hatta muhalefetin konuşmalarının hangi ahval ve şeriat içinde olacağına karar veriyor.
Endişe Ve Tedirginlik Dalga Dalga Yayılıyor
Özetle AKP iktidarı eğitimden sağlığa, ekonomiden sosyal haklara kadar toplumsal hayatın her alanında “Yeni Türkiye” şiarıyla halkın yüzyıllardır mücadelesi neticesinde edindiği hakları, kimi zaman zor kullanarak, kimi zaman da meclisteki çoğunluğun emme basma tulumba misali kalkan elleri sayesinde bir bir yok ediyor. Vatandaşlarımız her gün yeni bir düzenleme ile ve uygulamayla karşılaşıyor. Hiç kimse yarınından emin değil. Endişe ve tedirginlik tüm toplumsal kesimlere dalga dalga yayılıyor.
Bu durum ne yazık ki devletin vatandaşına zulmü olarak yansıyor. Bu sürdürülebilir bir durum olmadığını özellikle belirtmeliyim. Tarih ,güç zehirlenmesi yaşayarak insanlara kan kusturmuş diktatörlerle doludur.
Sonları pek parlak olmadı.
SHD İskenderun
Sosyal Hukuk Komisyonu
Daha Kaç Çocuk Ölmeli ?
İskenderun’a ateş düştü. Onlarca çocuk anne, baba ve öğretmen akıl almaz ihmaller zincirinin kurbanı oldular. Tarifi imkansız bir acı kapladı hepimizi. Daha olayın ayrıntıları belli olmadan, çocuklarımızın minicik bedenleri sudan çıkarılmadan;
Vali "öğrenci velilerinin kendi aralarında düzenlediği geziymiş" diye buyurdu. Alışık olduğumuz üzere yönetici sorumluluktan kurtulmanın derdine düşmüş hemen. Zeytinyağı gibi su üstüne çıkacağını düşündü. “Suçu kurbanlara at kurtul” zihniyeti bir yönetici refleksine dönüşmüş.Kader veya fıtrat diyerek bu olay hiç yaşanmamış gibi geçiştirilecek sanıyorlar. Ama bu kadar kolay olmamalı.
Bu kaçıncı okul gezisi kazası?
Her yıl benzer acılara tanık oluyoruz. Yetkililer geçtiğimiz yıllarda “Okul gezileri ile ilgili kısıtlama ve düzen” getireceklerini açıklamıştı. Bazı yasal düzenlemeler kuşkusuz var. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin 21. Maddesinde başlıklar halinde yapılması gerekenler sıralanmış. Yönetmeliğin bu maddesindeki şartlardan bazılarını olduğu gibi aktaralım;
• Okul müdürü, gezilerle ilgili belgeleri inceler ve yetkisinde olanları onaylar. Yetkisi dışındaki gezilerle ilgili yazıyı da en kısa sürede onay alınmak üzere il/ilçe millî eğitim müdürlüğüne gönderir.
• Ulaşım araçlarına kapasite dışında kesinlikle fazla yolcu alınmayacaktır. (Kafile başkanı ve okul müdürü öncelikle bu konuda sorumludur)
• Okulun bulunduğu il/ilçe sınırları içinde sosyal etkinlik kapsamında yapılacak gezilerle ilgili onay, okul müdürlüğünün önerisi üzerine il/ilçe millî eğitim müdürünce; il sınırları dışına yapılacak gezilerle ilgili onay ise il/ilçe millî eğitim müdürlüğünün önerisi üzerine mülkî amirce verilir.
• İl içi ve il dışı gezilerde öğrencilerin kaza sigorta işlemleri, geziye gidilecek araçların seçilmesi ve diğer konularda, Okul Gezileri Çerçeve Sözleşmesinde (EK-12) belirtilen hükümlere uyulur.
Veliler Çaresiz Kalıyor
Son yıllarda Okul gezisi adı altında birçok yere gezi düzenleniyor. Denetim hak getire. Okul idaresi bu gezileri düzenlemesi konusunda okul aile birliklerine baskı yapıyor. Öğretmenlere öğrencileri gezilere katmak konusunda baskılar yapılıyor. Öğrenci velisi çaresiz kalıyor. Çocuğunu gönderse bir türlü göndermese bir türlü. Gezilerde amaç kesinlikle eğitim ve öğretim değil. Aksi taktirde parası olmayan öğrencileri de bu gezilere götürmek zorundalar. Kanuni düzenleme öğrencilerin parası olmasa da gezilere katılabileceğini söylüyor. Ama okul idarelerinde amaç maddi gelir elde etmek olduğundan sadece para verebilenler geziye dahil ediliyor. Eskiden okul gezileri yakın yerlerde olan mesire yerlerinde yapılırdı.Son yıllarda ekonomik getirisi olan yerler seçiliyor. Hatay’dan Çanakkale’ye kadar ülke bir baştan bir başa katediliyor. Bu büyük bir sorumluluk gerektirdiği halde tamamen denetimsiz ve sorumsuzca yapılan geziler.
İskenderun’a düşen ateşi sadece trafik canavarına yükleyerek söndüremeyiz. Trafik canavarlarına direksiyonu teslim edenlerden, gerekli düzenlemelere uymayanlara kadar, bakanlıktan valiliğe ve hatta okul müdürüne kadar ihmali olan tüm kişi ve kurumların sorumluluğu araştırılmalıdır.
Bu ülkede yöneticiler sadece maaş alıp halka efelik yapmayacaklar. Okul gezilerine standart getirmek, programlamak ve güvenliğini sağlamak zorundalar. Sadece öğrenci velilerinin parasını almakla meşguller. Öğrenciler ise canı pahasına okulların müşterisi gibi görüyorlar. Bu okul gezilerinde her yıl acı haberler alıyoruz. Bu duruma bir disiplin sağlamak için daha kaç çocuğumuzun ölmesi gerekiyor. Hepimizin başı sağolsun.
İnsana dair her şeyi öldüren yöneticilerin ülkesindeyiz.
Av. Bülent Akbay
Telefon Dilemelerini Kayda Almak
Yargıtay Ceza genel kurulu kararında katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların, 5271 sayılı TCK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirmesi, bu bağlamda hakim kararı olmadığından bahisle hukuka aykırı kabul edilmesinin olanaklı olmayıp, rüşvet istenmek suretiyle sanıklar tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği suçla ilgili olarak, bir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir,demektedir.
Bilindiği gibi Anayasa'nın 22. maddesi gereğince kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Ancak, yine aynı madde uyarınca, ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla gizlilik kuralı askıya alınabilir.
Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Gerek normlar hiyerarşisinin en üst basamağını oluşturan Anayasamızda gerekse tarafı olduğumuz ve iç hukukumuza dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nde koruma altında olan haberleşme hürriyetine, devlet otoritelerinin dahi ancak belli koşullarda müdahale edebilmesine olanak verilirken bu husustaki müdahale artık vatandaşlara kadar indirgenmiş durumda. Hukuki olmayan yollardan elde edilen ses kayıtlarının günümüz koşullarında haberleşme özgürlüğünü engellediği bir gerçektir.
Haberleşme özgürlüğü, kişinin temel haklarındandır. Demokratik toplumlarda kişilerin serbestçe haberleşmesi, insan kişiliğinin bir sonucu olarak görülmektedir. Bilindiği gibi haberleşme özgürlüğü ile kişilere kişiliğini serbestçe geliştirebileceği bir olanak sağlamak üzere özel bir dünya sağlanır; bu bakımdan özel hayatın gizliliği haberleşmenin gizliliğine dokunulmamasını kapsar. Haberleşme özgürlüğü, kişinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesi ve bu haberleşmenin ilgililerin izin ve onayı olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade eder kibahsetmiş olduğumuz karar şuan bu durumun tam tersi görünmekte. Hal böyle olunca insanların yasaya olan güvenlerinin de zedelendiği düşüncesindeyim. Zira bir tarafta Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bir haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği söz konusu iken diğer yanda tüm bunlara aykırı Yargıtay görüşü mevcut bulunmakta. Bilinmektedir ki yargı organlarının en temel görevi öncelikle yasayı uygulamak olmalıdır.Keza bugün rüşvet suçu için gelen bu istisna yarın kapsamı daha geniş bir hal alacak olup insanlar arasında bir güvensizlik durumu oluşturacağı da aşikardır.
Av. Zeynep Şahin
Çalışma Hayatı….
DİKKAT UYGULAMA BAŞLADI
2008 yılında çıkan bir yasa ile 10 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde işçi ücretleri patronlar tarafından Banka aracılığıyla ödenmesi zorunlu hale getirilmişti. İşçi ücretlerinin ödenmesi konusunda yeni bir düzenleme 1 Haziran Çarşamba günü başladı.
5 işçi ve üzerinde işçi çalıştıran işyerlerinde Patronlar artık işçi ücretlerini Banka aracılığıyla ödemek zorundalar. 21.05.2016 tarih ve 29718 sayılı Resmi Gazete’ de Yayımlanan "Ücret, Prim, İkramiye Ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile, ücretlerin bankalar aracılığı ile ödenmesinde 10 olan işçi sayısı alt sınırı 5’e düşürüldü.
Bu kanun 1 Haziran 2016 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.
Yeni yasal düzenlemeye göre Basın İş Kanununa tabi işyerleri ile Deniz İş Kanununa tabi olan işyerlerini de kapsamaktadır. Yeni yasal düzenlemeye göre ;
* Değişiklik Yönetmeliği 2.maddesi gereği; 5953 sayılı Kanuna tabi basın işverenleri, kurumda çalışan gazeteci ve İş Kanunu'na tabi işçi sayısının toplamının en az 5 olması durumunda, ücretleri banka aracılığıyla ödeyecek.
* Değişiklik Yönetmeliği 4.maddesi gereği Deniz İş Kanunu'na tabi olarak en az 5 gemi adamı çalıştıran işletmeler ücret ödemelerini bankalar aracılığıyla yapacak.
* İşyerleri ve işletmelerinde İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı işverenler ile üçüncü kişiler, Türkiye genelinde çalıştırdıkları işçi sayısının en az 5 olması hâlinde, ücret ödemelerini bankalar aracılığıyla yapacaklardır.
Kanun Türü 01.01.2009-01.06.2016 01.06.2016
5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla İlgili Kanuna Tabi İşyerleri Türkiye genelinde en az 10 gazeteci (Gazeteci dışında İş Kanuna tabi işçi de çalıştırıyorsa, her ikisinin toplamı) Türkiye genelinde en az 5 gazeteci(Gazeteci dışında İş Kanuna tabi işçi de çalıştırıyorsa, her ikisinin toplamı)
854 sayılı Deniz İş Kanununa Tabi İşyerleri Türkiye genelinde en az 10 gemi adamı Türkiye genelinde en az 5 gemi adamı
4857 sayılı İş Kanununa Tabi İşyerleri Türkiye genelinde en az 10 işçi Türkiye genelinde en az 5 işçi
Arabulucu Avukat
Aylin Akbay Rende
Yorumlar