banner110

SOSYAL HUKUK

Sonunda bu da oldu. AKP sözcüsü ve genel başkan yardımcısı Ömer Çelik kameralar önünde siyasi iktidarın yargıyı kendine bağladığını itiraf etti.

19 Nisan 2016 Salı 01:32
banner77
SOSYAL HUKUK
 BUNUN ADI DARBE

Sonunda bu da oldu. 
AKP sözcüsü ve genel başkan yardımcısı Ömer Çelik kameralar önünde siyasi iktidarın yargıyı kendine bağladığını itiraf etti. 
Aslında bir süredir bu gerçek sık sık dile getiriliyordu. Yargının tamamen AKP’nin denetimi alında olduğu, bağımsız davranamayarak taraflı kararlar verdiği ve adalet denilen mekanizmanın bütünüyle ortadan kalktığı eleştirileri neredeyse her toplumsal kesim tarafından gündeme getiriliyordu. Şimdi de iktidar kanadının yöneticilerinden bir bir itiraflar gelmeye başladı. 
AKP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in sözleriyle işte o açıklama; 
 “Bu sistemde parlamento denetim görevini yapamıyor. Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacak diye yeni sistem tartışmalarının önünü tıkamaya çalışanlar bilsinler ki ortada bir kuvvetler ayrılığı yok. İktidar partisi yasamayı da alıyor, yürütmeyi de alıyor eline. Biz eğer güç peşinde koşsak deriz ki ‘Yasama da bizde, yürütme de bizde, o zaman mesele yok.’ Kuşkusuz yürütme gücü bizde, yasama gücü de bizde.” 
Bu sistemde yani AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2016 Türkiye’sinde parlamento denetim görevini yapamıyormuş.
 Peki bunun suçlusu ve sorumlusu kim?
•Parlamentoyu yani TBMM’ni işlevsiz ve iktidarın paravan şirketine dönüştüren,
•Çocuk istismarını önlemek için araştırma önerilerini bile ret eden
•Terör olaylarını önlemek için inceleme yapılmasını engelleyen
•Nihayetinde egemenliğin kayıtsız ve şartsız millette olduğunun simgesi olan meclisin sarayın gölgesine boğduran AKP iktidarı değil mi? 
Yine AKP Genel Başkan yardımcısına göre kuvvetler ayrılığı da yokmuş. Yasama da yürütme de Yargı da ellerindeymiş. 
Kesinlikle haklı. 
AKP iktidarı ülkenin yarım porsiyon demokrasisini de yok etti. Tüm kuvvetleri elinde topladı. Bu ülkede artık görünürde demokrasi bile yok. Anayasanın koruduğu tüm kurumların içini boşalttı. Yargı mekanizmasını kendine bağlayarak muhalifleri bertaraf etmenin maşası haline getirdi. Yürümek, konuşmak, eleştirmek, protesto etmek AKP lehine olmadıkça yasak. Adalet mekanizmasının dişleri söküldü. Çark sadece ve sadece iktidar mensupları için işliyor. 
Yasama organı da sarayın talimatlarını yerine getiren, torba yasalarla ülkenin kaderini sadece bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak saçmalıklara terk eden bir asalak görünümünde. 
Bunları iflah olmaz bir muhalif olarak ben söylemiyorum. 
AKP iktidarının en yetkili ağızları, ülkedeki her kurumu ve yetkiyi kendine bağlamak için sabırsızlık içinde çırpınan muktediri  “Başkan” yapmak gerektiğini anlatırlarken itiraf ediyorlar. 
Süslü kavramlarla gizlenmek istense de bunun adı DARBE’ dir. AKP iktidarı devletin yasama, yargı ve yürütme kurumlarına el koydu. Ülkede bir parti devleti hüküm sürüyor. Şimdi de bu fiili durumu, yani diktatörlüğü,  “BAŞKANLIK SİSTEMİ” adıyla yasallaştırmanın gayretinde.  Kaldı ki tüm tarih boyunca “başkanlık” isteyerek demokratik hakların korunduğu veya ilerlediği bir pratik yoktur. 
İnsanlık tarihi ‘başkanlık’ isteyerek sadece demokratik hakların kısıtlandığı durumlara tanık olmuştur. Türkiye’de de yaşadığımız pratik budur. Gerisi laf-ı güzaf….

Av. Bülent AKBAY

ANAYASA MAHKEMESİ’ NDEN UZUN SÜREN YARGILAMAYLA İLGİLİ ‘MAKUL SÜRE’ KARARI

Bürokrasinin ağır işleyişi ve uzun yargılama faaliyetleri çoğu meslektaşımın ve vatandaşın müzdarip olduğu konuların başında yer almaktadır. Taraf sayısının çokluğu, bilirkişi incelemesinin uzun süre yapılamaması, tebligat işlemlerinin eksik veya hatalı uygulanması ve buna bağlı davalar da yargılamayı seneler içerisinde bir arpa boyu mesafe kat edemez hale getirmektedir.  Yurttaşların adil yargılanma hakkı Anayasa’ da ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ nde(İHAS) güvence altına alınmıştır. Ancak konunun Türkiye uygulaması idarenin pek de bu hakka riayet etmediğini göstermemektedir. Anayasa Mahkemesine doğrudan başvuru hakkının getirilmesi sürecinden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ ne yapılan şikayetlerin büyük çoğunluğunu adil yargılanma hakkının ihlali oluşturmaktaydı. Günümüzde de bu durumun değiştiğinden pek söz edememekteyiz
On üç yılı aşkın süren iktidarında AKP hükümetinin kendisini doğrudan ilgilendiren konuların haricinde yargılama faaliyetlerini pek de önemsemediği açıktır. Cumhurbaşkanı bir taraftan Ergenekon ve Balyoz sürecinin ‘Savcısı’ olduğunu belirtirken diğer taraftan ‘kandırıldığını’ söyleyerek aynı davalardaki sorumluluğundan kaçabilmektedir. Söz konusu davalardaki süreci dün gibi hatırlamaktayım. Tarih bu davaları, iktidarın güdümündeki yargı organlarının insan haklarını askıya aldığı süreçlerle hafızamıza kazımıştır. Uzun tutukluluk süreleri, gizli tanıklığın suiistimali, sahte belgelerin hükme esas alınması bu iktidar döneminde yaşanmıştır. Bilinmelidir ki ‘kandırıldık’ argümanıyla günah çıkarılmasının kamu vicdanında karşılığı bulunmamaktadır. 
Adalet Bakanı’ nın vizyonuna bakacak olursak; adil yargılanma yeni adliye binalarının inşası, Adli Zaman Yönetimi Projesi!, ceza evlerine yenilerinin eklenmesinden öte gidememiştir. Aynı bakan İstinaf mahkemelerinden bahsederken ha açıldı ha açılacak söylemini yinelemektedir. 2004 yılından bu yana yargı gündeminde olan Bölge Adliye Mahkemeleri’ nin,  ‘besmeleli’ açılışlarını sabırsızlıkla beklemekteyiz. Gerçekten de ülkemizde adalet kavramı için durum budur: Ha geldi, ha gelecek!
Uzun süreli yargılama faaliyeti sonucu adil yargılanma hakkının ihlali sebebiyle Anayasa Mahkemesi’ ne yapılan bireysel başvurulardan birinde mahkeme, şu ifadelerle başvuran lehine tazminata hükmetmiştir: “Başvuruya konu tazminat davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın niteliği, maddi olayların karmaşıklığı gibi kriterler dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık nitelikte olduğu anlaşılmışsa da somut başvuru açısından, daha önce verilen kararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz konusu on dört yılı aşkın bir süredir devam eden yargılama sürecinde, makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.” 
Karara konu yargılama 2001 yılından günümüze devam etmiş tapu iptali ve tesciliyle ilgiliymiş. Pek de yabancısı olmadığımız bir durum. Çoğu müvekkilden “o davalar on yıl sürüyor” serzenişini duymuş olmamız muhtemel. İşte tam da doğrudan yurttaşın mülkiyet hakkını ilgilendiren bir dava. Mevzu geç gelen adaletin, tazminatı da beraberinde getirmesi beklentisinden öte olmalıdır. Adil Yargılanma hakkının ihlalinin pansumanı da yurttaşın cebine yansımaktadır.  
Av. Ömer Gökhan ÇELİK  

Nedir, Ne Değildir…
TORBA YASAYLA AYVA ZİYAFETİ 
TBMM’de geçtiğimiz hafta yine bir ‘torba’ yasa kabul edildi. Ülkemizde hiçbir iktidar yasama organını bu şekilde kullanmadı. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan yasa değişiklikleri tek bir yasal düzenleme ve oylamayla meclisten geçiyor. Diğer bir anlatımla ‘elmayla armutlar’ aynı sandıkta toplanıyor ve bu birbirine benzemezler ‘AYVA’ niyetine halka yediriliyor.  Biz hukukçular en azından halkın bilgilenme hakkına saygıyla olup biteni bu satırlardan yazma ihtiyacı duyuyoruz.   
İşte yasayla getirilen yeni düzenlemeler ve yorumlarımız.          
Rant Muslukları Sonuna Kadar Açıldı
Diyarbakır’ın Sur ilçesinin yeniden inşasının yasal altyapısının oluşturulduğu yasaya göre hükümet, ‘kamu düzeni ve güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu yerlerde’ de riskli alan ilan edebilecek. Böylece riskli alan ilanı genişletilmiş oldu. Bu olağanüstü yol olağan bir uygulamaya dönüşüyor. 
Riskli alan kararına karşı Resmi Gazete’ de yayımı tarihinden itibaren dava açılabilecek. Uygulama işlemleri üzerine ise riskli alan kararına karşı dava açılamayacak. Bu maddeyle halkın uygulama işlemi sırasındaki hak kayıpları için itiraz hakkı yok edildi. 
Riskli alanlardaki konutlar üzerindeki intifa hakkı, ipotek ve haciz gibi şerhler, riskli alanlar yıkıldıktan sonra tapuda işlem yapılmasına engel teşkil etmeyecek ve yapılacak işlemlerde muvafakat aranmayacak. 
•Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında satışı yapılacak hisseler üzerinde bulunan ipotek, ihtiyati haciz, haciz ve intifa hakkı gibi gibi haklar satış işlemine engel teşkil etmeyecek. Son iki düzenlemeyle riskli alan ilanı yapılan yerlerde zorla müdahalenin önündeki tüm engeller ayıklanıyor. Rant çevreleri için halkın canı da malı da feda ediliyor.

Sigorta Şirketlerine Koruma Kalkanı ,

•Zorunlu trafik sigortasında getirilen değişikliğe göre, hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri kapsam dışı kalacak.
•Uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin getirilen yeni düzenlemeye göre de, zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortası için dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunacak. 
•Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren, 8 iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödeyecek.  Bu düzenlemelerle %90’ı yabancı yatırımcıların elinde. Anılan torba yasa ile sigortalıların zaten yetersiz olan mali güvenceleri bu düzenleme ile daha da eksiltiliyor. Yani ‘halktan alıp şirketlere verelim’  zihniyeti maalesef tam gaz devam ediyor. 

Diğer Değişiklikler…

•İstanbul Avrupa Yakası Proje Alanı içerisinde yer alan mera, yaylak ve kışlak gibi orta mallarının vasıfları, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca bu kanun hükümlerine bağlı kalınmaksızın resen kaldırılacak ve bu taşınmazlar Hazine adına tescil edilecek.

•Terör mağdurlarının eş ve çocuğunun bulunmadığı durumlarda kardeşle birlikte anne ve baba da istihdam hakkından yararlanacak.  Hak sahiplerinden istihdam hakkını kullanacak 45 yaşından küçük herhangi bir kişinin bulunmaması durumunda 45 yaşından büyük hak sahipleri istihdam hakkından yararlanabilecek.
•15 bin polis ve 2 bin 610 sosyal güvenlik denetmeni alınacak. 
•Terörizme finansman sağlayan şirketlere kayyım atanabilecek ve soruşturmalarda teknik araçlarla izleme önlemine de başvurulabilecek.
• 25 yaşa kadar olan genel sağlık sigortası prim borçları siliniyor.
•Yaşlı aylığının bağlanmasına ilişkin yapılan muhtaçlık hesaplanmasında, hane içindeki kişi başına düşen milli gelir tutarı yerine, aylık başvurusunda bulunan kişinin kendisi ile eşinin gelir tutarının hesaplanması suretiyle muhtaç olup olmadığına karar verilecek.
•Yaşlı aylığından yüzde 70 ve üzeri engelli aylığına geçişlere ilişkin yapılan muhtaçlık hesaplamasında, tüm engelli aylıklarında geçerli olan hane içerisinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı dikkate alınacak.
• İşçiler izin sürelerini, bir bölümü 10 günden az olmamak ve tarafların anlaşması kaydıyla, üçten daha fazla bölebilecek. Kamu arazisi tahsis edilen turizm işletmelerinin 2016 yılı için ödemesi gereken kira ve tahsis gibi borçları bir yıl ertelenecek.

Arabulucu Av. Aylin Akbay Rende 

HAKİM, SAVCI VE AVUKATLIK SINAVI BİRLİKTE YAPILACAK! 
Adalet bakanı Bekir Bozdağ geçtiğimiz günlerde yapılan Uluslararası Hukuk Klinikleri Sempozyumu açılışında yapmış olduğu konuşmada hakim, savcı ve avukat olmak isteyen hukuk fakültesi mezunlarının aynı sınava tabi olacağı bir sınav düzenlemişinin getirileceğini belirten açıklama yapmıştı. Yani avukatlık sınavı ve hakimlik ve savcılık sınavının ayrı ayrı olması yerine hepsi için bir sınava tabi tutulacağının önümüzdeki süreçte üzerinde durulacak konular olduğundan bahsetti.
Peki gerçekten avukatlar için öngörülen bu sınavın getirilmesinin amacı kaliteyi artırmak mı yoksa avukat sayısını mı azaltmak? Yapılacak sınav hukuk alanında beklenen kaliteyi getirecek mi? Ya da şöyle soralım hukuk fakültesinde 4 yıl boyunca aldığımız eğitim neden yeterli olamıyor? 
Açıkçası ciddi bir eğitim reformu, staja ve mesleğe kabul aşamalarının başarı değerlendirmelerinin yapıldığı bir sınav sistemi getirilmedikçe yalnız burada bahsettiğimiz ezber bir sınav sistemi olmayıp gerçekten mesleğin niteliğine uygun düşecek bir sistemin getirilmesi gerektiğidir. 
Ancak avukatlık mesleğini yapacak insanların bilgisi sınavla mı ölçülür, yapılacak sınav test usulü olup ezber sistemi yine beraberinde getirmeyecek mi? Kanımca yeterli bir sınav olmayacak.
 Maalesef hukukta her şey net değil. Hemen her konuda doktrinde Yargıtay kararlarında tartışma var ve çoğu sorunun cevabı net değilken test usulüyle yapılacak sınavın muhakeme yeteneğini ölçmeye yeteceği de tartışmalıdır. Aslında bu sınavla neyi ölçmeye çalışıyorsunuz diye sormak istiyorum. “4 Yıl boyunca hukuk fakültelerinde verilen dersler yeterli gelmiyor üzerine 1 yıl yapılan stajın da bir hükmü yok gel bakalım bir de bu ezber sınava gir; geçersen avukatsın” mı deniyor?...
Peki sınavı kazanamayan ne yapacak? Ortada mı kalacak? Yaşanacak psikolojik çöküntüden bahsetmiyorum bile. Amaç kalite mi yoksa sadece kişi elemek mi? Evet çarpık bir yoğunluk var ve bu sınavla çözülmeye çalışılıyor. Ancak bu durumu ezber sistemin dayatarak getirdiği sınavın ve yalnızca eleme mantığına dayanan sınavın çözüm olmayacağı kanısındayım. Ve yine yetersiz imkanlarla açılan ve giderek çoğalan hukuk fakültelerine bir sınırlama getirilmesinin önüne geçilemediği sürece bu profil ve niteliğin sağlanmasının mümkün olmayacağı kanaatindeyim.

Av. Zeynep ŞAHİN


Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99