banner110

SOSYAL HUKUK

Daha önce sayfamızda bahsedeceğim konu hakkında çeşitli haberlere yer vermiştik. AKP İktidarı döneminde adam kayırmanın, torpille personel alımının, “Kart Hamili Yakınımdır” uygulamalarının ardı arkası kesilmemiştir.

22 Mart 2016 Salı 10:33
banner77
SOSYAL HUKUK
 BU ÜLKEDE CESUR SAVCILAR DA VARDIR!

Daha önce sayfamızda bahsedeceğim konu hakkında çeşitli haberlere yer vermiştik. AKP İktidarı döneminde adam kayırmanın, torpille personel alımının, “Kart Hamili Yakınımdır” uygulamalarının ardı arkası kesilmemiştir. Bu uygulamalar yandaş patronlara ait şirketlerin vergi borçlarının silinmesinden tutun da Yargı Teşkilatına alınacak personelin seçilimine kadar her alanda halen mevcuttur. Bir tanıdığınız varsa yapılır. Bir yolu bulunur. Kamuya personel alımında, yazılı sınavlarda seçilemeyen “tanıdıklar” sözlü mülakatlarda pekala liste başı edilebilir. Liyakat olgusu, Cumhuriyetimizin hiçbir döneminde, bu iktidar döneminde olduğu kadar ayaklar altına alınmamıştır.

İktidar kendi zenginlerini yaratmış, kendi neferlerini devletin her kademesinde kadrolaştırmıştır. İronik şekilde bir kısmının “ihanetinden” memnun kalmamıştır. Paralel adı altında kendi oluşturduğu kadroları tasfiyeye dahi girişmiştir. 

Son günlerde meclise getirilmesi tartışılan dokunulmazlıkların kaldırılması konusu hakkında bir milletvekilinin feryadı ise olayın vahametini gözler önüne sermektedir. AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun tüm dokunulmazlıkları kaldıralım açıklamasının muhalafetten de destek görmesi sonrasında Twitter’danşu açıklamaları yapmıştır. 

“Bugün öğrendim; hakkımdaki fezlekelerden birinde şikayetçi paralel Asım Yıldırım'mış. Meğer Yargıyı ne iyi temizlemişiz!”

 “CHP'nin 'tüm dokunulmazlıklar kaldırılsın' önerisi, paralel tuzaktır. Paralel yargıçlar sudan tutuklamalarla hükümeti bile düşürebilir”

Ülkemizde hakka, hukuka güvenmektense konuyu “Paralele” bağlamak inanın ki gelenek oldu.  Yazık.

Kendi yargıçlarına güvenmeyen iktidarı bir kenarda bırakıp “Bu ülkede cesur savcılar da vardır” diyeceğim bir haberi aktarıyorum.

Adalet Bakanlığı’ nınAdli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığısınavını, 90 puanla kazanan ancak mülakatta elenen kızı nedeniyle Adalet Bakanlığı’nı sert dille eleştiren Cumhuriyet Savcısı Menderes Arıcan hakkında soruşturma başlatıldı.Savcı Menderes Arıcan daha önce yüksek puan alıp mülakatta elenen başarılı adayların listesini yayınlamıştı.9Bin hukukçu arasından 90 puanla 71’ inci sırada adli yargı hakimlik sınavını kazanan ancak mülakatta elenen kişiCumhuriyet Savcısı Menderes Arıcan’ ın kızı veya bir başkası olsun; böyle bir adaletsizliğe kim öfkelenmez ki! Savcı kimliğinden öte Sayın Menderes Arıcan baba olarak öfkesini, sitemini dile getirmiştir. Yıllarca verilen emeğinin karşılığı torpile heba edilmiştir. 

Daha sonra bakanlık soruşturma ile yetinmemiş ve Sayın Savcıyı HSYK 1. Dairesi eliyle Çanakkale Adliyesi’ndeki görevinden Malatya Adliyesi’ne sürmüştür.

Yapılan sürgün sonrası Cumhuriyet Savcısı Menderes Arıcan’ ın açıklamaları iftihar edilecek niteliktedir. Aynen aktarıyorum:

“Öncelikle şunu açık ve net belirteyim ki; bu tür baskı ve sindirme yöntemleriyle beni susturabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. 

Ben, sizin altlarına önce zırhlı Mercedes araba tahsis edip sonra da vatan haini ilan ettiğiniz Cumhuriyet savcılarına benzemem. 

Kendini sizin katibiniz gibi gören Cumhuriyet savcılarına da benzemem. 

Ben, kendisini sizin siyasi iradenin Cumhuriyet savcısı zanneden Cumhuriyet savcılarına da benzemem.

Ben bu ülkenin ve Cumhuriyetin savcısıyım.

Ben bu halkın ve milletin Cumhuriyet savcısıyım.

Gördüğüm ve vakıf olduğum her hukuksuzluk konusunda sessiz kalmayacağıma ve kamunun menfaatlerini canı pahasına korumaya yemin etmiş bir Cumhuriyet savcısıyım.

Bu güne kadar yazdığım, çizdiğim ve paylaştığım tüm paylaşımlarımın da arkasındayım.
O paylaşımlarımın altına bir kere daha imzamı atıyorum.
Malatya’dan, yeniden; sadece selamlar sayın Bakan.”

 Av. Bülent Akbay

KALİTE SINAVLA ARTAR MI?
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu geçtiğimiz günlerde avukatlık sınavı ve mesleki yeterlilikle ilgili açıklamalarda bulundu.
Feyzioğlu açıklamasında “2010 yılında 70 bin olan avukatsayısı, 5 yılda yüzde 35 artarak 95 bine dayandı. Avukat sayısındaki kontrolsüz artışa acil bir önlem alınmazsa ileride çok sayıda avukatın işsiz kalabileceği” uyarısında bulundu.
Mesleki yeterliliğe ilişkin avukat sayısındaki artışla birlikte mesleki kalitenin de giderek düştüğüne dikkat çeken Feyzioğlu, “Şu anda stajyer avukat sayısı da 14 bin civarında. 60 binin üzerinde öğrenci ise önümüzdeki 5 yılda hukuk fakültelerinden  mezun olacak. Bu, önümüzdeki 5 yılda avukat sayısının yüzde 60’ın üzerinde artması demek. Avukat sayısındaki bu kontrolsüz artış, bir yandan kaliteyi düşürüyor, diğer yandan meslek disiplinini olumsuz etkiliyor” diye konuştu.
Feyzioğlu avukatlık sınavına ek olarak  ilk defa “Stajyer Avukatlık Sınavı” nın da gündeme alınmasını istediklerinden bahisle “Avukatların herhangi bir sınava girmeden avukatlık görevini üstlenmelerinin mesleğin kalitesine zarar verdiğini söyledi. Feyzioğlu, “Kaliteyi korumak ve zaman içerisinde yükseltmek adına avukatlık sınavı ile avukatlık stajına giriş sınavını ayrı ayrı getirmemiz gerekiyor. Bütün olumsuzluklarına rağmen çoktan seçmeli soru-cevap türü tercih edilmeli. Mülakat gibi sübjektif bir aşama da olmamalı” dedi.
Son yıllarda avukatlık mesleğinde yaşanan nitelik sorununun, en basit yolla, sınava tabi tutularak çözülebileceğini savunmak kolaycılıktan başka bir anlam ifada etmez. AKP İktidarı döneminde her ile,hatta her ilçeye üniversite götürülmesi icraatı sadece avukatlık mesleğine zarar vermemiştir. Bugün her meslek grubunda hissedilmeye başlanan nitelik sorunu bu anlayışın eseridir. Taşraya taşınan üniversitelerin öğretim kadrolarındaki eksiklik, bu üniversitelerin adeta donanımsız bilim yuvaları halini almalarına sebebiyet vermiştir. 
Sayın Feyzioğlu ülkemizde yaşanan üniversite artışına sessiz kalmıştır. Sorunun çözümü, getirilecek kademeli sınavlarda değildir. Öncelikle üniversitelerin içi asgari akademik kadrolarla doldurulmalıdır. Sınavla kalitenin artmasını beklemekhiçbir bilimsel gerçeğe uygun düşmez. Sayın Feyzioğlu’ na hatırlatmak gerekirse; çoktan seçmeli olarak düzenlenen bir sınava tabi tutulan ve okuma yazma bilmeyen bir kişinin tüm soruları doğru cevaplama olasılığı maalesef halen sıfır değildir. 

Av. Ömer Gökhan Çelik

AİHM'E BAŞVURU SÜRESİ KISALDI!

İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Değişiklik Getiren 15 No’lu Protokolün Onaylanması; 2016/8577 karar sayılı kararıyla Resmi Gazete'de yayımlandı.Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan tasarı “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye (Sözleşme) Değişiklik Getiren 15 No’lu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair” AİHM’e yapılan bireysel başvuruların kabul edilebilirlik koşullarını düzenleyen Sözleşmenin işbu 35’inci maddesinde yapılan bu önemli değişiklik AİHM’e başvuru süreleri 2 ay daha kısalıyor ve 4 ay oluyor. Bunun gerekçesi iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve üye ülkelerdeki benzer süreler olarak gösteriliyor. Bu önemli bir gelişme olup bu gelişmeden haberdar olunmaması halinde birçok hak kaybı ortaya çıkabilecektir. Zira AİHM kapısına dayanan şahıslar hali hazırda birçok mağduriyetle karşı karşıya kalmış ve kendi ulusal Adalet Sistemlerinden aradıklarını bulamamış, son bir umutla AİHM’e başvuru yapan şahıslardır. Ne yazık ki, AİHM’ne Türkiye hakkında açılan davalardan çoğu, “adil yargılanma hakkı” ve bu hakkın dâhilindeki “makul süre” ile ilgilidir ve açılan davaların çoğu da “adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği…” şeklinde sonuçlanmaktadır. AİHM’nin verdiği kararlarda, yasal düzenlemelerdeki eksikliklerden ziyâde, kanunlarla tanınmış olan hakların etkin ve verimli şekilde taraflara kullandırılmamasından dolayı ihlâl kararları verdiği görülmektedir. Diğer bir deyişle, ihlâl sebeplerinin yasal eksikliklerin ve farklılıkların yanında önemli ölçüde yargılama organlarının hatalarından da kaynaklandığı görülmektedir. Türkiye’de, “hukuk devleti” anlayışının ve etkin bir yargılama faaliyetinin  olmazsa olmaz koşulları olarak kabul edilen hususların eksik olması, hukuk devletine olan güveni de sarsmaktadır. Genel olarak toplum, yargıdan ve adâletin işleyişinden hoşnut değildir. “Bu ülkede adalet yok…” ya da “yapanın yanına kâr kalıyor…” gibi düşünceler, çok yaygın biçimde dile getirilmektedir. Yasalarımızda her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve diğer uluslararası sözleşmelerde yer alan hakları kabul etsek de; söz konusu olan bu hakların yerleşmesi ve ülkemizdeki insan hakları standartlarının yükseltilmesi için yeterli değildir. Asıl önemli olanın ise, yapılan bu düzenlemelerin uygulanması ve hayata geçirilmesidir. Ancak ’insan hakları’’ şuan sadece yasalarda ki yerini almış uygulamada is e hava da kalmıştır.  Bu nedenlerle Protokol’ün getirdiği yeni düzenlemelerin gözden kaçırılması durumunda büyük hak kayıpları yaşanacağı da aşikardır.

Av. Zeynep Şahin

Feragatin Müteselsil Borç İlişkisine Etkisi Üzerine Örnek Bir Karar


Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’ nin oybirliği ile almış olduğu karara göre müteselsil borçluların aralarındaki borç ilişkisinin kapsamı, davacı/alacaklının feragatıyla hakkında feragat edilenin kusuru oranında azalarak yeniden şekillenmektedir. Müteselsil borçlulardan biri hakkındaki davadan feragat edilmesi halinde diğer davalılar feragat edilenin davalının kusuru oranında sorumluluktan kurtulur. Bu yönüyle kararın meslektaşlarıma karşılaştıkları meselelerde faydalı olacağını düşünmekteyim. Karar aşağıda paylaşılmıştır.
YARGITAY21. HUKUK DAİRESİEsas No:2010/11343, Karar No:2012/5512
ÖZÜ : Davacı, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalı müteselsil borçlulardan birisi hakkındaki davasından feragat ederse, diğer davalılar, feragat edilenin kusuru oranında sorumluluktan kurtulurlar. Bu gibi hallerde feragat edilenin kusuru düşüldükten sonra bulunacak kusur oranı üzerinden maddi ve manevi zarar belirlenir. Davacı, bir kısım davalılar hakkındaki davadan feragat ederek bu davalıların kusuruna isabet eden kısım için hüküm kurulmamasını talep ettiğinden, müteselsil sorumlu davalıların toplam kusur oranı %55 kabul edilerek maddi ve manevi zararın belirlenmesi gerekirken mahkemece davalıların kusur oranının % 90 olduğu kabul edilerek maddi ve manevi zararın belirlenmesi yanlış olmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerekir.
DAVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan S… Tur. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Sezai Öztürk tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KARAR: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacı ve davalı S… Tur. İnş. San. ve Tic. AŞ’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazasına uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 90,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılar N. K. ve S… Turizm Ticaret İnşaat Sanayi A.Ş’ nden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalılar M. T. ve M… San. ve Tic. Ltd. Şti hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, davalı K… Ltd. Şti hakkındaki davanın kusuru bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Davacı, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalı müteselsil borçlulardan birisi hakkındaki davasından feragat ederse, diğer davalılar, feragat edilenin kusuru oranında sorumluluktan kurtulurlar. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 147/2 ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 168/2 maddesine göre alacaklı, borçlulardan birinin durumunu diğerlerinin zararına olarak iyileştirirse bunun sonuçlarına katlanır. Bu gibi hallerde feragat edilenin kusuru düşüldükten sonra bulunacak kusur oranı üzerinden maddi ve manevi zarar belirlenir.
Somut olayda, davacı, 26.12.2008 tarihli dilekçesi ile davalılardan M… San. ve Tic. Ltd. Şti ve M. T. aleyhine açtığı davadan feragat ederek bu davalıların kusuruna isabet eden kısım için hüküm kurulmamasını talep ettiğinden, müteselsil sorumlu davalıların toplam kusur oranı % 55 kabul edilerek maddi ve manevi zararın belirlenmesi gerekirken mahkemece davalıların kusur oranının % 90 olduğu kabul edilerek maddi ve manevi zararın belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3-Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda ( tazminat davaları ) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Diğer yandan, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekir.
Somut olayda, Kurumun olayı iş kazası kabul ettiği ancak davacıda oluşan maluliyetin kesin olarak saptanmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacı vekiline maluliyetin belirlenmesi amacıyla yapılacak işlemler, davacının yapması gerekenler ve sonuçlarının yöntemine uygun bir biçimde hatırlatılması ile yetinilmesi gerekirken 1166 sayılı Avukatlık Kanunu ve 1086 sayılı HMK’ya göre avukatın, müvekkilini duruşmada hazır etme hak ve yetkisi bulunmadığı halde davacı vekiline davacıyı mahkemede hazır etmesi gerektiğine yönelik ihtarlı ara karara hukuken değer verilemez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın maluliyet oranı kesin olarak belirlenmeden ve iş kazası sigorta kolundan sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için Kuruma başvurmak üzere davacıya önel verilmeden yazılı şekilde maddi ve manevi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
4-Davacının maluliyet oranı kesin olarak belirlendikten sonra % 10 ve üzerinde sürekli işgöremezliğe uğraması halinde sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı açık olup  davacının maddi zararı belirlenirken davacıya ödenen geçici işgöremezlik ödeneğinin kurumdan sorularak maddi zarar miktarından düşülmesi gerektiği halde iş kazası sonucu kalça kemiği kırılan ve 58 gün süreyle tedavi gören davacıya geçici işgöremezlik ödeneği ödenip ödenmediği ve ödenmiş ise miktarı sorulmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de, davalılardan N. K. ve S… Tur. İnş. San. ve Tic. A.Ş. yararına reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmedilmiş ise de red sebebi ortak olan bu davalılar yararına tek avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin ve reddine karar verilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan avukatlık ücretinin kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarı üzerinden hükmedilen avukatlık ücretini geçemeyeceğinin düşünülmemesi doğru değildir.
Yapılacak iş, davacıya, Kuruma müracaat ederek sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi giderek iş kazası sigorta kolundan sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için önel vermek ve sonucuna göre müteselsil sorumlu davalıların toplam kusur oranını % 55 kabul ederek 4447 sayılı Yasanın16.maddesiyle 506 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değerini Kurumdan sormak, bildirilen miktarı hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak ve 60 yaştan sonra bakiye ömrüne kadar (pasif dönemde) asgari ücret esas alınarak hesaplanan tazminattan indirerek davacının maddi ve manevi zararını belirlemek, dosyada bulunun 25.12.2004 tarihli ibranamenin hukuken geçerli olup olmadığını ve kapsamını ( maddi ve/veya manevi ), borcu sona erdirip erdirmediğini ve hangi davalı açısından hukuki değer ifade ettiğini belirlemek, davacıya geçici işgöremezlik ödeneği ödenip ödenmediğini ve ödenmiş ise miktarını Kurumdan sorarak davacının maddi zararından indirerek davacının maddi zararını belirlemek ve uygun bir miktar manevi tazminata karar vermekten ibarettir.
O halde davacı ve davalı S… Tur. İnş. San. Ve Tic. AŞ’ nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 09.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Av. Ömer Gökhan Çelik

 İFLAS EDEN ŞİRKETİN ÇALIŞANI PARASINI NASIL ALIR?
Son dönemde birçok şirketin iflas erteleme başvurusu yaptığı bir gerçek. Bu durum ‘suistimal’ var mı tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Peki iflas eden şirketin çalışanı, parasını alabilir mi? Tabii ki ‘Garanti Fonu’ndan alabilir.Ancak buradaki sistem gibi “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” da gelmeli.

Halen tartışılan ve yakında yasalaşacağı belirtilen “Kıdem Tazminatı Fonu” yerine tıpkı işçiler için “Ücret Garanti Fonu”, işverenler için “Kredi Garanti Fonu” gibi işvereni acze düşmüş veya iflas etmiş şirket çalışanları için “Kıdem Tazminatı Garanti Fonu” kurulmalı… İşverenin ödeme güçlüğüne düşmesi halinde işçilerine yapamadığı son üç aylık ücret ödemeleri, hem de kesinti yapılmadan Ücret Garanti Fonu’ndan ödenir. Ödeme için başvuru yapan işçiden bazı belgeler istenir.

4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun Ek 1’inci maddesinde, “Bu kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işverenin konkordato ilan etmesi, işveren için aciz vesikası alınması, iflası veya iflasın ertelenmesi nedenleriyle işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde geçerli olmak üzere, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan üç aylık ödenmeyen ücret alacaklarını karşılamak amacıyla İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında ayrı bir Ücret Garanti Fonu oluşturulur.

Bu madde kapsamında yapılacak ödemelerde işçinin, işverenin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde çalışmış olması koşulu esas alınarak temel ücret üzerinden ödeme yapılır. Bu ödemeler 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 78’inci maddesi uyarınca belirlenen kazanç üst sınırını aşamaz.
Ücret Garanti Fonu, işverenlerce işsizlik sigortası primi olarak yapılan ödemelerin yıllık toplamının yüzde biridir. “Ücret Garanti Fonu’nun oluşumu ve uygulanmasıyla ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” denilmiştir.

Buna göre, çalışanlarına ücret ödemesi yapamayan işveren,
1- Konkordato ilan etmişse,
2- Aciz vesikası almışsa,
3- İflas kararı alınmışsa,
4- İflas ertelenmiş olsa dahi çalışanların son üç aylık ücretleri Ücret Garanti Fonu’ndan ödenir.
İşçinin bu parayı alabilmesi içinse;
1- Son bir yıldır aynı işyerinde çalışmış olması,
2- İşverenin ücretlerini ödememiş olması gerekir.

BAŞVURU VE GEREKLİ BELGELER

İŞKUR’a Ücret Garanti Fonu’ndan para isteyen bir işçi, aşağıdaki durumlara göre belirlenen belgeleri götürmek zorundadır.

- Kurum tarafından ücret alacağının ödenebilmesi için iş sözleşmesinin devam edip etmediğine bakılmaksızın,

a) İşveren hakkında aciz vesikası alınması durumunda, icra dairesinden alınan aciz vesikası veya 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 105’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca alınacak hacze kabil mal bulunmadığına ilişkin haciz tutanağı ve işveren tarafından düzenlenen işçi alacak belgesi,

b) İşverenin iflası durumunda, mahkemece verilen iflas kararı veya İcra ve İflas Kanunu’nun 166’ncı maddesi uyarınca iflas kararının ilan edildiğini gösteren belge ve iflas dairesi veya iflas idaresi tarafından onaylanan işçi alacak belgesi,

c) İşverenin iflasının ertelenmesi durumunda, mahkemece verilen iflasın ertelenmesi kararı veya İcra ve İflas Kanunu’nun 166’ncı maddesi uyarınca iflasın ertelenmesinin ilan edildiğini gösteren belge ve kayyum tarafından onaylanan işçi alacak belgesi,

ç) İşveren hakkında konkordato ilan edilmesi durumunda, mahkemece verilen konkordato mühlet kararı veya İcra ve İflas Kanunu’nun 288’inci maddesi uyarınca konkordato mühlet kararının ilan edildiğini gösteren belge ve konkordato komiseri veya konkordato tasfiye memuru tarafından onaylanan işçi alacak belgesi.


Stj. Av. Feyza Gezmen



Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99