banner110

SOSYAL HUKUK

Türkiye uzun zamandır hukuk devletinden uzaklaştı. Hak ve hukuk arayışı ‘nafile’bir çaba olarak görülüyor.

07 Mart 2016 Pazartesi 17:27
banner77
SOSYAL HUKUK
Kabile Devleti Hukuku

Türkiye uzun zamandır hukuk devletinden uzaklaştı. Hak ve hukuk arayışı ‘nafile’bir çaba olarak görülüyor. Her geçen gün durum biraz daha kötüye gidiyor. Yapılanlara hukuk penceresinden bakmak, bu çerçeveden açıklamalar yapmak mümkün görünmüyor. Bir akıl tutulması yaşanıyor dersek abartmış olmayız. Son birkaç gün içinde yaşananlara bakalım;

1- Parasını verir Tutuklarım

·       Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu bireysel başvuru hakkını kullanan Can Dündar ve Erdem Gül için “hak ihlali” kararı verdi. Cumhurbaşkanı “uymuyorum, saygı duymuyorum” dedi. Arkasından Adalet Bakanı ve hükümet yanlısı basın izahı mümkün olmayan bir üslup ve öfkeyle kurul üyelerini lince kalkıştılar.

·       Keşke burada kalsaydı herşey. Öyle olmadı maalesef. Önce Cumhurbaşkanı alt mahkemeye Anayasa Mahkemesine uymama çağrısı yaptı. Direnme çağrısı yaparken savcıya itiraz talimatı verdi. Tutuklanmanın ardıdından AHİM’e giderlerse “en fazla tazminat ödenir” beyanında bulunarak hiçbir kural ve yasayla bağlı olmadığını deklare etti.

·       Adalet bakanı ve Başbakan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını ortadan kaldıracak veya işlevsiz hale getirecek bir düzenlemeyi meclise getirmeye hazırlandıklarını duyurdular. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu açan düzenlemenin ardından henüz birkaç yıl geçmişken, ‘sırf siyasi iktidarın talimatlarını yerine getirmiyor diye’  değişiklik yoluna gitmek, siyasi iktidarın tesadüfen dahi verilen hukuk devletini duyumsatan kararlara tahammülü olmadığını gösterdi.

2- Demokrasi Ve Yargı Askıda Kayyum Devrede

 2007'de TMSF Sabah-Atv'ye kayyum atamış ve akibinde ülkenin en büyük basın kuruluşlarından biri AKP hükümetinin vesayetine geçmişti. Bugün Sabah-ATV medya grubunun hangi yaban ellerde nasıl bir işlev gördüğü herkesçe malum.

·       Ardından İpek Koza Holding'e kayyum atandı. Çok geçmeden Kaynak Holding’e ait milyarlık şirketlere, tv kanallarına ve gazetelere aynı yöntemle el konuldu. Bu milyarlık şirketler kayyum yönetimi altında iflas ettirildiler.

·        Son olarak ülkenin en çok satan  Zaman Gazetesi'ne de İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine kayyım atandı. Eş zamanlı olarak Boydak Holding’in üst yönetimi yine ‘paralel’ operasyonu nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandılar.

·       Kayyum kanunlara göre sadece belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için görevlendirilir. Yukarıda anılan uygulamalara bakıldığında öncelikle kayyumlar yayınların muhalif yapısını yok ediyor ve şirketler iflas ettirilerek yandaşlara peşkeş çektiriliyor. Dünyada bir benzeri olmayan bu uygulamaların sonuçlarına bakıldığında amacın sadece muhalif kesimleri bertaraf etmek olduğu anlaşılıyor. Sulh Ceza hakimlerinin siyasi iktidarın adeta tetikçisi olduğunu gösteren sayısız uygulamalarından yeni örnekler sergileniyor.

·       Anayasanın 30. Maddesi dikkat çekicidir. Madde “Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz” hükmünü barındırmaktadır. Anayasa uymayan hakim ve savcılara kim ‘hukukçu’  diyebilir ki ?

 3- AKP Herkes Düşman

Cumhurbaşkanı HDP’yi kastederek “bu partinin yöneticilerinin bedelini ödemesi gerekir diyorum. Dokunulmazlık zırhından bunları sıyırarak bedelini ödemeli. Parlamento gerekeni yapmalı ve bunların dokunulmazlıklarını kaldırmalı bedelini ödetmeli" demişti. AKP hükümeti bu beyanı talimat olarak algıladı ve dokunulmazlık fezlekelerini meclise taşıdılar.

·       Özetle AKP iktidarı muhalif olarak nitelendirdiği herkesi düşman olarak kodlayıp, bu düşmanı yok etmeye çalışan bir yapı haline dönüştü. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda kendine ketum davranan, yüzyılın yolsuzluk vakalarını bir bir kapatan AKP yönetimi, sadece muhalif olanların dokunulmazlıkları gündeme getirerek, kurdukları otoriter sistemin önündeki  her türlü engeli ortadan kaldırmak istiyor.

·       AKP yönetimi sarayın duvarları arkasına gizlenerek sorgulanmak ve hesap vermek istemiyor. Dokunulmazlıkların sadece belli milletvekilleri için kaldırılması bir gözdağından ibaret algılanamaz. Dokunulmazlıkların kısmen kaldırılması siyasi niteliğini ortaya koyuyor. Oysa dokunulmazlıklar siyasi faaliyetin güvencesidir. İşlenen yolsuzluk, cinayet, tecavüz, dolandırıcılık gibi suçlardan milletvekillerini muaf tutmak için değil. AKP yönetimi vekillerini bu yüz kızartıcı suçlardan dokunulmazlık zırhıyla korurken, asla yapılmaması gerekeni yapıyor. Dokunulmazlıkları  siyasi şantaj malzemesi olarak kullanıyor ve muhaliflerini bu yolla iğdiş etmeye çalışıyor.
4- Bir Gün Mutlaka 

·       Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yurdun birçok yerinde yürüyüş ve mitingler ‘güvenlik’ gerekçesiyle yasaklandı. Kadına şiddeti protesto eden kadınlar bizzat devleti temsil ettiğini ifade eden kolluk kuvvetlerince şiddete maruz bırakıldılar.

·       Son 10 yılda çığ gibi büyüyen kadın cinayetlerini, ayrımcılığı ve kadına yönelik şiddet sarmalına isyan etmek isteyen kadınlar kameraların önünde joplandı, gaza boğuldu, tomaların basınçlı sularıyla yerlerde sürüklendiler. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için sokağa çıkanlara plastik mermilerle cevap verdiler ve bazılarını gözaltına alarak bu ülkede demokrasinin, hukuk devletinin kırıntısı kalmayacağını dünyaya ilan ettiler.

·       Yasaklar sadece basın özgürlüğünü, hakim güvencesini, can ve mal güvenliğini değil, yasaklar insana dair tüm güvenceleri tehdit eder boyuta ulaştı. Toplantı ve gösteri hürriyeti, sokağa çıkma hürriyeti, düşünme ve düşündüklerini ifade hürriyeti topyekun siyasi iktidarın saldırısı altındadır.

·       Hilafetin kaldırılışının 92. Yıl dönümünde Ankara’da ‘Hilafet Konferansı’ düzenlenmesi ve bu konferansta yeni bir İslam devletinin kurulacağının ilan edilmesi hukukun, anayasanın ve özgürlüklerin neden rafa kaldırılmak istendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Yukarıda sadece bir hafta içinde gerçekleşen olayların bir kısmını değerlendirirken bu ülkede hiç kimsenin hukuk güvencesinin kalmadığını üzülerek gözlemekte olduğumuzu, yaşananlara artık hukuk ve adalet penceresinde bakılamayacağını vurgulamak istiyoruz. Kabile Devletinin Hukuku’nu evrensel hukuk normlarıyla değerlendirme ve yorumlama imkanı yoktur. Kabile Devletinin Hukuku kendi kurum ve kurallarına uymayan bir zorbalık düzenidir. Para ve iktidar sahibi olanların halkı kafasının estiği gibi yönetmeye kalktığı zulüm düzenidir. İşte bu nedenle her zorba yönetim bir gün mutlaka mazlumların direnişiyle yıkılır. Bugün ya da yarın ama birgün mutlaka…

 Av. Bülent Akbay     

BU DÜZEN ADALETSİZDİR

 Siyasal iktidarın ‘ her şey olur, her şey mümkün’ anlayışı salt neolibaralizmden öte,  artık doymak bilmez bir tek parti rejiminin iştahına işaret etmektedir.

Bu Düzen Adaletsizdir…

Hakkı, hukuku kendisine yoran, yandaşlarını daha da zengin etmek adına her türlü baskıcı tavrı takınan başka bir iktidara denk gelinmemiştir. İskenderun’ da Termik Santrali, Cerattepe’ de Maden Ocağını,  Akkuyu’ da Nükleer Santrali millet mi istemiştir?

Olmazsa olmaz mı demiştir?

Bu düzen Adaletsizdir.

Hukuksuzluğu öteler. Yasa çıkarır. Anayasa Mahkemesi iptal eder. Noktalama işaretiyle oynar, yine yasalaştırır. Anayasa Mahkemesi yine iptal eder. Usanmaz, aynı oyunu oynar.

Haaa  çok mu işbozan olur Anayasa Mahkemesi ? Hakkında atıp tutar. Kendi kurumu olması, başkanını Cumhurbaşkanı’nın seçmiş olması bir şey ifade etmez. 

Ne de olsa ayak bağıdır adalet. Gerektiğinde haddi bildirilir.

Bu düzen Adaletsizdir.

Millet iradesi denir. Doğru ya her yalana kılıf gerekir. Uzmanlık gerektiren yasama faaliyetine, temsili demokrasiye ne hacet! Referanduma gidilir gerekirse. Ülkedeki hak ihlalleri almış başını yürümüş.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,yurttaşlarımızın başvurularından biçare. Yazık onlara dosya yükleri azaltılmalıdır. İç hukuk yolları öyle kolay tükenmemelidir. Anayasa Mahkemesi’ ne bireysel başvuru hakkı tanınır. Çünkü milli irade öyle istemiştir!

Ama o da ne? İstenilen karar Anayasa Mahkemesinden  çıkmamıştır. Kolayı var. Tanınmaz. Pekala görmezden gelinebilir. Anayasa Yargısı da neymiş. Padişahın fermanı âladır.

Bu düzen Adaletsizdir.

Her iki kişiden biri bu iktidara oy vermiştir.

Karşılığı televizyonda mıdır?

Gazetede midir?

Son muhalif ekrana, gazeteye kayyum atanana kadar izlemeye devam edeceğiz anlaşılan. Mesele değil.

Survivor bize yeter.

Ünlüler kazanır, ünsüzler hayıflanır.

Ama unutulmamalıdır ki adalet bir gün hepimize gereklidir.

Av. Ömer Gökhan ÇELİK

Sorular Ve Cevaplar

 

Soru     : 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasının sebebi nedir ?                         

Cevap   : Her yıl 8 Mart’ta anılan Dünya Kadınlar Günü, aslında çok acı bir olaya dikkat çekmeği amaçlamaktadır.  8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladılar.  Ancak polisin işçilere saldırdı.  İşçileri fabrikaya kilitledi.  Yangın çıkardı. İşçiler fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamadı.  Sonucunda  çoğu kadın 129  işçi can verdi. 1910 yılında ise  Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında,  Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın " Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirir. Bu öneri oybirliğiyle kabul edilir. Birleşmiş Milletler 8 Mart’ı  1975 yılında   Dünya Kadınlar Günü olarak ilan etti. 1910 yılından bu yana dünyada 8 Mart Kadınlar Günü olarak anılıyor.

Soru    : 8 Mart’ın ‘güvenlik’ nedeniyle yasaklanmasının hukuki dayanağı var mı?

Cevap   : Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu Anayasadan dayanağını alan bir kanundur. Anayasanın ilgili maddesine göre herkes barışçıl yöntemlere sadık kalması koşuluyla izin almadan toplantı ve gösteri yapabilir. Türkiye’nin imza atmış olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de benzer hükümleri içerir ve Türkiye Devleti imza attığı sözleşmeye uymakla yükümlüdür. Güvenlik gerekçesiyle gösterilerin iptali istisnai bir durumdur. Devlet bu hakkın kullanılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Güvenlik devletin asli görevidir ve gösteri hakkının kullanılması için devlet güvenliği sağlamakla yükümlüdür. Devletin ‘güvenlik’ gerekçesini, yasaklamanın sebebi olarak göstermesinin izahı kolay değildir. Yasaklamalar genellikle siyasi tercihten kaynaklanmaktadır.

Soru    : Türkiye’de çalışan kadınların çalışma koşulları konusunda birkaç şey söyleye bilir mi siniz?

Çevap  : Türkiyede çalışma koşulları bir türlü istenen seviyede değil. 2015 yılında çalışan kadınlardan 117’si sağlıksız çalışma koşulları yüzünden hayatını kaybetti. Binlercesi yaralandı. Bu koşullarda kadın emeği sömürülmeye devam ediyor. 8 Mart etkinliklerinin yasaklanması ardında bu yoğun emek sömürüsü olduğu kanaatindeyim..

Stj Av.Feyza Gezmen



Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99