Giderayak havaalanında konuşan Recep Tayyip Erdoğan özetle; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun “ Basın ve ifade özgürlüğü” konulu kararı hakkında “ Karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık ve net söyleyeyim, verdiği karara da uymuyorum ve saygı da duymuyorum, mahkeme kararında direnebilirdi” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir Cumhurbaşkanının hezeyan dolu, hukuk devleti ilkelerini çiğneyen, dizginlenemeyen hırsının esiri kriminal bir şahsiyete tanık oluyor. Kendi koyduğu kuralları dahi çiğnemekten çekinmeyen, “ben yaptım oldu” anlayışıyla meclis başta olmak üzere tüm devlet kurumlarını “emir-komuta” zihniyetiyle zaptu-rapt altına almak isteyen bir zatla karşı karşıyayız.
Tarihte örneklerine sıkça rastladığımız, bir gün gözyaşları içinde kendisine hukuk ve adalet dilenen diktatörlerin gölgesidir ülkemizde kol gezen.
Kanunların, hukuk devletinin, uluslararası yasa ve sözleşmelerin, geleneksel kültürün ve ahlakın dizginleyemediği, puslu ve karanlık bir gölge. Bu gölge kan döküyor, çalıyor, yolsuzluk yapıyor, tutukluyor, sürgüne gönderiyor, yasaklıyor ve en önemlisi kendi korkusunu gizlemek için korku salarak bu ülkede yaşayan tüm toplum kesimlerini tehdit ediyor.
Diktatörün gölgesini besleyen, puslu havalarda dolaşmayı seven, kent barışını, kardeşliği ve karşılıklı hoşgörüyü ortadan kaldırmak için girişimlerde bulunan “ kraldan daha kralcı” idarecilerin uygulamalarına son zamanlarda İskenderun’da da rastlamaya başladık. İki gün önce İskenderun’da yaşanan bir olay hukuk ve adalet tanımayan idarecilik anlayışının bir tezahürü olarak karşımıza çıktı.
SANATA ENGELLEME
İskenderun Belediyesi Kültür Merkezi’nde Üç Ağaç Yaşam Derneği tarafından sergilenmesi düşünülen “Şaka Gibi” adlı tiyatro gösterisi Belediye idarecilerince gösterime iki gün kala salonun kapatılmasıyla engellendi. Bu sefer gerekçe tiyatro eserinin içinde yer alan “ ayakkabı kutularıyla” yapılan taşlamalar.
İskenderun Belediyesinin Tiyatrolar konusunda Ordinaryüs Profesör unvanına sahip idarecileri tiyatro eserinin içeriğini uygun bulmayarak önce izin verdikleri salonu, son dakikada halka yine kapattılar. Daha önce de Kentsel Dönüşüm Paneli içinde Kültür Merkezini halka kapattılar.
Anlaşılıyor ki İskenderun Belediyesi İdarecileri Kültür merkezini babalarının malı zannediyor. Halkın sahibi olduğu bir merkezi halka kapatmak, faşizmin kol gezdiği dehlizlerde beslenen egonun esiri olmaktır. Usta ve çırakları, Sarayın dehlizlerinden ülkenin sokaklarına kin ve nefret kusarak, yeşilden - sanata, özgürlüklerden- temel haklara düşman bir anlayışı egemen kılmak istiyorlar.
Ancak bu sürdürülebilir bir durum değildir. Bu ülkenin insanları aydınlık güneşli günleri sever ve onun için mücadele ederler. Her on yılda bir gerçekleşen darbelere işte o aydınlık ve güneşli günlere dair umutlarıyla direndiler. Katliama uğradılar, tutuklandılar, açlığa ve gurbete sürüklendiler, zindanlarda işkence gördüler, öldüler, hem de çok öldüler ama BOYUN EĞMEDİLER. Düştükçe daha kararlı ve dik ayağa kalktılar. İçimiz ve dışımız yara bere içinde olsa da yine direnecek ve ayağa kalkacağız. Devran dönecek ve bir gün tüm bu acıların hesabını hukuk ve adaleti rehber eden demokratik bir toplumda hesabını soracağız.
Av:Bülent Akbay
BELEDİYE BAŞKANLARI DİKKAT MAKAM ARACINIZ TEHLİKEDE
Belediyeler borçlarına sadık kurumlar olarak bilinmezler. Genellikle vatandaşa iş yaptırırlar ama borçlarını ödemek konusunda vatandaşa kök söktürürler. Belediye idarecileri tonla borç yaparlar ama makam araçlarıyla “fiyakalı” geçişler yapmaktan, ısraflı gecelerde safahat sürmekten de vazgeçmezler.
5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinde; "Belediyenin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu madde belediye idarecilerinin borçlarını ödememek için sık kullandıkları bir kılıftır. Oysa gerçekte bu madde belediye idarecilerinin israfını ve şatafatını yeterince korumaz. Açıklamaya çalışalım;
Bu maddeye göre belediyenin haczedilmezlik şikâyetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde fiilen kullanılması zorunludur. Borçlu belediyenin kamuya tahsis kararı alması sonuca etkili değildir. İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.
Yargıtay geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla;
•Belediye başkanlarının makam aracının dahi haczedilebileceğini,
•Belediyenin borcu varken belediye başkanının makam aracına binmesinin ahlaki olmayacağını,
•Kanunda belediye başkanlarına makam aracı tahsisinin yer almadığını,
•Kamu hizmeti için makam aracına ihtiyaç olmadığını belirten bir karar aldı.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin önüne gelen bir davada aldığı bu karardan bir alıntıyla bitirelim.
“Bir aracın, makam aracı olarak kullanılması, onun fiilen kamu hizmetinde kullanıldığı anlamına gelmeyeceği gibi, kamu hizmetinin yürütülebilmesi için Belediye başkanının makam aracının bulunması da gerekmez. Zira belediyelerin görevleri 5393 Sayılı Kanun'un 14.maddesinde açıklanmış olup, bu görevlerin yerine getirilebilmesi için Belediye başkanının makam aracının bulunması zorunlu değildir. Kaldı ki belde sakinlerinin müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olan belediyenin borcu var iken Belediye başkanının makam aracı kullanması yukarda belirtildiği üzere başta Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılık oluşturabileceği gibi kamu vicdanını da rahatsız edecektir”
Bu karardan sonra kendilerine makam araçlarını hak gören Belediye başkanlarının borçlarına sadık kalacaklarını umuyor ve dikkatli olmaları konusunda uyarıyoruz.
Arabulucu Avukat
Aylin Akbay Rende
Eş Onayı Olmadan Eve Konulan İpotek Geçersiz!
Ekonomik sıkıntıların tavan yaptığı bugünlerde Yargıtay’dan Eş onayı olmadan konulan ipoteklere dair önemli bir karar çıktı. Bilindiği gibi bankalardan veya başkaca kişi ve kurumlardan, kredi veya borç almak üzere evini ipotek ettirenler, evleri kendi adına olsa bile eğer ipoteğe konu taşınmaz aile konutu ise eşinin ipoteğe rıza göstermesi şartı aranmıyordu. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eş rızası alınmadan aile konutu üzerine yaptırılan ipoteğin geçersiz sayılacağına hükmetti. Kararda, konutun sahibi eşin, evdeki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, gayrimenkulü ipotek ettiremeyeceği, bu işlemin ancak diğer eşin açık rızasıyla yapılabileceği kaydedildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu konuda yeni bir uygulamaya geçtiği belirtildi.
Bu kapsamda, Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesinde, "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz" denildiğine işaret edilen kararda, bu hükümle aile konutu şerhi konulmuş olmasa da eşlerin birlikte yaşadıkları konut üzerindeki fiil ehliyetlerinin sınırlandırıldığı vurgulandı.
Tapuda Aile Konutu Şerhi Zorunlu Değil…
Sınırlandırmanın aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirildiği aktarılan kararda, "Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliği taşır. Zira dava konusu taşınmaz, şerh konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh kurucu değil, açıklayıcı şerh özelliği taşımaktadır" tespitine yer verildi.
Söz konusu sınırlandırmanın emredici nitelik taşıdığı vurgulanan kararda, bu haktan önceden feragat edilemeyeceği, eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamayacağı ve açık rızanın ancak belirli işlem için verilebileceği ifade edildi.
Yargıtay vermiş olduğu kararında aile birliğinin korunması amaçlanmış olup kararda şu değerlendirmelere yer vermiştir:
"Aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi 'tek başına' bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Her ne kadar ipotek doğrudan doğruya aile konutundan faydalanma ve oturma hakkını engellemiyorsa da hak sahibi eşin kötü niyetli ve muvazaalı işlemleriyle aile konutunun elden çıkarılma tehlikesi nedeniyle ipotek işlemine diğer eşin açık rızası şarttır.’’ Denilmek suretiyle bizimde katılmış olduğumuz görüşüne yer vermiştir.
Zeynep Şahin
Kısa Soru Ve Cevaplar
Soru ; İflasın Ertelenmesi ile icra takipleri durur mu?
Cevap ; İflasın ertelenmesine dair verilen karar nedeniyle karar tarihi itibariyle hiçbir takip yapılamayacağından daha önce başlamış olan takipler durur. Bu tarihten itibaren zamanaşımı süreleri işlemez.
Soru ; İflasın Ertelenmesi nedeniyle başlayan takipler ne zaman başlar.
Cevap ; İflasın ertelenmesi kararının süresi bittiğinde veya iflasın ertelenmesine dair kararın bozulmasından sonra karar düzeltme isteminin reddedildiği tarih itibariyle bozma kararının kesinleştiği tarihten itibaren takipler kaldığı yerden devam eder. Duran zamanaşımı süreleri de yeniden başlar.
Soru ; Çek yasası değişirse “Hapis cezası yeniden gelebilir mi?
Cevap ; Mecliste çek yasasına dair değişikliğin gündeme geleceği kulislere yansıyor. Karşılıksız çeklere dair yaptırım neredeyse hiç yok. İş dünyasında çeklerin itibarı kalmadı. Ancak karşılıksız çeklere hapis cezası uygulaması çağdaş ceza hukukunda artık yer almıyor. Bu yüzden karşılıksız çek nedeniyle hapis cezası bir daha gelmez.
Ancak bu sorun çözülemez değil. Bankalar önüne gelene çek veriyor. Bu sebeple çekler piyasada bir dolandırma aracına dönüştü. Bizce çek meblağları kadar bankaların sorumluluğuna gidilmeli. O zaman bankalar teminat almadan kimseye çek vermezler. Bankalar para kazanacak diye insanların ocakları sönüyor. Teminatların arttırılması, teminat miktarı kadar çek meblağlarının basılı olması sağlıklı bir çözüm yoludur. Böylece bankaların her önüne gelene çek vermesi önlenebilir.
Soru : Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Kararlarına karşı alt mahkeme “ ben bu karara uymuyorum, direniyorum” diyebilir mi?
Cevap ; Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı alt mahkemelerin direnme, uymama veya itiraz edebilme imkanı yoktur. Ülkemizde en üst karar mecii Anayasa mahkemesidir. Anayasa mahkemesinin kararları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin hükümlerini ihlal etmişse AHİM’e dava açılabilir. Ama bu dava sadece Türkiye’nin ceza almasını sağlar. Yani icrai bir karar alabilmek mümkün değil. Cumhurbaşkanının “ben Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyorum, saygı duymuyorum” demesini hukuki olarak karşılık bulması imkânsızdır. Bu beyan siyasi olmaktan öte bir anlam taşımaz. Taşırsa zaten artık bu ülkede “hukuk” kalmaz.
.gif)
.gif)
Yorumlar