UÇAK BİLETLERİNİ İNTERNET YOLUYLA ALAN TÜKETİCİLERE MÜJDELİ BİR HABER
Uçak biletlerini internet yoluyla alan tüketicilere müjdeli bir haber geldi. internet üzerinden alınan uçak bileti ücretlerine yansıtılan hizmet bedelini geri almak artık mümkün. Aldıkları biletlere ek ücret yansıtılan tüketiciler artık bu bedelleri geri alabilecek. Avukat Cem Çağdaş Başbay’ ın hukuki girişimleri sonucu verilen karar milyonlarca kişiyi ilgilendiriyor.
- Vatandaşlar Tüketiciler Hakem Heyetlerine Başvurabilir
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun kapsamı genişletilmesiyle birlikte uçak biletlerine yansıtılan bu bedellerin iadesi için Hakem Heyetlerine başvuru yapılabilmektedir. Bu yönde alınan Buca Tüketici Hakem Heyetinin 30.11.2015 tarih ve 4281020 sayılı kararı önemli bir karardır. Heyet tarafından, hizmet bedeli adı altında alınan ücretlerin iadesine karar verilmiştir. Tüketiciler bu bedelin iadesi için Hakem Heyetlerine başvuruda bulunabilir.
- Keyfi Bir Uygulama
Bu bedeller havayolu firmaları tarafından herhangi bir tarifeye bağlı kalınmaksızın farklılık göstermekle birlikte herhangi bir acente vasıtasıyla alınmayan keyfi bir uygulama niteliğinde olup aynı zaman da hukuka da aykırıdır. Bu tür hukuksuz uygulamaları olan hava yolu şirketlerine karşı tüketiciler hakem heyetlerine başvuruda bulunarak haksız kazançların da önüne geçebilirler.
Av. Zeynep ŞAHİN
YARGITAY'DAN NAFAKAYLA İLGİLİ İÇTİHAT
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, engelli vatandaşın ödeyeceği nafaka ile ilgili olarak örnek bir karara imza attı. Nafaka boçlusunun engellilik oranını göze alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 350 TL’lik nafaka miktarını fazla buldu.
Evlendikten bir süre sonra felç geçirerek sağ kolunu kullanma ve konuşma yetisini kaybeden İsmail E. ile karısı Hatice E. arasında şiddetli geçimsizlik yaşanmaya başladı. Kocasının 9 yıl boyunca eşinin her türlü bakımını yaptığını belirten Hatice E. çocuğu ile birlikte evden ayrılmasını talep eden kocasına boşanma davası açtı. Kütahya 1. Aile Mahkemesi’nde görülen davada Hatice E. “Son 6-7 aydır sürekli olarak bana çocuğumuzla birlikte evden gitmemi söyledi. Bunun üzerine çocuğumu da alarak evime döndüm. Daha sonra evin anahtarlarını değiştirdiğini öğrendim ve benden boşanma talebinde bulundu. Ardından ben boşanma davası açtım ve 200 TL kendim, 150 TL de çocuk için nafaka bağlanmasını talep ediyorum.” diyerek kendini savundu. Ancak karısının anlattıklarının kısmen doğru olduğunu savunan İsmail E., “Engelli olduktan sonra eşim defalarca evi terk etti ve her seferinde araya giren aile büyükleri sayesinde eve döndü. Sadece çocuğum için 100 TL nafaka ödemeyi talep ediyorum.” dedi.
İddiaları değerlendiren yerel mahkeme, Hatice E.’yi haklı bularak kendisi için 200 TL. çocuk için de 150 TL nafaka bağlanmasına hükmetti. Hüküm İsmail E. tarafından temyiz edildi.
'ENGELLİ BİRİSİ İÇİN NAFAKA MİKTARI ÇOK'
Temyiz istemi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin kararını bozdu. Kararda “Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle davalının tespit edilen mevcut gelir durumu, aldığı ev için yaptığı ödeme, davalının yüzde 86 engelli olup başkaca gelir de elde edemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğin de mahkemece takdir edilen nafaka miktarları yüksektir.” denildi.
Yargıtay’ın bozma kararına karşın yerel mahkeme ilk kararında direndi. Bunun üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu’nun gündemine geldi. Hukuk Genel Kurulu yerel mahkemenin direnme kararını bozdu. Böylece karar kesinleşmiş oldu. Yerel mahkeme yeniden yapacağı yargılamada tarafların boşanmalarına, kadın ve çocuk için de daha az miktarda nafaka belirleyecek.
Av. Ömer Gökhan ÇELİK
KARAYOLLARI TRAFİK SİGORTASINDA ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER
Hazine Müsteşarlığı, 2015 Haziran ayında uygulamaya giren trafik sigortasının genel şartlarında değişiklik yaptı ve yeni düzenleme geçen hafta Resmi Gazete’ de yayınlandı.
Yapılan düzenlemede getirilen en önemli değişiklik ise, kusurlu sürücüler nedeniyle sigorta şirketlerinin ödediği tazminatlarda yapıldı. Geçen yıl yayınlanan genel şartlarda, sürücülerin kendi kusurundan dolayı vefatı ya da sakatlık hali, trafik sigortasının teminat kapsamı dışında tutulmuştu. Ancak düzenlemenin kanun değil de genel şart olması nedeniyle mahkemeler, sürücü kusurlu da olsa yakınlarına sigortadan tazminat ödenmesini hükmetti. Bu durum ise sigorta şirketlerini zor duruma soktu. Sigortacılar, bir taraftan yayınlanan genel şartlara göre prim belirlerken, diğer taraftan mahkeme kararları nedeniyle de beklemedikleri tazminatları ödemek zorunda kaldı.
Hazine, yeni düzenleme ile bu konuya açıklık getirdi. Resmi Gazetede yayımlanan tebliğe göre sigorta şirketleri, kusurlu sürücü nedeniyle ödedikleri tazminatları kişinin mirasçılarından talep edebilecek yani rücu edebilecek. Daha açık bir anlatımla, alkollü sürücü kendi kusurundan dolayı kaza yapıp vefat ederse, mahkeme de bu kişinin yakınlarına vefat tazminatı ödenmesine karar verirse; sigorta şirketi, tazminatı ödeyecek, ancak sonradan rücu edebilecek.
Yeni düzenleme ile sigorta şirketlerine, trafikte ağır kusurlu hallerde oluşan hem maddi hem de bedeni zararları sigortalıya rücu etme hakkı da getirildi. Geçen sene yayınlanan genel şartlarda, sigortacılar, ehliyetsiz araç kullanan ya da trafik kurallarını ihlal eden sürücülerin neden olduğu kazalarda ödedikleri maddi ve bedeni zararları sigortalılardan talep edebiliyordu. Yeni düzenleme de ise yine ehliyetsiz araç kullananlar sigorta kapsamı dışında tutulurken, kazanın ancak trafik kurallarının ağır ihlali sonucu oluşması halinde sigorta şirketleri, ödedikleri tazminatları sürücülerden talep edebilecek.
Yeni uygulamada, sigortacıların tazminatı rücu etmesi için, sürücünün trafik kurallarını ağır kusurlu olarak ihlal etmesi gerekiyor. Daha açık bir anlatımla, kırmızı ışıkta geçen sürücü, bir araca çarpıp maddi hasara neden olur ya da karşıdan karşıya geçen yayaya çarpıp, ölümüne sebebiyet verirse; sigorta şirketi maddi hasarı veya vefat tazminatını ödeyecek, sonra da sürücüden ödediği tazminatın tamamını hukuk yoluyla talep edebilecek.
Trafik sigortasının yeni genel şartlarında, aracı sigorta ettiren ile sürücü arasındaki ayrıma da açıklık getirildi. Geçen sene yayınlanan genel şartlarda, sigorta şirketlerine, aracı kullanan sürücü kusurlu da olsa maddi ve bedeni zararların aracı sigorta ettirenden talep etmesi hükme bağlanmıştı. Ancak bu düzenleme hem tepkilere hem de karışıklığa neden olmuştu. Yeni uygulamada ise sigorta şirketleri ödedikleri tazminatları, sadece kazaya neden olan kusurlu sürücüye rücu edebilecekler.
Av. Ömer Gökhan ÇELİK
İCRA KEFİLİNİN EMEKLİ MAAŞINA MUVAFAKATEN UYGULANACAK HACİZ
İcra kefili emekli maaşının haczine muvafakat etmiş ise, hem takip borçlusu yönünden hem de icra kefili yönünden takibin kesinleşmiş olması gerekir.
Yargıtay’ ın konuya ilişkin kararı şöyledir:
‘T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi
Esas No:2015/18857
Karar No:2015/24425
Özet: Emekli maaşının haczine yönelik muvafakatin geçerli olması için borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Diğer taraftan, hacze muvafakati icra kefili vermiş ise, sadece takip borçlusu yönünden takibin kesinleşmesi yetmez, aynı zamanda icra kefili yönünden de takibin kesinleşmiş olması gerekir. Bu düzenleme usule değil esasa ilişkin olup, İİK. nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılır ve öncelikle uygulanır.
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü.
Şikâyetçinin icra mahkemesine başvurusu, Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2009/15737 Esas sayılı takip dosyasından emekli maaşı üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına ilişkindir.5510 Sayılı Yasanın 93.maddesinde; “Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler, 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.
5510 sayılı Yasa'nın 93.maddesinde değişiklik getiren ve 28.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 sayılı Kanun'un 32/2-b maddesi gereği; "Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde icra müdürü tarafından reddedilir" hükmü getirilmiştir.
Buna göre muvafakatin geçerli olması için borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması yeterlidir. Diğer taraftan, hacze muvafakati icra kefili vermiş ise, sadece takip borçlusu yönünden takibin kesinleşmesi yetmez, aynı zamanda icra kefili yönünden de takibin kesinleşmiş olması gerekir.Bu düzenleme usule değil esasa ilişkin olup, İİK. nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılır ve öncelikle uygulanır.
Somut olayda asıl borçlu F. aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi yapılarak örnek 10 numaralı ödeme emrinin 16 /09/2009 tarihinde tebliğ edildiği, takibin itiraz olmaksızın kesinleşmesinden sonra şikayetçi Hasan Demirbaş'ın 13/01/2010 tarihinde yapılan menkul haczi sırasında icra kefili olduğu ve emekli maaşının tamamının üzerine haciz konulmasına muvafakat ettiği, örnek 4-5 icra emrinin ise 26 /01/ 2010 tarihinde tebliğ edildiği bu durumda muvafakatin, şikayetçi yönünden icra takibi kesinleşmeden önce verildiği, dolayısıyla 5838 Sayılı Kanun'un 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu'nun 93/1. maddesine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile emekli maaşı üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.’
Av. Ömer Gökhan ÇELİK
Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı ve Başbakanlık’a gönderilen Bilirkişilik Kanun Tasarısı, gerçeğe aykırı rapor düzenleyen bilirkişilere verilen hapis cezasının alt sınırını 1 yıldan 3 yıla, üst sınırını ise 3 yıldan 7 yıla çıkartıyor.
Tasarı ile "Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez" ibaresi hayata geçirilecek.
"Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir. Bilirkişi, raporunda çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz. Hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez. Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır."
Tasarıyla, bilirkişilik hizmetlerinde temel ve alt uzmanlık alanlarını tespit etmek, temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin sahip olması gereken nitelikleri belirlemek, bilirkişilerin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik ilkeleri belirlemek, bilirkişilik temel eğitimi ve bu eğitim sonunda yapılacak yazılı sınava ilişkin usul ve esasları belirleyerek, eğitimi verecek eğitim ve öğretim kurumları ile diğer kurumlara izin vermek, bilirkişilerin denetimine ve performansına ilişkin usul ve esasları belirlemek, temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin aylık olarak bakacağı iş sayısını belirlemek üzere müstakil bir kurum oluşturulacak.
Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aranacak niteliklerin de düzenlediği tasarıya göre, bu kişilere "bilirkişilik yapacağı uzmanlık alanında en az beş yıl fiilen çalışmış olmak" şartı getirilecek.
Yorumlar