banner110

SOSYAL HUKUK

Her karanlık dönemin yapı taşlarıdır “faili meçhul” cinayetler. Ülkeyi baskı ve zorbalıkla yönetmek isteyen siyasi iktidarların, sıklıkla başvurduğu yöntem “ yaşam hakkını” tehdit eden olayları körüklemesidir. Ülkemizde yaklaşık bir yıldır karanlık bir dönem yaşanıyor. Hukuk ve adalet adına yapılanlara bakıldığında sıklıkla karşılaştığımız tablo “yaşam hakkının” dahi güvence altına alınamadığını resmediyor. Ocak ayı yakın tarihimizde faili meçhul kalmış siyasi cinayetlerin neredeyse hergününe yayıldığı bir zaman dilimini gösteriyor.

25 Ocak 2016 Pazartesi 15:12
banner77
SOSYAL HUKUK
ETRAFTA KATİLLER DOLAŞIYOR!
Her karanlık dönemin yapı taşlarıdır “faili meçhul” cinayetler. Ülkeyi baskı ve zorbalıkla yönetmek isteyen siyasi iktidarların, sıklıkla başvurduğu yöntem “ yaşam hakkını” tehdit eden olayları körüklemesidir. Ülkemizde yaklaşık bir yıldır karanlık bir dönem yaşanıyor. Hukuk ve adalet adına yapılanlara bakıldığında sıklıkla karşılaştığımız tablo “yaşam hakkının” dahi güvence altına alınamadığını resmediyor.  Ocak ayı yakın tarihimizde faili meçhul kalmış siyasi cinayetlerin neredeyse hergününe yayıldığı bir zaman dilimini gösteriyor. 
Ocak ayında öldürülen ve herbiri birbirinden değerli aydınların çocuklarını öksüz bırakan şiddet sarmalının geçmişte kalmasını isterdik. Ne yazık ki Metin Göktepe’den Gaffar Okan’a, Hrant Dink’ten, Onat Kutlar’a ve Uğur Mumcu’ya kadar hiçbir siyasi cinayet halen aydınlatılmış değil.  Siyasi iktidarlar eğer siyasi cinayetleri aydınlatamıyorsa bilinmeli ki o iktidar insanların acıları, gözyaşları ve kanları üzerine inşa edilmiştir. Yine siyasi cinayetleri işleyenler bir bir açığa çıkarılıp cezalandırılmıyorsa, bilinmelidir ki etrafımızda katiller dolaşıyor.  Öncelikle dikkatli olun. 
YAŞAMA HAKKI DEVLETİN VARLIK SEBEBİDİR
Gezi sürecinden başlamak üzere yüzlerce cinayet işlendi.  Tek tek cinayetler 7 haziran seçimlerine yaklaşırken toplu katliamlara dönüştürülmeye başladı. Suruç,  Ankara ve Sultanahmet katliamından sonra Türk, Alman, Kürt veya Arap olmanın,  çocuk, genç veya yaşlı olmanın fayda etmediği, bu ülkede yaşayan ve yolu düşen herkesin can güvenliğinin ortadan kalktığı bir ortamda yaşıyoruz. 
Bugün Türkiye’de yaşınız kaç olursa olsun sokaklarda güven içinde dolaşmanız mümkün değil. Bu güvenliksiz ortamın müsebbibi hangi bahanenin ardına sığınırsa sığınsın AKP iktidarıdır. Ülkeyi 14 yılda can ve mal güvenliğinin olmadığı bir coğrafyaya dönüştürdü.  AKP iktidarının bu ülkede yaşamakta olanlara sundukları; 
•Barış isteyenin ölümle cezalandırıldığı,
•Yazı yazanın sanık sandalyesine oturtulduğu,
•Protesto edenin tutuklandığı,
•Bildiri yayınlayanın “oluk oluk kanının” akıtıldığı, 
•Sokağa çıkanın “kör bir kurşuna” kurban gittiği, 
•Alışveriş merkezlerinde, meydanlarda, turistik bölgelerde dolaşanın ölüm korkusu yaşadığı bir ortamdır. 
Oysa bir devleti devlet yapan egemenliği altındaki topraklarda yaşayanların öncelikle ölüm korkusu yaşamadığı bir düzendir. Bu gün neyazık ki hiç kimse can güvenliği olduğunu söyleyebilme imkânına sahip değildir. Siyasi iktidar en temel görevini yerine getiremiyorsa ve halen iktidar koltuğunu işgal ediyorsa o ülkede ya baskı ve zorbalık düzeni vardır ya da o ülkede yaşayanlar mazoşisttir. 
ÖLÜMLERE ALIŞMAYALIM
Ben bu ülkede yaşayan insanların hepsinin öncelikle huzur ve güven istediğini biliyorum. Zorbalığın ve baskıların gölgesinde yaşamak zorunda değiliz.
 Yaşam hakkına saygı duymayan ve yaşam hakkını tesis edemeyen bir siyasi iktidar ile yönetilmek kaderimiz de değildir. Bu sebeple yalanlara, bahanelere ve algı operasyonlarına temel ve gerçekçi bir soruyu dürüstlükle yanıtlayarak karşı koyabiliriz. Soru şu;
“Mevcut siyasi iktidar temel ve öncelikli görevi olan yaşama hakkını güvence altına almış mı? “
Bu soruya “ hayır” cevabı veriyorsak yapmamız gereken ölümlere alışmak değil, siyasi iktidarı değiştirmek için örgütlenmektir.  
Av. Bülent Akbay

SULH CEZA HAKİMLİKLERİ SİYASİ İKTİDARIN YARGI MAKAMI

Geçtiğimiz günlerde Sulh Ceza Hakimliklerince verilen iki karar, siyasi iktidarın yargı üzerindeki tahakkümünü bir kez daha gözler önüne serdi. Faaliyete geçtikleri günden bu yana verdikleri koşullandırılmış kararlarda neye ve kime hizmet ettikleri su götürmez şekilde anlaşılan Sulh Ceza Hakimliklerinin varlıkları, kamuoyunca sorgulanmaya devam edilecek görünüyor. Halkın aydınlatılması konusunda, yakın zamanda yaşanan her faciada habere erişim yasağı getiren ve bunu iktidarın “gör dediğini gör duyma dediğini unut” düsturuyla yapan da bu mahkemelerdir.
Kararlardan ilki Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliği’ ne ait. 
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) görev yapan 7 akademisyen isimleri verilerek “Omü’ deki Hendekçi Akademisyenler Hakkında Soruşturma açıldı”, “PKK’nın OMÜ’lü Hendekçi Akademisyeni ODTÜ Direnişi de İmzalamış”, “İşte PKK’nın OMÜ’deki Hendekçi Akademisyenleri”, “OMÜ’deki PKK’nın Sözde Barış Akademisyenleri” şeklinde basına yansıyan  haberler hakkında erişim yasağı getirilmesi için Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurdu.  Hakimlikçe reddedilen başvurunun karar kısmında şu ifadeler yer aldı: “Ülkemizin yüksek öğretim kuramlarında çalışan 1128 akademisyen tarafından sadece devletin suçlandığı, PKK’ nın ve terörün hiçbir şekilde kınanmadığı, bahsinin dahi yapılmadığı bir bildiri yayınlanması doğal olarak akıl, vicdan sahibi herkes tarafından tepkiyle karşılanmış, bu konuda haber ve yorumlar yapılmıştır. İçeriğin çıkarılması istenilen haberler de bu minval üzeredir. Bu haberlerde, bildiriye imza atan kişilerin yaşa dışı bölücü terör örgütü PKK ile aralarında bağlantı kurulması talepte bulunanları rahatsız etmekte olup bu kişiler söz konusu bildiride rahatsız oldukları PKK’ ya en basit ifadeyle tepki bile göstermemişlerdir. Aralarında bağlantı olmadığını savundukları PKK terör örgütünün yıkıcı, bölücü faaliyetlerinin sonucu olarak bu PKK terör örgütüne karşı yapılan operasyonları eleştirmek, Devleti katliamla suçlamak tam da PKK terör örgütünün istediği şeyi yapmaktır. Bu bildiri ancak siparişle PKK tarafından yazdırılmak istense bu kadar yazılabilir. Bu haliyle söz konusu haberlerde bu bildiriyi imzalayanların PKK ile bağlantılı olduklarının ileri sürülmesi de son derece normal kabul edilmelidir. Bu bildiriyi imzalayanlar Devleti katliam yapmakla suçlarken düşünce ve ifade hürriyetine sığınırlarken bu durumu haber yapan, kendilerini rahatsız edici buldukları ithamlarda bulunduklarını ileri sürdükleri basının düşünce ve ifade ile haber verme hürriyetinden rahatsız olmaktadırlar.”
Vah ki ne vah! İsim vererek hedef göstermek mübah, kanuni koruma talep etmek haksız. İşte Devletin bağımsız mahkemelerinin geldiği nokta.
Diğer bir skandal ise Dargeçit Sulh Ceza Hakimiliği’ nin sorgu duruşmasında yaşandı. 
Mardin Dargeçit’te “Silahlı terör örgütüne üye olma”, “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçlarından yargılanan bir kişinin sorgu duruşmasında Sulh Ceza Hakimi Orhan Tuğrul, yargılanan kişiye CMK tarafından görevlendirilen avukata önce nereli olduğunu sordu. Avukatın kendisinin Mardinli olduğunu ifade etmesinin ardından Tuğrul, CMK tarafından adil yargılama gereğiyle kanunen yapılan avukat tayinine, kendince kriter belirleyerek karşı çıktı. Hakimce belirlenen kriter ise “Huzurda bulunan avukatın şüphelinin savunma hakkını engelleyebileceği, mahkemede yeterince güven oluşturmadığı, terör örgütüne sempati duyan, hatta destek veren avukatlarında olduğunun bölgenin bir gerçeği olduğu ve bu nedenle örgüte sempati duyan bir avukatın şüphelinin gerçeği anlatmasını ve savunma yapmasının önüne geçebileceği değerlendirilmektedir.” ifadesiyle kararda yer aldı. Irkçılığın adli vesikası!
Kendisinden beklenen hukuki koruma talebini ve müdafiliği keyfi, siyasi nedenlerle reddeden “bağımsız” yargımızın hali içler acısıdır. Siyasetin yargıya müdahalesiyle mücadele edilmesi gereken yerde kendini siyasete teslim eden hâkimlerin türediği bir coğrafyada insan haklarından, yargı bağımsızlığından bahsetmek bir avuç demokrasi savunucusunun hayali olmaktan çıkmalıdır. Mevzu baskıcı uygulamalardan öte artık yapılanı kabullenmiş adeta “Stokholm Sendromu” lu toplum meselesidir.   
Av.Ömer Çelik

ELEKTRİK FATURASINDAKİ , DAĞITIM BEDELİNE İTİRAZ
Elektrik faturaları kabarık geliyor. Oysa Sağlık, eğitim, konut, su ve elektrik kullanımı gibi hizmetleri devlet insanın insan onuruna yakışır şekilde yaşaması için bedelsiz sağlaması gerekir. Ülkemiz Sosyal Haklar yönünde çok geri kalmış durumda. Neredeyse bu haklar yönetenler tarafından görmezden geliniyor. Bu durumun kamu lehine değişmesi zaman alacak gibi görünüyor. Ülkeyi yönetmeye talip olanların sosyal haklar konusunda anayasanın ve uluslar arası yasaların öngördüğü güvenceler üzerinde düşünmesi gerektiği inancındayım. 
Bursa da yaşayan emekli vatandaş, elektrik faturası bir ayda üç katına çıkınca, soluğu Tüketiciler derneğinde aldı. Emekli Mustafa Darendelioğlu, 05.12.2015 tarihinde 1 aylık 42 lira 70 kuruş gelen elektrik faturasının 15.01.2016 tarihinde 147 lira 50 kuruşa çıkması üzerine neye uğradığını şaşırdı. Darendelioğlu, iki ay zarfında 3 katına çıkan faturaları incelediğinde, aralık ayında 1 aylık faturada perakende hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim sistemi kullanma bedeli, dağıtım bedeli ve enerji fonu altındaki toplam 7 liralık kesintilerin, ocak ayında bu bedeller kaldırarak, sadece dağıtım bedeli altında 40 lira 93 kuruşa yükseldiğini gördü. Darendelioğlu, bunun üzerine soluğu Bursa Tüketici Derneği'nde aldı. Bursa Tüketiciler Derneği Başkanı Sıtkı Yılmaz, elektrik faturalarında dağıtım bedeli adı altında tüketiciden alınan ücretin kabul edilemeyeceğini belirtti.
Faturalarda kaçak elektrik,  perakende satış hizmet, sayaç okuma, iletim ve dağıtım bedeli ödemelerinin kaldırılması gerektiğini savunan Yılmaz, "Vatandaşların tükettiği elektrikten ayrıca ücretlendirilen bedellerin alınması, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararlarına göre, hukuka ve adalet anlayışına aykırıdır. Tüketici mahkemesinin de bu yönde kararı bulunuyor" dedi. Yılmaz, bu kararlara rağmen "dağıtım bedeli" adı altında tüketiciden alınan ücretin kabul edilemeyeceğini dile getirdi.
"Emekli tüketici Mustafa Darendelioğlu'nun ortalama olarak aylık 42,70 lira elektrik harcaması varken 40 günlük olarak gelen elektrik faturasında, diğer aylarda ödediği bedelin üç katından (147,5 lira) fazla ücret gelmiş. Bu faturanın 40,93 lirası 'dağıtım bedeli' adı altında tahakkuk etmiş. Oysa diğer aylarda dağıtım bedeli ve içine atılan diğer kalemlerin toplam bedeli 6,73 lira olarak görünmektedir. Bu durumun izaha ihtiyacı bulunmaktadır. Tüketicilerin yüksek yargı kararları doğrultusunda, hizmet aldığı elektrik dağıtım şirketlerine bir dilekçe ile başvurarak dağıtım bedeli torbasına atılan kalemlerin hangileri olduğunu konusunda bilgilenme hakları vardır."
Tüketicilerin elektrik dağıtım şirketlerine başvurarak faturadaki kalem bedellerinin iadesini talep edebileceklerini anlatan Yılmaz, taleplerine olumlu yanıt alamayan tüketicilerin tüketici hakem heyetlerine ve tüketici mahkemesine müracaat etmesi gerektiğini bildirdi.
Tüketici Mustafa Darendelioğlu ise elektrik dağıtım şirketine yaptığı başvuruda fatura için "Bu normaldir" yanıtını aldığını, bu nedenle konuyu tüketici derneği aracılığıyla tüketici hakem heyetine taşıyacağını söyledi. Bu konuda yapılacak hukuki girişimlerin gerek tüketici hakları gerekse sosyal haklar yönünden önemli olduğu kanaatindeyiz. 
Av. Aylin Akbay Rende

 LİSE VE ÜNİVERSİTE MEZUNLARINA SAĞLIK GÜVENCESİ


Bilindiği üzere, lise veya üniversiteden mezun olan çocuklar, anne veya babaları sosyal güvenceli olsa bile, öğrencilikleri devam etmediği için, anne veya babaları üzerinden sağlık yardımı alamamaktadır. Mezun olan lise ve üniversiteliler, anne veya babaları üzerinden sağlık yardımından yoksun kaldıkları yetmiyormuş gibi, bir de bu kişiler SGK tarafından genel sağlık sigortalısı sayılıp prim borcu çıkartılmaktadır. 
Yani, lise veya üniversiteden mezun olan bir kişi, henüz iş bulamamış ve anne ya da babasının verdiği harçlık ile geçimini sağlarken, bir de bu kişileri genel sağlık sigortalısı kabul edip prim borcu tahakkuk ettiriliyordu. 
İşte, lise ve üniversite mezunlarının yaşadığı bu mağduriyet, 7 Ocak 2016 tarihinde TBMM kayıtlarına giren kanun taslağı, yasalaşırsa giderilecektir. Bahse konu kanun taslağı yasalaşırsa, lise veya üniversiteden mezun olan kişiler, mezuniyet tarihlerinden itibaren 2 yıl daha genel sağlık sigortalısı sayılacaklar. Bu kişiler, mezuniyet tarihinden itibaren 2 yıl süreyle gelir testi yaptırmadan ve genel sağlık sigortası prim borcu ödemeden, sağlık hizmeti (muayene, tedavi, ameliyat, ilâç, gözlük, ortez-protez vb.) alabileceklerdir. Ancak, burada detay bir konu vardır. Şöyle ki; lise veya üniversiteden mezun olan kişiler, bahse konu bu iki yıllık süreyi en fazla lise mezuniyetinde 20 yaşına kadar, üniversite mezuniyetinde 25 yaşına kadar kullanabileceklerdir.
Bu haber her ne kadar ‘’müjde’’ olarak verilse de aslında ülkemiz gerçeğinin acı bir tablosudur. Sağlık Hakkı temelinde bir insan hakkı olmakla birlikte bu hak bugün bir lütuf gibi sunulmuştur. 
Tüm dünyada ücretsiz bir sağlık hakkı herkesin hayali olsa gerek..Bunun gerçekleşebilmesi için siyaset ve politikaların ekonomi üzerinden gerçekleşen bakış açılarının değişmesi ve konuya etik bir pencereden bakmaları gerektiği düşüncesindeyim.

Av. Zeynep Şahin 

TSK ASKERLERİN ÖZEL HAYATINA SAYGI DUYACAK


Anayasa mahkemesi geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla asker kişilerin mesai saatleri dışındaki yaşamına TSK’nın müdahale hakkını sınırladı. Bundan sonra TSK’da özel hayata saygı duyacak. 
Ata Türker Hava Kuvvetlerine bağlı takdirnameli ve erken terfili çok başarılı bir subaydı.  Hatta Hava Kuvvetlerinin 100.yıl kutlamalarıda başarısı yine ödüllendirilmişti.  Babası Atatürk’e olan hayranlığı nedeniyle adını “Ata” koymuş ve heryerde bunu anlatarak gururlanıyordu.
 2011 yılında bu başarılı subay hakkında akıllara durgunluk veren bir soruşturma açıldı. Kardeşiyle birlikte 2006 yılında çekildiği bir fotoğrafı  sosyal paylaşım sitelerin birinde paylaşması hayatının cehhenneme çeviren süreci başlattı. Fotoğrafta kardeşi şalvar giymiş ve annesinin peruğunu takmıştı. 
Sorgu subayının fotoğraftaki kim sorusuna “kardeşim” cevabını verince, sorgu subayının “aranızda cinsel ilişki var mı” sorusuyla karşılaştı. Bu soruya çok sinirlenen Ata Türker “ senin temsil ettiğin hava kuvvetleri buysa beni hemen atın” cevabı verdi. Bu fotoğrafı uygunsuz bulan yetkililer Ata Türker’in ordudan ayrılmasına karar verdiler. AtaTürker, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme davasını ret edince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını kullandı. 
Sorgulama yönteminin bile “insanın şeref ve haysiyetine saldırı niteliğinde olduğunu, ailece eğlenirken çekilen sıradan bir fotoğrafın ordudan ayrılması için bahane edildiğini ve özel hayata bu şekilde müdahale edilemeyeceğini” savundu. 
Anayasa Mahkemesi de geçtiğimiz ay verdiği kararla, Ata Türkeri’nin ‘Özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine’ hükmetti. 

Bu karar, 2011-2013 yılları arasında TSK'dan aynı gerekçelerle atılan yüzlerce subay için emsal niteliğinde olacak. Çünkü özellikle son yıllarda çok sayıda TSK personeli özel hayatı gerekçe gösterilerek haklarında ayırma kararı verildi.  Bu işlemlerin iptali için açılan pek çok Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından ahlaki nedenler gerekçe gösterilerek reddedildi.
 AYM’nin bu kararı bu durumdaki asker peronelin başvuruları yönünden  emsal teşkil edecek. Asker kişilerin de mesai ve çalışma hayatına doğrudan bir etkisi bulunmadığı sürece “özel hayata saygı”  Anayasa ile güvence altına alınmış olacak.  
Ata Türker 4 yıl süren hukuk mücadelesini kazandı. Ama bu süre sayısız mağduriyet yaşamasına da neden oldu. Benzer gerekçelerle 6 Kasım 2012’de TSK’dan atılan Hava Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu (29) intihar etmişti. 

Stj.Av.  Feyza Gezmen 

-Hakim ve Savcılar Birliğinden uyarı;
 “İnsanlığa Karşı Suçlarda Zaman Aşımı Yoktur!”

Yargıçlar ve Savcılar Birliği, “Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik Türkiyesi İçin Çağrı” başlıklı bir bildiri yayınladı. YARSAV’ın resmi internet sitesinden ve www.sosyalhukuk.org adresinde yayınlanan bildiride, “Doğu ve Güneydoğuda askeri güvenlik bölgeleri adı altında hukuk dışı bir ‘ara rejim’ yaşandığı” belirtilirken, “devletin idari ve kolluk görevlileri ile askeri makamlarına, kanunsuz emirlere uymak zorunda olmadıklarını, bu türden emirlere uymanın kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse uluslararası sözleşmelerde “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirilebilecek bu türden eylemlerin zaman aşımı süresinin olmadığını hatırlatmak isteriz” denildi.
YARSAV’ın yayınladığı bildirinin tamamı şu şekilde;
                                   “Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik Türkiyesi İçin Çağrı”
Doğu ve Güneydoğuda askeri güvenlik bölgeleri adı altında hukuk dışı ara rejimde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmadığı, eğitim hakkının engellendiği, halkın zorunlu olarak göç ettiği, sivil ölümlerin  olağanlaştırılarak sorgulanmadığı, bu konuda etkin soruşturmaların yapılamadığı, cenazelerin dahi kaldırılmasına izin verilmediği, şiddet politikası üzerinden şekillenen ortamın adeta iç savaş görüntüsü verdiği bir süreci yaşıyoruz. Valiler tarafından yasal yetkileri olmadığı halde sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği, halkın haber alma özgürlüğü ile bilgiye erişiminin bizzat devlet eliyle engellendiği, gerçeğin karartılarak örtbas edilmeye çalışıldığı böyle bir sansür ortamı aynı zamanda hukuk güvenliği ile ilgili de ciddi endişeler yaratmaktadır.
DEVLET OTORİTESİNE
Devlet, terörle mücadele konseptinde hukuka bağlı olmak zorundadır. Aksi halde devlete devlet vasfını kazandıran hukuk ortadan kalkarsa, devletin meşruiyetini yitirmesi ve toplumu terörize eden bir hâle bürünmesi söz konusu olur ki; bu durum tüm toplumu ürkütmektedir.
Devletin idari ve kolluk görevlileri ile askeri makamlarına, kanunsuz emirlere uymak zorunda olmadıklarını, bu türden emirlere uymanın kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağını, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse uluslararası sözleşmelerde “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirilebilecek bu türden eylemlerin zaman aşımı süresinin olmadığını hatırlatmak isteriz.
Yıllar sonra derin bir yara gibi geçmişin OHAL öyküleri ardındaki faili meçhul cinayetleri bugüne taşıyan mevcut siyasal iktidar, idari görevliler ve askeri makamlar, sivil ölümlerin hesabının yargı önünde er ya da geç verileceğini bilmelidir.
Akan kanın bir an evvel durdurulması, kuşatma altına alınan ilçelerde halkın can güvenliğinin kalmadığı gerçeği ile kamu otoritesini hukuk sınırları içerisinde hareket etmeye davet ediyoruz.
Diğer yandan bölgedeki meslektaşlarımızdan edindiğimiz bilgilere göre, bazı bölgelerde adliye hizmetleri durmuş olup, meslektaşlarımız da evlerinde mahsur durumda bulunmaktadırlar. Unutulmamalıdır ki; halkın ve bununla birlikte meslektaşlarımızın güvenliği ve adalet hizmetlerinin sağlanması devlet olmanın asgari gereğidir.

YARGI MENSUPLARINA
Her koşulda özveriyle görev yapan yargı mensupları da, güçlüden yana değil hukuktan yana olmanın varlık nedenleri olduğunu, yapılan operasyonların hiçbir aşamasında savcıların komuta eden veya gözlemci olarak komuta merkezinde bulunmasının bu görev ile bağdaşmadığını, terör ile mücadelenin hukuk içerisinde gerçekleşmesini sağladıkları ölçüde yargıya güveni sağlayabileceklerini, varlık nedenlerinin yalnızca adaleti sağlamak olduğunu unutmamalı ve soruna duygusal ya da milli hislerle değil, evrensel hukuk anlayışıyla yaklaşarak terörle mücadelenin de hukuk içerisinde yapılması için yargısal denetimini gerçekleştirmelidir.
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE
Gerek yurt içinde, gerekse de içinde yer aldığımız jeostratejik bölgede, şiddet ve savaş dilinden uzaklaşmayı öncülleyen ve barış için mücadele vermeyi göze alan tüm demokratik kitle örgütlerinin ve hareketlerin, kararlı bir şekilde hukuk çizgisinde kalarak ve toplumsal barış dilini kullanarak sorunlara çözümler üretmek üzere seslerimizi birleştirmeye olan gereksinimimiz bugün her zamankinden fazladır. Bugün susma günü değildir. Savaşa karşı barış, güçlüye karşı hukuk talebimizi en gür sesle dile getirelim; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik Türkiye’sini hep birlikte yeniden kuralım”
YARSAV YÖNETİM KURULU

                                  

Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99