BİLGİ ÖZGÜRLEŞTİRİR VE YAŞATIR
Bilgi sahibi değilseniz özgür olamazsınız. Bilgi sahibi değilseniz yaşayabilmeniz dahi mümkün olmaz. Bir an için yerçekim yasasının bilmeyen bir insan olduğunu düşünün. Bu insanın yüksek bir yerden kendini boşluğa attığında düşüp ölebileceğini ve yaralanabileceğini bilmiyorsa hayatta kalması mümkün olur mu? Nitekim bebeklerin henüz bu bilgiye haiz olmadığı için büyükler tarafından korunarak hayatta kalması sağlanır.
Bilgi, insanoğlunun doğumundan itibaren her saniyede edinmeye başladığı bir olgudur. Toplumsal yaşam içinde yer alan birey de toplum içinde yaşamanın kurallarını öğrenir ve varlığıyla dahi başkalarının bilgilenmesine aracılık eder. İnsanoğlu topluma yararlı bir birey olmak ve hayata sağlam tutunabilmek için araştırır, gözlemler, okur ve tüm öğrenme mekanizmalarından yararlanmaya çalışır. Bilgilenme süreci imkanlar ölçüsünde ve toplumsal koşulların el verdiği ölçüde gerçekleşir.
İnsan topluluklarında bilgiye ulaşma mekanizmaları toplumun gelişmişliği ile doğrudan ilgilidir. Bu sebeple yönetim kademelerini işgal edenler toplumun bilgiye ulaşması için tüm imkanlarını seferber etmekle yükümlüdür. Demokrasi şeffaflık ve katılımcılık olmadan düşünülemez. Bunun tesis eden en önemli haklardan biri ise bireylerin bilgi edinme hakkıdır. Ülkemizde de bilgi edinme hakkını içeren yasalar vardır. Ama bu yasal mecburiyetlere rağmen yöneticilerin, bürokratların ve idarecilerin halkın bilgi edinme hakkına saygı duymadıkları, halktan sürekli bilgi saklamayı tercih ettikleri gözlenmektedir. Bilgi saklayanlar, şeffaflık ilkesini ihlal edenler sorgulanmamak ve denetlenmemek amacıyla hareket ediyorlar. Bir de yaptıkları usulsüzlükleri, yolsuzlukları ve düzenbazlıkları gizlemek için bu yolu tercih ettikleri yaşananlarla sabit.
İSKENDERUN BELEDİYESİNE SUÇÜSTÜ
Geçtiğimiz hafta sonu İskenderun Sosyal Haklar Derneği belediyeye ait kültür salonunda bir süredir uygulanmak istenen Kentsel Dönüşüm uygulamaları konusunda bir panel düzenledi. Bu toplantıya uygulamadan etkilenecek mahallelerde bildiri dağıttı ve ücretsiz yapılacak toplantıya alanında uzman kişileri İskenderun’a getirtti. Toplantı için bir ay öncesinden İskenderun Belediyesi Kültür salonunu kiraladı. İskenderun Belediyesi yetkilileri nedense halkın bu konuda bilgilenmesini istemeyen bir tutum sergiledi. Kültür merkezini zincirledi. Mahalleliler için hayati önemdeki bir konuda bilgi sahibi olmalarını, soru sormalarını engellemek için adeta seferber oldu. Zabıtaları ve polisleri toplantının iptal edildiği duyurusu yapmaları için görevlendirdi. Belediye idaresi panik havasında insanların bilgi sahibi olmasını engellemeye çalışırken suçüstü yakalandı. Halka ve dernek yetkililerine yalan söyledi. Kentsel Dönüşümün bir talan olduğu ve belediye idaresinin halkın yanında değil de rantın peşinde olduğuna dair kaygıları güçlendirdi. Bir bilgilendirme toplantısında halka yalan söyleyen idarecilerin milyonluk projelerde ve kapalı kapılar ardında neler yapabileceklerini tahmin etmek zor değil.
Bu olay bir kez daha gösterdi ki ülkemizde ve yaşadığımız kentte yönetenler her fırsatta halktan bilgi saklıyorlar. Sorgulanmak ve denetlenmek istemiyorlar. Halkın geleceğini, umutlarını, yıllara sarih oluşan değerlerini, imbikle damıtılmış, acıyla ve göz nuruyla üretilmiş emeklerini sömürmeye çalışıyorlar. Hukuka, demokrasiye ve yasalarla tarif edilmemiş bile olsa halkın değerlerine saygı duymuyorlar.
HALKIN CEVABI
Tam da bu nedenle haklarımıza, erdemlerimize ve emeklerimize sahip çıkmalıyız. Tıpkı İskenderun halkının geçtiğimiz haftasonu yaptığını yapmalıyız. Belediye idaresinin ve kentsel dönüşüm talanından beslenmek isteyen kan emici rantçıların tüm engellemelerine rağmen, İskenderunlular bilgilendirme toplantısını bir başka salona taşıyarak gerçekleştirdiler. Yani idarecilerin baskısını ve engellerini kararlılıkla yendiler.
Belediye kapılarını halka kapatıyorsa “ biz de parklarda bu toplantıyı yaparız” diyen Nadide ve Nilgün teyzenin, “evlerimiz ne güne duruyor diyen” Suphi ve Ali amcanın, “Düğün salonum halkın emrindedir” diyen İsa ve Mehmet abinin yaptığını yaparsak yönetenler halkın değerlerini çalamaz ve halkın haklarına saygı duymayı öğrenirler.
Av.Bülent AKBAY
SOSYAL HAKLARDAN ÖNEMLİ BİR ÇALIŞMA
Türkiye’nin iki genel seçimden geçerek büyük bir dönüşüm yaşadığı 2015 yılı, sadece siyasal açıdan değil, toplumsal açıdan da sarsıcı bir yıl oldu. Başkanlık sistemi tartışmaları eşliğinde rejim tartışması yaşanırken, asıl büyük rejim değişikliği 2015’de eğitim politikalarında ortaya çıktı!
Sosyal Haklar Derneği’nin 2006’dan bu yana yayınladığı hak ihlalleri raporunun 2015 yılına ait Eğitim Hakkı İhlalleri raporu sonuçları istanbul’da yapılacak toplantıyla basın ve kamuoyuyla paylaşılacak.
Rapor, 2015 boyunca gün gün yaşanan ve kamuoyuna yansımış tüm eğitim hakkı ihlallerini kayıt altına alıyor ve bunlara dayanarak Türkiye’nin 2015 eğitim fotoğrafını çekiyor.
Raporda yer alan ve yanıtlarını bulabileceğiniz başlıklardan bazıları;
2015’de kaç okul kapalı kaldı?
Kaç çocuk okulda verilen besinlerden zehirlendi?
Okul servisleri kazaları kaç çocuğun ölümüne ve kaçının yaralanmasına neden oldu?
2015’de İlköğretim ve Temel Eğitim’de çocuklara yönelik cinsel taciz vakaları son buldu mu?
Eğitimde dinselleşme gerçekten kreşlere kadar indi mi?
Ülkenin ihtiyaç duyduğu imam ve hatip sayısının kaç katını yetiştirecek İmam-Hatip okulları açıldı?
Genel eğitim kurumları zorla mı İmam Hatiplere dönüştürülüyor?
Seçmeli din dersleri kaçıncı sınıftan itibaren başlıyor?
Öğrenciler gerçekten seçim yapabildiler mi?
Kürtlerin anadilde eğitim talepleri 2015’de karşılandı mı?
Suriyeli mülteci çocuklar eğitim hakkından yararlanabiliyorlar mı?
Alevilere yönelik ayrımcılık ve mezhepçilik 2015’de hangi yeni bağlamlara kavuştu?
Eğitimde cinsiyete dayalı ayrımcılık 2015'de plan aşamasında mı kaldı?
4+4+4 sistemi okul bırakmalara yani çocuk işçilik ve çocuk gelinlere neden oldu mu?
Türkiye’nin Eğitim Karnesi 2015’de geçer not alIp almadığını bugün basına ve kamoyuna duyurulacak raporu okuduktan sonra hep birlikte değerlendireceğiz. Ancak bu tip çalışmalara sıklıkla ihtiyaç duyulduğu aşikar.
Av. Aylin Akbay
AVUKATIN ADIYLA DOLANDIRICILIK!
Kendilerini polis veya savcı olarak tanıtıp insanları kandırarak onlardan para isteyen ve genelliklede amaçlarına ulaşarak ciddi paraların verilen hesaplara yatırılmasını sağlayan dolandırıcılara ve bunlarla ilgili haberleri ana haber bültenlerinde görmeye alıştık maalesef…
Şimdi uygulanan yeni yöntem ise şöyle; Kendilerini avukat olarak tanıtan dolandırıcılar banka veya sigorta şirketlerinden tahsil edilmeyen paraların tahsili için devreye girebileceklerini söylüyor. Ağına düşürdüğü kişiyi arayan dolandırıcılar kendilerini avukat olarak tanıtıyor. Gerçekten de var olan bir avukatın ismi veriliyor. Hatta bağlı bulunduğu avukatlık bürosu ismi de veriliyor. Durumdan şüphelenen kişiye adını verdiği avukatın sicil numarası dahi veriliyor. Telefondaki kişiye,banka veya bir sigorta şirketinin haksız yere tahsil edildiği iddia edilen paranın tahsil edilebileceği aktarılıyor. Telefondaki kişiye 6 bin TL’lik parasının tahsil edilebileceği söyleniyor ancak bunun için 350 TL’lik dosya masrafını yatırması isteniyor.
SAVCILIK TAKİPSİZLİK VERİYOR
Dolandırıcılıkta adı kullanılan kimi avukatların bulundukları illerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunmuş oldukları ancak ‘suçtan zarar gören ‘olmamaları sebebiyle yaptıkları suç duyurusuna takipsizlik kararı verildiği başvuruyu suçtan zarar görenlerin yapabileceğinin söylendiği kaydedildi.
VALLA BEN DEĞİLİM!
Adı kullanılarak dolandırıcılık yapmak isteyen kişilerin mağduru olan avukatlar ise; gün boyunca birçok kişinin aradığını ‘Avukat Bey/Hanım beni aradınız’ dendiğini , kendileri olmadığını söylediklerinde kimileri teşekkür ederek kimilerinin ise dolandırıcıların kendilerine sunduğu cazip teklifin gerçek olmadığını öğrenince hayal kırıklığına uğrayarak telefonu kapattıklarını kimilerinin ise ‘siz avukatsınız bunlar hakkında neden gereğini yapmıyorsunuz’ şeklinde serzenişte bulunduklarını söylüyorlar
VATANDAŞ DİKKATLİ OLMALI
Avukatların sicil bilgileri Türkiye Barolar Birliği ve baroların internet sitelerinde yayınlanmakta olduğundan kolaylıkla elde edilebilir.Bu nedenle vatandaşlar bu şekilde dolandırıcıların oyunlarına karşı dikkatli olmalılar. Ayrıca avukatların banka ve sigorta şirketlerinden vatandaşların alacaklarını tespit etmeleri de mümkün değil. Avukat olmadığı halde kendilerini avukat olarak tanıtan şahıslar dolandırıcılık suçunu işliyorlar. Vatandaş dikkatli davranmalı ve ismi verilen avukatla iletişime geçmeden kimseye para ödememeli.
Stj. Feyza Gezmen
“ ESKİDEN CENAZEYE SAYGI VARDI”
Adalet Bakanlığı, Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’ nin 10. Maddesinin c bendinde 07/01/2016 yürürlülük tarihli skandal içerikte bir değişikliğe imza attı.
İlgili yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair yürürlüğe sokulan yönetmelik ifadesi şu şekildedir:
-MADDE 1 – 31/7/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde yer alan “belediyeye teslim edilir.” ibaresi “belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir.” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende “cevap verilmeyen” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan” ibaresi eklenmiştir.
Yönetmeliğin önceki halinde kimliği tespit edilmesine rağmen yakınları tarafından alınmayan cenazeler 15 gün içinde belediyelere teslim ediliyordu. Yapılan değişiklikle bu süre 3 güne indirilerek cenazelerin teslim alınması yönünden mülki idare amirliği de yetkili kılındı.
Ülkenin doğusunda yaşanan çatışmaların ve sokağa çıkma yasaklarının halen süregeldiği siyasi iklimde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bu değişiklik; idarenin, vatandaşların dirisine, ölüsüne reva gördüğü davranışı ve tutumu gözler önüne sermektedir. Çatışmalarda yakınlarını kaybedenlerin bırakın 3 gün içerisinde cenazelerini teslim alma olanaklarının, evlerinden dışarı adım atabilmeleri dahi mümkün olmadığı bilinmektedir.
Mülki idare tarafından yeri dahi tespit edilemeyecek şekilde defnedilebilecek cenazeler, adil yargılanma ve kişi hürriyetine saygı gibi birçok hukuk ilkesinin ihlali sonucunu doğuracaktır. Bırakın vatandaşın yaşam hakkına saygı göstermeyi, cenazelerin varlığına bile tahammül edemeyen bir yönetim anlayışı doğrultusunda yapılan bu düzenleme, Akp iktidarının insan haklarına bakışını bir kez daha ortaya koymuştur.
Not; Bu yazı kaleme alındıktan hemen sonra anılan düzenlemedeki 3 günlük süre 24 saate düşürüldü. Kanuni düzenlemeler inanılması imkansız değişikliklerle hızla çuvallayan bir ülke haline geliyoruz. Cenazeleri buharlaştırıyoruz derken, hukuk ve demokrasi buharlaştı.
Av.Ömer Çelik
DEVLETİN GÜCÜ YETİME Mİ YETİYOR?
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yetim aylığı alanların peşine düşmeye devam ediyor. Kurum kendini yüksek mahkeme yerine koyarak hakim kararıyla boşanmış olan çiftlerin bu kararını yok sayıyor.
Kurum denetimlerde, Türkiye genelinde 22 bin kadının devletten yetim maaşı alabilmek için anlaşmalı olarak boşandığı ancak ‘evliliklerinin devam ettiği’ belirlemiş.
Uygulama şu şekilde gerçekleşiyor.
SGK denetmenleri polis eşliğinde boşanan kadınların kapısını çalıyor. Eve giren ekipler erkek ayakkabısı, vitrin ve masa üzerinde bulunan fotoğraflara bakarak, evde kocanın yaşayıp yaşamadığını belirlemeye çalışıyor. Bu yönde bilgiye ulaşılması durumunda hemen yetim aylığını kesiyor. O güne kadar ödenenlerin de geri alınması için dava açıyor. Ardından da suç duyurusunda bulunmayı ihmal etmiyorlar.
SGK’nın bu uygulamasının yanlış olduğunu ve insan haklarına aykırı olduğunu düşünüyorum. Çünkü boşanma kararı mahkeme tarafından verilmiş. Bu karar bir başka yetkili mahkemece kaldırılmadıktan sonra kurum yetim maaşı vermek zorundadır. SGK ahlak zabıtalığına soyunamaz.
İnsanlar sırf yetim aylığı almak için bile boşanmışsa dahi bu maaşı vermelidir. Devletin gücü sadece yetimlere yetiyor. Düşünün ki yetim aylığına çiftler ihtiyaç duyuyor ki boşanmayı bile göze alıyorlar. Devlet bu kadar acımasız olmamalı. Sorunu bir de bu yönden tartışmalıyız.
Av. Zeynep Şahin
SOSYAL HUKUK ATAKTA
Sosyal Haklar Derneği’nin bünyesinde yer alan ve Sosyal Hukuk çalışma grubu tarafından yayınlanan sosyal Hukuk Dergisinin 3. Sayısı yayınlandı. Dergiyi Sosyal Haklar Derneği İskenderun Temsilciliğinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.
Sosyal Hukuk çalışma gurubunun hazırladığı ve ülkemizde adalet sisteminin açtığı yaraların sarılması için çözüm önerilerinin güncel olarak tartışıldığı web sayfası da 3. Sayının baskıya girdiği günlerde yayına başladı. Sosyal Haklar Derneğinin her iki çalışmasının hukuk alanında önemli bir boşluğu şimdiden dolduracak gibi görünüyor. www.sosyalhukuk.org adresinde yayına başlayan sosyal hukuk dergisi tüm hukukçuların katkılarını bekliyor.

Yorumlar