Haber merkezi
Üstelik genç Cumhuriyet, bu demiryollarını dış borç alarak değil, kendi imkânlarıyla döşemiştir. Kısacası, Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizmi Anadolu yaylasına gömen Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra da emperyalizmin, Avrupalı kapitalist şirketlerin, yabancıların çıkarlarına hizmet eden demiryolları yerine, Türk milletince inşa edilip işletilen ve Türk milletinin çıkarına hizmet eden demiryolları inşa ettirmiştir.Yani Atatürk Türkiye’yi sadece demir ağlarla örmekle kalmamış “milli demir ağlarla” örmüştür. Atatürk’ün demiryolları emperyalizmin değil Türk milletinin hizmetindedir. Bugün bu demir ağlar AKP hükümeti tarafından özelleştirilmeye çalışılmaktadır. Her ne hikmetse özelleştirilecek bu kuruma son yıllarda çok büyük yatırımlar yapılmakta ve bu kurumda çalışanların bu kurumdan ayrılmaları özendirilmektedir. Sizce Özelleştirme aşamasına getirilen bu kuruma neden bu kadar yatırım yapılmaktadır?
İLGİNÇ BİR ÖZELLEŞTİRME
TEKEL sahnesinin bir tarafında,”satışlar, kar ve sermayenin önlenemeyen yükselişi”,diğer tarafında da “işsizlik, yoksullaşma ve yasaklar” var.
TEKEL’in alkollü içki bölümü 17 fabrika, hammadde, stok ve varlıklarıyla,2004 yılında 292 milyon dolara (Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab ortak girişim grubu) MEY İçki Sanayi ve Ticaret AŞ’ye, MEY İçki’de iki yıl sonra 2006 yılında bu kez 810 milyon dolara ABD’de kurulu bir ortak gruba (Texas Pacific Group) satıldı. Yıl 2011, bu kez Amerikalılar satışa çıktı ve Mey İçki, 2 milyar 100 milyon dolara, Dünyaca ünlü,içkide dünya devi olarak tanınan İngiliz DİAGEO Şirketine Satıldı
Yargının, ilk satışla ilgili durdurma kararları tozlu raflarda dururken, Türkiye-ABD-İngiltere kaynaklı sermaye kârına kâr katarken, sahnenin diğer tarafı mı? Bir yanda, kamunun yani toplumun malı olduğu halde, peşkeş çekilerek kaybedilen değerler ve 4/C ile yoksulluğa ve işsizliğe itilen çalışanlar, diğer yanda da “içki yasağı” girişimleri ve baskıları. Sermaye büyürken, çalışanların yoksulluğa ve işsizliğe terk edilmesi, bu sömürü dünyasında yadırgatıcı değil. İçki yasağı girişimleri ile içki kârının bir arada olması da kimseyi şaşırtmasın. Küçük bir anımsatmayı da yapmadan geçmeyelim; kendilerince ne kadar yadsınsa da MEY içkinin, kendi ürünleri yanında diğer içki üreticilerinin ürünlerini sattırmama politikası da bilinen bir tablo.
Neoliberalizmin, vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin özü bu, Türkiye’de demokrasi sözcüğünü dilinden düşürmeyen siyasal iktidarın politikası bu. Oyun kuralına göre oynanıyor, şaşırtıcı değil; şaşırtıcı olan, vahşi kapitalizmle ve emperyalizmle sorunu olmayan bu siyasal iktidara, emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin oy vermesi.
“Alkollü içki yasağı” adı altında oynanan oyun, bir yanda içki üretiminde çalışanları yoksulluğa ve işsizliğe iterken diğer yanda, hem de uluslararası şirketlerin gücüne güç katıyorsa, sermayenin sınırsız tahakkümünün bir kez daha düşünülmesi ve savaşımın yönünün buna göre çizilmesi gerekir. Bir yanda, özgürlük, eşitlik, adalet, işsizlik, yoksulluk ve yaşam kavgası verilirken, diğer yanda kârına kâr katan sermaye almış başını gidiyor. Arkasında ne bıraktığına bakmadan ilerliyor. Hukuku ve yargıyı da bu vahşi yolculuğuna göre şekillendiriyor. Sermaye için “dur durak” yok, toplumsal yaşama sınıfsal bakması gerekenler sustukça da “dur durak” olmayacak. Ne dersiniz sustukça kazanımlar tek tek elimizden gidiyor mu?
Yorumlar