banner110

GAZETECİLİK AYAKLAR ALTINDA!

Üç kuruş bulan herkes gazete çıkarabilir hale geldi ki bu da mesleğin kalitesini ve saygınlığını olumsuz anlamda etkiledi. Bence bugün bir çöküş süreci yaşanmaktadır, o dönemlerde bırakın yapmayı, tahayyül dahi edemeyeceğimiz rezillik, pespayelik, alçaklığı yapar hale geldiler ve ötesi, desteklenir, kollanır ve korunur oldular.

15 Eylül 2014 Pazartesi 13:46
banner77
GAZETECİLİK  AYAKLAR ALTINDA!
 YILLARIN ESKİTEMEDİĞİ GAZETECİ CEVDET UYGUN…

GAZETECİLİK AYAKLAR ALTINDA!

—Kısaca sizi tanıyalım

          1951 İskenderun doğumluyum. Evli ve biri kız iki çocuk babasıyım. İlköğretimimi Mithatpaşa İlkoklunda, ortaöğrenimimi Tarsus Amerikan Kolejinde, üniversiteyi de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde (Mekteb-i Mülkiye)de tamamladım. Askerlik görevimden sonra 1976 yılında 23 Ağustos tarihinde o zamanki ortağım Akay Eren’le birlikte günlük Özgür Gazetesini kurduk. Halen gazeteyi tek başıma yürütmeye gayret ediyorum.

—Kuruluşunuzun amacı neydi?

            O tarihte İskenderun’da sol eğilimi temsil eden gazete yoktu. CHP’limsi bir-iki gazete vardı ama fonksiyonsuzdu, nihai tahlilde sağ gazetelerdi. Hem kendi inançlarım doğrultusunda topluma yararlı olmak, hem de geçimimi sağlamak için bu gazeteyi kurdum. Dönemdeki ortağım pek solcu sayılmazdı ama kesinlikle çok demokrattı, süreç içinde kendisi de sol bir kimliğe kavuştu. Halen ortak olmamakla birlikte beraberiz ve dostluğumuz sürmekte..

-O dönemdeki medya ile bu zaman medyasını değerlendirmek isteseniz arada ne tür farklar görmektesiniz? 1976 yılında kurulan bir gazete olarak, o dönemki basım şartlarından biraz bahseder misiniz?

              Ben 1976 yılında henüz 25 yaşındaydım ve İskenderun’un en genç gazetecisi ve ‘patron’uydum. O dönemde İskenderun’da hepsi günlük toplam yedi gazeteydik ve bu gazetelerin sahipleri benden epeyce yaşlıydılar. Önceleri beni kabul etmekte biraz zorlandılar ama babamı, amcamı iyi tanıdıkları için çabuk absorbe ettiler. Kısa zamanda gazetecilerin Saray ve Güney Palas lokantalarındaki ünlü ve mutad yemeklerine kabul edildim ve galiba da sevildim.

             O tarihlerde gazeteler tipografi denilen bir yöntemle basılırdı. Yazılar elle dizilirdi, tek istisnası rahmetli Ahmet Perker’in gazetesi Körfez’di, bu gazete entertip denilen bir makinada dizilirdi, ancak gazete basımı öyle veya böyle çok zahmetli bir işti. Bugünün kolaylığı ve rahatlığı kesinlikle yoktu. Bu farklılık bile bize bugünlerde bu kadar çok sayıda gazetenin çıkma nedenine işaret eder, niye mi, çünkü üç kuruş bulan herkes gazete çıkarabilir hale geldi ki bu da mesleğin kalitesini ve saygınlığını olumsuz anlamda etkiledi. Bence bugün bir çöküş süreci yaşanmaktadır, o dönemlerde bırakın yapmayı, tahayyül dahi edemeyeceğimiz rezillik, pespayelik, alçaklığı yapar hale geldiler ve ötesi, desteklenir, kollanır ve korunur oldular. Bunları örneklememe gerek yok sanırım, yerel ve yaygın medyaya rastgele bir gözatmak bu söylediklerimi doğrular.

             Çıktığımız zamanda teknik bazı zorluklarımız vardı ancak gerek abonelik, gerekse de ilan-reklam açısından iyi durumdaydık. Size bir örnek vereyim, gazetemizin manav, berber, kasap gibi orta halli insanlardan bile aboneleri vardı, gazete ve gazeteciye ilgi ve saygı yoğundu. Bir diğer faktör de şuydu: Her gazetenin bir matbaası vardı ve biz yalnız gazete çıkarmıyor, baskı işleri de yapıyorduk, dolayısıyla ayakta kalabiliyor idik.

—İlk çıktığınız dönemde yaşadığınız zorluklardan biraz bahseder misiniz?

               Zorluklar dediğinizde aklıma birçok olay geliyor. Örneğin ben 1977 seçimlerinden üç gün önce bazı komik gerekçelerle tutuklandım ve 9 gün cezaevinde yattım. Daha fazla yatmamam -o tarihlerde Toplu Basın        Mahkemeleri vardı ve ayda bir toplanırdı- o basın mahkemelerinin toplanmasına 9 gün kalmış olmasıydı. Oysa benim yaptığım Nurhak direnişinin yıldönümünü ve Acilciler örgütünün bir basın bildirisini gazetede                     haberleştirmemdi.

              Size bir “Bir de bizden” anı kitabımdan birkaç paragraf aktarırsam yaşadığım zorlukların bir kısmından haberdar olursunuz. Fazlasını söylesem bu sayfanın boyutlarını aşar:

              …Uğraşacağımız bir tek rahmetli Sabri İnce'nin belediyesi kalmıştı, Sabri Ağa'ya da başkanlıktan alıp yerine sıkıyönetim atamalı belediye başkanları serisi başlayınca o kapımız da kapanmıştı, artık “Şu sokak                         asfaltlansa iyi olur, arzederiz.” yollu haberler yapmaktan başka çaremiz de kalmamıştı.

Allah var, çabuk uyum sağladık. Rahmetli Ahmet Perker çok sevdiği balıkçılığa dönüş yaptı, Körfez'de şu haberleri sık sık görür olduk: “Bu sene çupra az, lüferlere ne oldu, karides balıkçıların yüzünü güldürüyor,…”

Sarımsak ve naneye aşırı düşkünlüğüyle nam salmış Suphi Levent'i ise bu iki nebatın fiyatları birinci derecede ilgilendiriyor, rahmetli Fatih Ülkümen arsa fiyatlarından dem vururken, Refik Kireççi Güney'inde meteorolojiye olan yakın ilgisini yeni keşfetmenin hazzını yaşıyordu.

Özgür daha da dikkatliydi, o “çupra az” diyemezdi, çünkü “sen çevre kirliliği nedeniyle mi çupranın az çıktığını söylemek istiyorsun, yani biz Körfez'i temiz tutamıyor muyuz, koca sıkıyönetim olarak ?” gibi yanlış anlamalara neden olabilirdi öyle bir haber, su ve sabundan uzak durmak gerekiyordu.

“Dezenfekte” edilmiş, kelimenin tam anlamıyla “steril” gazeteler çıkarıyorduk, pek te çalışmıyor, sık sık toplanıp dağda-bayırda içkili piknik alemleri düzenliyorduk.

Sıkıyönetim komutanımız tüm bunlar yetmezmiş gibi en az ayda bir “basınla sohbet toplantıları” düzenliyordu, katılma zorunluydu çok geçerli mazeretiniz yoksa.. “Sohbet” ortamında bize nelerin yazılıp nelerin yazılmayacağı yönünde “dostane” telkinler yapılıyor, birçok konuda aydınlatılıyorduk ki, bir yanlışlık yapmayalım, hep beraber üzülmeyelim !!!

—Yerel ve ulusal basın arasındaki farklar nelerdir?

—Yerel gazeteciliğe en çok hangi dönemde daha önem verilirdi?

—Yerel ve ulusal basının objektifliğini kaybettiğini düşünüyor musunuz?

              Sanıldığının aksine yerel basın yaygın basından birçok hususta daha güçlü ve etkindir. Yaygın basın sizin mahallenizdeki, çevrenizdeki sıkıntınızı, derdinizi yapısı ve formatı gereği dile getiremez ama yerel basın bunu yapabilir, minicik bir soruna mercek tutabilir. Ama daha önemlisi geçmişte kıdemli gazetecilerin sahipliğini yaptığı yaygın basın şimdilerde iktidar yalakası işadamlarının kontrolüne geçtiği için halkın dertlerini dile getirmezken o gazeteciler bunun tam aksini yaparlardı, yapabilirlerdi. Şimdi bakın, Hürriyet’in sahibi Sedat Simavi, Milliyet’in sahibi Ercüment Karacan, Cumhuriyet’in sahibi Nadir Nadi, Tercüman’ın sahibi Kemal Ilıcak’tı ve bu şahsiyetler tepeden tırnağa gazetecilerdi ve gazetecilik dışında bir işleri yoktu.

            Ancak bu deve dişi gazeteciler de Anadolu gazetecilerinin katkılarına açıktılar, muhtaçtılar. Yereller halkın birebir temas kurabildikleri gazeteciler idiler aynen muhtarlar gibi. Taşra yerellerden sorulurdu, bilgi ve belge onlardan temin edilir, nabızlar onların sayesinde tutulurdu.

              Gazete sahiplerinin gazeteciler olduğu dönemlerde taşra muhabirlerine pekiyi para ödenmezdi ama çok değer verilirdi. Ben yıllarca Cumhuriyet’in İskenderun muhabirliğini yaptım, yazılarımın virgülüne bile dokunulmazdı, zaten gerek te yoktu, motomot yayınlanırdı. Yöremle ilgili her konuda fikrim sorulur, yöreme merkezden biri gönderilecekse “olur”um alınırdı. Ben onay vermezsem o kişi bu bölgeye gelemezdi, ‘ya o ya ben’ konumuna girilebilirdi.

              Bugünlere geldiğimizde ise usta-çırak ilişkisinin, meslek ahlak ve adabının- her yerde olduğu gibi -kaybolduğunu üzüntüyle izliyoruz. Bu duruma gelmemizde çağımızın kapitalist-emperyalist- küreselleştirmeci düzeninin, tek Tanrı’nın para olduğu düzenin başrolü oynadığını görüyoruz. Bu olguyu sözde İslamcı çevrelerinin İslamı ve Allah’ı istismar etmelerinde de görmekteyiz ve diyalektiğin birinci kuralı olan, “Herşey birbirine bağlıdır”ın yeniden ve tekrardan ispatlandığını görüyoruz.

Evet, dönemimizde basın objektifliğini kesinlikle kaybetmiştir, benim sıklıkla söylediğim gibi “tutma” konumuna düşmüştür ne yazık ki.. Biz de kendi dönemimizde geçimimizi temin durumundaydık ama müptezel bir konuma düşmemiştik. Şimdi meslekle alakası olmayan, hiçbir haltı beceremeyen yeteneksiz ancak “muhteris” kifayetsizler mesleğe sızmış ve mesleğin onur ahlakını alabora etmişlerdir.

Belli bir sayıda gazeteci yetiştirdim, bunu gururla söyleyebilirim, hem İskenderun’da, hem de Adana’da.. Biri hariç hepsinde başarılı olduğuma inanıyorum, ilginçtir o yeteneksiz şu anda bir kuruluşun basın danışmanı.

Neyse, kötümser miyim, asla, ancak karamsarım. “İyi olur inşallah!” diyelim…


    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99