Tür seçiniz:
OLAY : O halde müzakere sürecini neden destekliyorsunuz. Emperyalist güç odaklarının yönlendirdiği bir sürecin bu ülkeye ve insanlarımıza yararı olabilir mi?
AKBAY: Müzakere sürecinden halkın ve emperyalistlerin beklentileri farklıdır. Toplumsal olaylara ve gelişmelere sadece siyah-beyaz süzgecinden bakılamaz.
Çoğu zaman tarih onu geriye götürmek isteyenleri de ileriye sürükler. Empertyalist güç odakları müzakere sürecini başlatmak zorunda kaldı. Bu nedenle iki ayrı beklentiyi analiz etmek gerekir.
Halkın beklentisi ile başlayalım; Bu ülkenin en önemli sorunu neredeyse yarım yüzyıldır devam eden çatışma ortamı. 80 öncesinde Sağ-Sol, 80′den sonra ise Türk-Kürt çatışmasıdır. Bu süreç ülkemizde barışın ve demokrasinin tohumlarının yeşermesine engel oldu.
İnsanlarımıza sadece acılar ve gözyaşı reva görüldü.
Bu çatışma ortamının sona ermesi, akan kanın durması hem ülkemiz açısından hem de bu topraklarda bugüne kadar rahat yüzü görmemiş insanlarımız açısından çok önemli. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu diyalog ortamıdır.
Kardeşin kardeşe kırdırılmasını engellemek için karşılıklı iletişim ve barışın diline ihtiyacımız var. Akan kan durursa bu oyunu bozmaya başlayabiliriz. Bu nedenle müzakere süreci olması gerekeni yaratmanın en önemli aracıdır. Barış ve demokrasiye, ekmek ile su kadar ihtiyacımız var.
Emperyalist güç odaklarının bu süreçten beklentisi ise farklıdır. AKP ve emperyalistler Ortadoğuda kürtlerle barışmış bir Türkiyeye ihtiyaç duyuyorlar. Onlar İsraille birlikte Ortadoğuyu tamamen kontrol etmenin peşinde. Bu sürecin sonunda Kürdistanın kurulmasını desteklemekten bir an bile tereddüt etmeyeceklerdir. AKPde mutlak iktidarı için ülkeyi bölmekte tereddüt etmeyecektir. Suriyeyi yaklaşık 2 yıldır dize getiremeyen ve Ortadoğuda giderek yalnızlaşan Türkiye ile bunu başaramayan emperyalistler, Kürt hareketiyle barışmış bir Türkiye ile bunu başaracaklarını düşünüyorlar.
Suriyeye yönelik planların yanında, Irana olası müdahalede Türkiye- İsrail işbirliğinin önemi büyük. Türkiyenin üslerini İsrail kullanacak. Yani Suriyeden sonra sırada İran var. Bunun için Kürtleri de ikna etmeliler. Bu yüzden İsrail jet hızıyla özür de diler, el de öper
Yani müzakere sürecinden, emperyalistlerin beklentisi; Ortadoğuda emperyalist işbirlikçilerini güçlendirmektir.
Bu farklı beklentiler kafaları karıştırıyor. Ancak diyalog ve barış ortamı olmadan emperyalistlerle ve yerli işbirlikçileriyle başedemeyiz. Müzakere sürecini bu yüzden destekliyor ve Diyarbakırda verilen barış mesajını önemsiyorum.
Unutulmamalı ki sol hareket hümanizmden, barıştan ve bilim ile kardeşlikten beslenirken, emperyalist hareket diktatörlükten, kan ve gözyaşından beslenir. Farklı beklentilerle atılan adımlar, mücadelenin yeniş zeminde ve yeni koşullarla devamına yol açar.
Ülkemizde silahlı çatışmaların yaşanmadığı bir ortam emperyalizme karşı mücadelenin imkanlarını arttırır. O sebeple etnik kimliklere bakılmaksızım, en kısa sürede bu ülkenin geleceğinin sorumluluğunu taşıyanlar kucaklaşmalı ve elbirliği ile emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı direnişi örgütlemeliyiz.
Türkler ve Kürtler bana kalırsa bir kez daha önemli bir sınav vereceklerdir. Ya barıştan ve kardeşlikten yana bir gelecek çizecekler ya da emperyalist güç odaklarının çizdiği kaderlerine teslim olacaklardır.
OLAY: Öcalanın mektubu, bayrak krizi ve Suriye olayları konusuna bu müzakere süreci cephesinden bakabilir misiniz?
AKBAY: 21 Martta Diyarbakırda okunan mektup müzakere sürecinin ilk sonuçlarını ortaya çıkardı. Bu mektuptan çıkardığım sonuç Kürt halkı bölünmeme fikrini sevdi ve birlikteliğe sahip çıktı.
Yani bu ülkede bölünme için çaba harcayanların eli düne nazaran zayıfladı. İkinci sonuç ise silahların susması ve PKKlilerin sınır dışına çekilmesi talebi. Bu talep akan kanın durması açısından çok önemli fırsatlar doğuruyor. Umarım bugünden sonra hiç kimsenin burnu bile kanamaz.
Şiddetten beslenenler için kara bir gün oldu 21 mart. Mektuptan çıkardığım üçüncü sonuç ise barış emek ve çaba gerektiren bir süreçtir ve bunun gereği tek taraflı yaklaşımlarla gerçekleştirilemeyeceği. Bu sebeple önümüzdeki günlerde Meclis başta olmak üzere AKP barış ve demokrasi konusunda önemli sınavlar verecek.
Hükümetin bu konuda samimi davranmayacağı ve yalpalayacağı kanaatindeyim. AKP güven vermiyor. Basın ve ifade özgürlüğünün olmadığı, hoşa gitmeyen her yazının sansürlendiği, yazmakta diretenlerin kapı önüne konulduğu, daha kötüsü tutuklandığı bir ülkeye gelecek olanın adının barış olması düşünülemez. Bu köklü sorunu çözmek değil, yönetmek isteyen Başbakanın amacı, içindeki diktatörün başkan sıfatıyla anılmasıdır.
Bu sebeple özellikle CHPnin ve aydınlarımızın barıştan ve demokrasiden yana tutumu çok önemli. CHP ilk günün şaşkınlığı ve yılların alışkanlığıyla anlaşılması güç bir tutum aldı. Ama kısa sürede toparlanacağını düşünüyorum. Barıştan yana demokratik adımların öncüsü ve belirleyicisi CHP olmalıydı. Olmadı, ama o-la-cak
Bayrak konusuna gelirsek. Okunan mektupta ve sonraki açıklamalarda bayrak konusunda çok olumlu açıklamalar yapıldı. Öcalan ve BDPnin en etkili ağızları belkide ilk defa bayrağın ortak değer olduğuna işaret etttiler. Bu vurguları öne çıkarmak gerekir. Geçmiş yıllarda da newroz kutlamalarında bayrak yer almazdı. Bundan sonra barışın dili konuşulur ve paralel adımlar atılırsa bu tip yapay krizlerle insanlar birbirine düşürülmez. Bayrağın ortaklaştıran bir değer olduğu somut olarak ortaya çıkar.
Son olarak Suriye konusuna gelmek istiyorum. Suriye Esad ile emperyalist güçlere karşı direnişini süredürüyor. Emperyalist güç odakları işbirlikçi AKP ve israilden sonra Kürtleri de Suriyeye saldırtmaya çalışacaklar. Bu oyunu Kürt ve Türk halkı birlikte bozmaya çalışmalıdır. Müzakere ortamı ve barış iki halkın birlikte emperyalizme karşı tutum almasıyla anlam kazanacaktır.
Kürt halkını emperyalistlerin oyuncağı yapılmasına Türk halkı izin vermemelidir. Birbirimize kardeşlik, barış ve demokrasinin yerleşmesi için ihtiyacımız var. Yeni hedefimiz Türkiye halklarının emperyalizme karşı birlikte direnmesini sağlamak olmalıdır.
Yorumlar