Selçuk, örgün ve kamusal eğitim süreçlerinden zorunlu din derslerinin çıkarılmasını ve herkesin anadilinde eğitim alma hakkı talepleri etrafında, milli eğitim müdürlüklerine başvuruda bulunduklarını, eğitimde her türlü dayatmanın ve ayrımcı uygulamanın tamamen ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek şu görüşlere yer verdi: Yıllardır eğitime yeterli bütçe, okullara ihtiyacı kadar ödenek ayrılmaması nedeniyle, her eğitim öğretim yılı başından itibaren velilerin cebinden yaptıkları eğitim harcamaları katlanılamaz hale gelmiştir. Sendikamızın yapmış olduğu araştırmaya göre, bu yıl çocuğunu ilkokulda okutacak olan bir öğrenci velisi yıl boyunca ortalama 3 bin 602 TL eğitim harcaması yapacaktır. Eğitim sistemini adım adım ticarileştiren, Anayasada ilköğretimin devlet okullarında parasız olduğu yazarken yoksul halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarının son 11 yıl içinde 5 kat artmış olması düşündürücüdür. Türkiyede yıllardır demokratik bir toplumda eğitim sistemi ile ilgili olarak tartışılması bile son derece anlamsız olan iki temel konu üzerinden çeşitli tartışmalar yürütülmektedir. Bu konulardan birisi 12 Eylül darbe rejiminin hayata geçirdiği ve 12 Eylül düzeninin günümüzdeki temsilcisi AKP iktidarı tarafından ısrarla sürdürülen zorunlu din dersi uygulaması, diğeri ise temel bir insan hakkı ve eğitim biliminin temel ilkesi olmasına rağmen, yıllardır ırkçı-şoven bir anlayışla yok sayılan anadilinde eğitim hakkıdır. Bütün içeriği devlet tarafından belirlenen zorunlu din dersi uygulaması, dinin öğrenciler arasında bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmasına neden olmakta, devletin ağırlıklı olarak tek bir dinin tek mezhebini öğreterek, diğer dinsel inançlara karşı açık bir adaletsizlik yaratılmasına yol açmaktadır. Bu durum, Türkiye gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok mezhepli toplumlarda, birçok sıkıntının doğmasına yol açmaktadır. Türkiyede dinin siyasallaşması ve siyasal çıkarlara alet edilmesinin engellenmesi, ancak devletin dinden elini tamamen çekmesiyle olanaklıdır. Hiçbir toplum tamamen aynı inancı paylaşan insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara aynı mesafede bulunması gereken devletin ağırlıklı olarak bir dinin ya da mezhebin eğitimini zorunlu ya da seçmeli olarak vermemesi gerekmektedir. Devlet sosyal yaşamı örgütlerken bunu asla dini referanslara göre yapmamalı, hiç kimseyi çoğunluk da olsa, belli bir inanç grubunun eğitimini almaya zorlamamalıdır. Sırf bu durumun kendisi bile Dinde zorlama yoktur anlayışıyla çelişmektedir. Demokratik, laik ve bilimsel bir eğitim sisteminin oluşturulmasının öncelikli koşulu, eğitim bilimlerinin temel ilkesi olan her çocuğun kendi anadilinde eğitim almasıdır. Anadilinde eğitim, çocukların zihinsel gelişimlerinin, öğrenme yeteneklerinin ve sağlıklı bir kimlik edinmelerinin en temel koşuludur. 2013-2014 eğitim öğretim yılının başında, örgün ve kamusal eğitim süreçlerinden zorunlu din derslerinin çıkarılması ve herkesin anadilinde eğitim alma hakkı talepleri etrafında, milli eğitim müdürlüklerine başvuruda bulunuyor, eğitimde her türlü dayatmanın ve ayrımcı uygulamanın tamamen ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz.
Yorumlar