Alevi kültür merkezi başkanı Hasan Koyuncu ;Bugün Dersim tertelesi sonucunda, Dersim önder kadrolarının, hukuksuz bir şekilde, yargılanmadan apartopar idam sehpalarında katledilişlerinin 77. yıl dönümünde anmak ve katilleri lanetlemek için toplanmış bulunmaktayız.
15 Kasım 2014 Cumartesi 08:58
19. yüz yılın başlarından itibaren başlayarak Kürtlere karşı girişilen yok etme planının bir parçası olarak Dersim’de yapılan Te’dip (terbiye), Tenkil (uzaklaştırma cezalandırma), Taqtil (Öldürme), Tehçir (Göç ettirme), Temsil (Asimile), Temdin (Medenileştirme) Kimi, Tasfiye (yok etme)programı 1896 yılında “Dersim asi yuvasıdır. Islah edilmelidir” başlığını taşıyan “Dersim’in ıslahatı” raporuyla özelde Dersim için girişilecek özel katliam programının hazırlık aşamasının başlangıcıdır. 1896 yılında II. Abdülhamit’e sunulan raporda; Alınacak tedbirler ve hazırlıklar öncesinde uygulamaya geçmeden araştırma yapılması, Dersim bölgesinde uygulanması gereken kanunların çıkarılması ve çıkarılan kanunların sistemli bir şekilde uygulanması için ıslahat dedikleri askeri hareket planlarını geliştirerek, Dersimin gücünü kırmak, toplumun ileri gelen önderlerini katletmek ya da sürgün etmek amaçlanmıştır.Cumhuriyet döneminde yaşananlar geçmişin devamıdır. 1925-1930 yılları arasında pervasızca girişilen tekleştirme politikalarının uygulanarak, gizli “Şark Islahat Planı” çerçevesinde, Kürtlerin ve diğer halkların tarihlerini ve kültürlerini, ırkçı bir yaklaşımla yok edilmesi çabasının yarattığı saldırganlığının giderek Dersim’de Kürt ve Aleviliğin yok edilmesi planının yaşama geçirilmesidir. 2 Şubat 1926 yılında Mülkiye müfettişi Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığına sunduğu raporda “yaptığım temasların bende hasıl ettiği izlenime göre Dersim gittikçe Kürtleşiyor ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor” derken, Vali Cemal Bey; “Dört yüz seneden beri Dersime hükümet nüfuzu girmemiştir. İlmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulamamıştır” şeklinde hazırlanan raporların yanında, 1926 yılında Ali Cemal Bardakçı, 1930 yılında İbrahim Tali Öngören, 1931 yılında Fevzi Çakmak, yine 1931 yılında Ömer Halis Bıyıktay, 1932 yılında Şükrü Kaya, 1936 yılında ise Abdullah Alpdoğan’ın hazırladığı raporlar takip etmiştir. Bütün raporlarda Dersim’de yapılacak katliamların teorisi oluşturulmuş, bu teori doğrultusunda da katliamlar gerçekleştirilmiştir. Raporların tamamında Dersim’in Kürt kimliği ve Alevi inancı ön plana çıkarılarak katliama gerekçe hazırlanırken devletin maaşlı tarihçileri Dersim katliamını “devlete karşı yapılmış bir isyan olarak” resmi tarihe geçirmiştir.Oysa Dersim’de devlet eliyle yaşatılan tertele Hitler faşizmini çağrıştıran bir insanlık dramıdır. Hitler Yahudileri gaz odalarında infaz ederken Dersim’de ise asker saldırılarından kaçıp mağaralara sığınan kadın ve çocukları gaz bombaları ile zehirleyip öldürüyordu. Resmi açıklamalara göre Dersim’de 13 bin Dersimli katledilirken, yakaladıkları binlerce insan yerinden yurdundan koparılarak aç susuz, günlerce sürecek kimi zaman yaya kimi zaman tren yolculuğu ile sürgüne gönderilmiştir. Yavuz Sultan Selim döneminde çıkarılan fetva Cumhuriyet döneminde de yaşam bulmuş, “öldürülen Alevilerin kadınları ve çocukları size helaldır.” Fetvası doğrultusunda binlerce Dersim’li çocuk ailelerinden koparılarak batı illerine götürülmüş, bu çocuklar dilinden kültüründen, kimliğinden koparılarak akıbetlerinden bu güne kadar herhangi bir bilgi alınamamıştır.Dersim’in, Seyid Rıza önderliğindeki inanç ve kanaat önderleri Abdullah Alpdoğan’ın çağrısı ile görüşmeye giderken, yakalanmış muamelesi yapılarak Elazığ’da yargılanmadanhukuksuz bir şekilde yaşı küçültülerek, 17 yaşındaki oğlunun yaşı büyütülerek idam edilmiştir. Devletin yalan ve hilelerine karşı Seyid Rıza “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ama bende sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun”. Diyerek cellatlara onurlu davranışını sergilerken, cellatların acizliğini de gösterdi. 77 yıl önce gerçekleştirilen bu katliamda yaşamını kaybeden başta Seyit Rıza olmak üzere tüm Dersimlileri saygıyla anıyoruz. Biz onları unutmadık, unutturmayacağız. Seyid Rıza’nın idamını hukuksuz bir şekilde gerçekleştirilmesinde rol oynayan İhsan Sabri Çağlayangil idam anını şöyle anlatır. “Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: EVLAD-IKERBELAYIZ, BİHATAYIZ,AYIPTIR,ZULÜMDÜR… dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını yaptı…” derken Seyid Rıza’nın inandığı dava uğruna ölüme giderken bile düşmana inat baş eğmezliğini gösteriyordu. Gelinen bu aşamada devlet artık karanlık geçmişi ile yüzleşmeli. Dersim halkından özür dilemeli.Dersim sürgünlerinin listesini açıklamalı, bunların yerleştirildikleri yerler tesbit edilmelidir.Dersim’li ailelerden izinsiz olarak alınarak batı illerine götürülen çocukların listesi açıklanmalı, bu çocukları akıbeti konusunda kamuoyu bilgilendirilmeli.
Yorumlar