Bugün dört Bakanın yanı sıra iktidara yakın pek çok kişinin adının karıştığı 25 Aralık operasyonun üzerinden tam bir yıl geçti. Daha ilk günden itibaren AKP iktidarı kamu kaynaklarının kimlere ve nasıl talan ettirildiğini tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı operasyonların üzerini kapatmak için elinden geleni yaptı.
26 Aralık 2014 Cuma 09:25
Yolsuzlukların üzerinin örtülmesi için devlet kurumları, kadroları ve yasalar adeta hallaç pamuğuna çevrildi. Kısa süre önce “kargalar güler” diyerek reddettikleri Cemaat yapılanmasının tasfiyesi adı altında on binlerce polis, yargıç, savcı ve bürokratın yerleri değiştirildi. Suç ve iktidar ortağı Cemaat bir günde darbeci, “ne olur daha fazla kendini özletme, ülkene dön” dedikleri kişi de darbenin şefi ilan edildi.Eğitim sen şube başkanı KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Ünsal: Ne zamanki çıkarlar çatıştı, ne zamanki iktidar paylaşımında kavga başladı Cemaat yolsuzlukları, AKP ise Cemaatin darbeci olduğunu hatırladı! Kahramanlar bir günde hain ve darbeci, temiz eller savcıları ise kirli işler savcıları oldu! Oysa ne yolsuzluklar yeni başlamıştı ne de Cemaatin kirli yapılanması yeniydi. Cemaat ve AKP’yi bir araya getiren ise emekçilerin ve muhaliflerin bastırılması, devletin ele geçirilmesi ve toplumsal yaşamın siyasal İslam doğrultusunda yeniden dizayn edilmesiydi. Kaynakların menfaatler için çar çur edilmesiydi. Parklarımızda AVM, ormanlarımızda villa, derelerimizde HES yapılmasıydı. Gezi’de ağacına sahip çıkan, özgürlük ve demokrasi isteyenlere gazla, copla, tomayla, kurşunla saldırıydı.Tek tip basın, tek tip üniversite, tek tip sendika, tek tip yargı ve sonuç olarak tek tip toplumsal yaşamdı.Gündem değiştirmelerle, algı operasyonlarıyla, tehdit ve baskılarla, anti demokratik yasalar ve 12 Eylül anayasasına sığınmakla AKP kendisini kurtaramayacaktır. Ayakkabı ve çikolata kutularında para çalanlardan, Evlerine para sayma makinesi koyup maaşlarımızdan çaldıklarını sayanlardan, Ülkenin arazilerini, tarihi değerlerini haraç mezat satanlardan, Emekçilere üç kuruş zammı çok görüp bütçeden milyonları Saraylara aktaranlardan,Kentsel dönüşüm adı altında yandaşa rant dağıtanlardan,Eğitimi ve sağlığı paralı hale getirenlerden,Milyonlarca yurttaş açlık sınırı altında yaşarken bir avuç sermayeye ülkenin kaynaklarını peşkeş çekenlerden hesap soracağız.Siyasi iktidar, yıllardır eğitim sistemini kendi dünya görüşü doğrultusunda düzenlemekte, bunu gerçekleştirmek için bütün kamu kurumlarında “siyasal kadrolaşma” operasyonları yapmaktadır. MEB tarafından yayınlanan “Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmesine İlişkin Yönetmelik” ile yönetici atamalarında mülakat ya da “sözlü sınav” yöntemi üzerinden siyasi referanslara dayanan tarihin en kapsamlı kadrolaşma politikası tüm hızıyla sürmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yukarıdan aşağıya doğru başlatılan ve eğitimin bütün kademelerinde görev alan eğitim yöneticileri iktidar yandaşları içinden belirlenmekte, iktidara biat etmeyen eğitim yöneticileri ise bakanlık ve yandaş sendika temsilcilerinin ortak çalışması ile birer birer görevlerinden alınmaktadır. Eğitimde yaşanan tasfiye sürecinde, şube müdürleri ve okul müdürlerinin ardından sıra müdür yardımcılarına gelmiştir. Siyasi iktidar ve yandaş sendika siyasi torpil üzerinden belirlediği okul müdürlerinin ardından şimdi de müdür yardımcılarının belirlenmesi için yoğun mesai harcamakta, mevcut müdür yardımcılarına yönelik sendika değiştirme yönünde baskı yapmaktadır.Eğitim Sen yıllardır, eğitimin bütün kademelerinde yöneticiler belirlenirken, hiç kimse siyasi görüş, kimlik, mezhep, inanç ya da sendika farklılığı nedeniyle fiilen cezalandırılmaması gerektiğini, yönetici değerlendirme ölçütlerinin tamamen objektif ve bilimsel kriterlere dayanarak belirlenmesini savunmaktadır. Eğitim yöneticilerinin belirlenmesi sürecinde siyasi ya da sendikal referanslar değil, liyakat ilkesi temel alınmalı, özellikle Eğitim Sen üyesi eğitim yöneticilerine yönelik her türlü tehdit, taciz ve şantaj uygulamalarından derhal vazgeçilmelidir. Eğitim Sen, kurulduğu günden bugüne eğitim yöneticilerinin Bakanlık tarafından, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, sendikal ya da siyasal tercihlere göre belirlenmesi ve atanmasına karşı çıkmıştır. Sendikamızın eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye izin verilmemesi, her okulun kendi yöneticisini, o okuldaki eğitim bileşenlerinin katılacağı demokratik seçimlerle kendisinin seçmesi yönündeki önerisinin ne kadar doğru ve haklı bir öneri olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, hak, hukuk ve adaletten yoksun olan ve her biri yargı duvarına çarpan siyasal kadrolaşma uygulamalarından derhal vazgeçmelidir. Eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde hiçbir tehdit, baskı ve yönlendirmeye izin verilmemeli, her okul kendi yöneticisini, o okuldaki bütün eğitim bileşenlerinin katılacağı demokratik seçimlerle belirlemelidir.
Yorumlar