Ediboğlu açıklamasında şu görüşlere yer verdi: Suriye iç savaşında dış güçler tarafından oluşturulmak istenen Alevi-Sünni çatışmasıyla beraber, Suriyenin kuzeyinde (Rojava) beliren bir Arap -Kürt ihtilafı da doğrudan doğruya Türkiyeyi tehdit edecek nitelikte bir hal almaktadır. Bölgeden gelen son bilgilere göre Halep, Humus, Şam kırsalında muhaliflerle rejim güçleri arasında, Kuzeyinde (Rojavada) PYD güçleri ile El Nusra Cephesi arasında çatışmalar şiddetlenerek sürüyor. Yine gelen bilgilere göre muhaliflerin denize yakın bölgeleri ele geçirmek için çabaladığı bu yüzden Lazkiye kırsalından yoğun saldırı girişimlerinin olduğu, ancak bu saldırıların rejim güçlerince geri püskürtüldüğü de belirtiliyor. Bu yoğun çatışma ortamında, Şamın Gutha kırsalında rejim güçlerince kimyasal silahlar kullanılarak yapıldığı iddia edilen ve 635 kişinin öldüğü saldırı ile ilgili harekete geçen ABD ve Obama Suriyeye savaş açılması ve vurulması gerektiği konusunu gündeme getirdi. Ancak gerek ABD kamuoyunun anketlerde böyle bir savaşa onay vermemesi, gerekse ABDnin finansal zorluğu ve son olarak Suriyede Şam yakınlarındaki kadim Hristiyan kasabası ve Hz.İsanın konuştuğu dil olan Aramicenin konuşulduğu tek kasaba olan Maalulaya yönelik El_Nusranın saldırısı ve 12si din adamı 30 kişinin başını keserek vahşet sergilemesi, Obamayı Suriye savaşı konusunda frenledi. ABD tarihinde belki de ilk olarak bir savaş kararı Kongrenin onayına sunuldu. Tarihte bir çok savaş kararı vermiş ABD başkanları bu onaya gerek duymamışlardı. Örneğin geçmişte Vietnam, Afganistan, Irak savaşları ile yakın tarihimizdeki Libya savaşında böyle bir karar alınmamıştı. Ancak öyle anlaşılıyor ki zorlu ve çetin geçeceği bilinen ve Birleşmiş Milletler kararı aranmadan Suriyeye açılacak olan bu savaşta Türkiyenin yer almasını ABD ve Batı özellikle istemekteler. Örneğin Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schultz, Suriye krizinde Türkiyenin anahtar rol oynadığını belirerek, Türkiyenin bölgede önemli bir güç olduğu ve olası durumda Suriyedeki iç savaşa askeri gücüyle müdahalede bulunabileceği unutulmamalı şeklinde demeci bu isteği yansıtmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki; Suriyede küresel güçlerin koordinasyonunda ve AKP hükümetinin aktif olarak devreye sokulduğu bu vekalet savaşı bütün bölgeyi etkileyecek geniş kapsamlı bir çatışma emaresi vermektedir. Küresel güçler ve onun istekli oyuncusu AKP iktidarı ve Davutoğlu bu vekalet savaşında Suriyede belirsiz bir ortam yaratarak, rejimi yıkamasa bile, bloke etmeyi ve sürekli bir istikrarsızlık içine sokmayı amaçlıyor. Ayrıca Suriyede yaşanan iç savaş ile ülkenin enkaz haline gelmesi ve etnik, dinsel, mezhebi kaosun şiddetle artması, ülkenin bir ölüm ülkesi haline dönüşmesi hedefleniyor. Son günlerde bu yönde Vahhabi-Selefi çeteler ve bir çok ülkenin gizli servisleri son derece soğuk kanlı ve acımasız taktikler uygulamaya ve adımlar atmaya başladı. Yaşanan bu konjonktürde artık uluslararası basın ve bağımsız analistler 21 Ağustosta Şam-Guthada düzenlen kimyasal gaz saldırısının bu gizli servisler eliyle yapıldığını yazıyorlar. Hatta bu saldırıyı sadece Türk, Katar, Suud değil ABD, İngiliz ve Fransız gizli servislerinin de bildiğini yazıyor. Buna karşın Almanyada yayımlanan en büyük Pazar gazetesi Bild am Sonntag Esad komutanlarının ısrarına rağmen onlara kimyasal kullanma emri vermedi. diye yazdı. Bugün Washington ve Brükselin kontrolünde Kahire, Tel Aviv, Riyad, Doha, Abu- Dabi ve Ankara aralarındaki birçok çelişkiye rağmen, fiili bir ortaklığa (paktlaşmaya) doğru yol alıyor. Bu paktlaşmanın ilk adımını Libyadaki emperyalist müdahalede görebiliriz. Suriyede yürütülen vekalet savaşını Libya sürecinin Doğu Akdenize taşınması olarak da okuyabiliriz. Ortadoğuda Türkiye ve Katarın desteklediği Müslüman Kardeşlerin ve S.Arabistanın destek verdiği Selefi-Vahhabilerin aktif rolüyle biçimlenen, siyonist politikalarla yoğurulan, AB-Dnin gaz vermesiyle oluşturulan ve neo-Osmanlıcılık yansıtmasıyla kendini dışa vuran bu süreç, Ortadoğuda yer alan ülkelerin küresel sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanmasını içeriyor. Bu yüzden bu coğrafya tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde etnik, dini, mezhebi kutuplaşma, boğazlaşma ve talana tanık oluyor. Bu kutuplaşma, sürekli savaş hali ve bölgenin bütününde kendini hissettiren bir iç savaş stratejisine hizmet ediyor ve edecektir. Özellikle Alevi-Sünni ve Şii ekseni diye tanımlanan gelişmeler ve operasyonlar bu sürecin bir parçasıdır. Şu şekilde bir tanımlama yaparsak; Arap gericiliği (Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri) ve Müslüman Kardeşler iktidarları (Fas, Tunus) ve AKP iktidarının da dahil olduğu Siyasal İslam bu sürecin temel aktörleridir. Emperyalist yeniden paylaşım savaşında bu işbirlikçi güçler ve Siyonizm aktif bir biçimde birbirlerini destekleyerek bu sürece hizmet ediliyorlar. Bugün bu güçler Ortadoğu coğrafyasında yaşanan kıyım ve kargaşanın gerçek sorumlularıdır. Bu sebeple Ortadoğuda gerçekleştirilmek istenen ve adına BOP denen bu plan özünde burada yaşayan halklar için ölüm, yıkım, kaos ve bir karşı devrimdir. Bunu Irakta, Libyada, Yemende gördük. Suriye örneğinde ise canlı olarak yaşıyor ve hissediyoruz. Öyle anlaşılıyor ki; bu noktadan sonra Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz emperyalist yeni dizaynların merkezinde ve içindedir. Bugün Filistin ve Irak fiilen mikro devletlere, Sudan ve Yemen ise ikiye bölünmüş durumdadır. Bütün bu yaşanan gelişmelerden sonra, eğer ABD Kongresi Suriyeye savaş yönünde bir karar alırsa bölge adeta ateş topuna dönecek, nükleer kartta dahil olmak üzere bir çok seçenek masanın üzerinde olacak ve cehennemin kapısı aralanmış olacaktır. Yok eğer ABD Kongresi Suriye savaşına karşı bir irade beyan ederse, savaş başlamadan bitmekle kalmaz, çok önemli bazı gelişmeleri de beraberinde görebiliriz. Bu durumda İsrail ve lobi kuruluşları ile ABD derin devleti büyük prestij kaybı yaşar. CİA başkanı istifa edebilir. Suriye hakkında yaşanan tüm gerçekler bir bir ortaya çıkar ve bu durumdan en çok AKP, Katar ve S.Arabistan zarar görebilir. Artık doğru ile yalan ve yanlışın ayrışmaya başladığı günleri görebiliriz. Dünya ve Türkiye kamuoyunu yanıltanlar ve bugüne kadar Suriyede ve Ortadoğu coğrafyasında yüzbinlerce insanın ölmesinde ve yaralanmasında, milyonların sığınmacı olarak başka ülkelere gitmesinde payı olanları zor günler beklemektedir. Bu yalan yanlış manipülasyonları yapanlar, yönlendirenler ve planlayanlara Suriye vekalet savaşı pahalıya patlayacaktır. Öyle ki, bu durumda AKP politikalarıyla Türkiyeyi 2.sınıf bir muz cumhuriyeti sınıfına düşürenlerden, vatandaşlar hesap soracak ve ebediyyen kullanılan ayrıştırıcı dil ve despotizmi tarihin karanlık sayfalarına gömecektir. Türk insanının bu kararlı tutum ve arzusu bu milletin geleceğini karartmayı ve özgür ruhlu genç zihinleri yok etmeyi amaçlayan her türlü gizli kapaklı komployu yıkacaktır. Bunu yapmaya mecbur ve muktedirdir.
Yorumlar