5 Nisan 2016 günü Başbakan Davutoğlu’nu dinledim. Şişinerek söylediklerini dinlerken adeta sırtıma iğneler batırılıyordu. İşkence altında gibiydim. “Esselamün aleyküm” diyerek, en azından 7 şedidin vebali altındaki muhterem, Diyarbakır’a nasıl da cesaretle gittiğini dakikalarca anlattı. Şakşakçı ve gururun anlamını yitirenlerce de “Bu millet seninle gurur duyuyor!” denilerek pohpohlandı. Bir bilen varsa söylesin Allah aşkına: Bu Diyarbakır şehri Türkiye’de değil de başka bir ülkede mi? Sahi Diyarbakır nerede cesur Başbakan?
Davutoğlu döktürmeye devam ederek “Tarihin en büyük terörle mücadelesini veriyoruz!” diyor. Ne hazindir ki, terörle mücadelenin nasıl olacağını bilmeyen başbakanımız, Türkiye’nin terörle mücadele tarihini de bilmiyor!
Davutoğlu da taklit etmeye çalıştığı “Kurucu lideri” gibi, “Ben ne söylersem o doğrudur!” demek istiyor galiba. Şayet “14 yıllık iktidarımız sırasında ilk kez terörle mücadelede daha ciddiyiz!” demiş olsa, “Doğrudur!” denilebilir. Ama o kadar.
Başbakan Davutoğlu’na Türkiye’nin terörle mücadele tarihini öğrenebilmesi için bir kitap tavsiye edeceğim: “Terör ve Terörizmle Mücadele – PKK Özeli ve Çözüm Arayışları, Berikan Yayınları, Ankara, 2011.” Haa, yazarları da var: Celalettin Yavuz ve Muhittin Şahin!
Kitabımız 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümünde terörle mücadelenin tarihini ve terörle mücadelede temel esasları da kapsayan 4 ayrı kısım var.
II. Bölüm “PKK Terör Örgütü ve PKK’ya Karşı Mücadele” başlığı altındadır. Bu bölümün ilk kısmı “PKK Terör Örgütü’nün İlk Dönemi (1999’a Kadar) ve Terör Elebaşısının Yakalanması” başlığı altında yer almaktadır. Burada Ağustos 1984’te PKK’nın Eruh-Şemdinli’deki ilk sistemli terör saldırısından sonraki “PKK terörü ile mücadelenin” tarihi de yer almaktadır.
Türkiye’nin 1993’te, PKK’nın ilk kez “Ateşkes” ilanıyla, terörle mücadele yerine “uzlaşma” yanlışlığı ile ilgili ilk uygulamanın tarihi de var. Teröristlerin ateşkes sözüne kanan gafillerin 35 askeri Bingöl’den Elazığ’a silahsız ve korumasız göndermesi, akabinde 33 erin şehit edilmesini okuyabilir burada. Bundan sonra da teröristin sözlerine güvenilmeyeceği anlaşılır ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile OHAL Valiliği terörle mücadelede yeni strateji geliştirmeye başlar.
Daha 1993 Haziran ayında, terfilere 2-3 ay kala 2 kurmay albay tuğgeneral yapılarak biri (K. Erdal Sipahi) “elden çıktı!” denilen Şırnak’a, diğeri (Osman Pamukoğlu) de Hakkâri’ye tugay komutanı olarak gönderildi. Her iki komutan da bölgelerinde teröriste soluk aldırmadılar.
Türk Silahlı Kuvvetleri 20 Mart 1995’te Irak sınırından 40 km derinliğe kadar girdi. Çelik-1 adı verilen ve 35 bin askerin katıldığı harekât sırasında 568 terörist etkisiz hale getirilirken, “Akademisyen” olan Davutoğlu, muhtemeldir ki bu olaylarla hiç ilgilenmiyordu. Azıcık ilgisi olsa kendi elleriyle teröriste teslim ettikleri şehir ve mahalleleri alırken viraneye çevirdiklerinden azıcık utanabilirdi. Bu yakılıp yıkılan yerlerin kendi hataları sonucu olduğunu, ama yeniden imarı için vatandaşın cebine ellerini atacaklarını unutmazdı.
1997’de Irak kuzeyine büyük bir kuvvet ve köy korucularıyla “Çekiç” operasyonu yapıldı. Korgeneral Yaşar Büyükanıt’ın komutası altındaki kuvvetlerimiz 2.601 teröristi ölü, 444’ünü sağ ele geçirdi. Türk askeri birliklerinden 13 subay, 3 astsubay, 62 erbaş ve er, 21 geçici köy korucusu olmak üzere toplam 114 personel Şehit oldu. Ayrıca 24 subay, 17 astsubay, 248 erbaş ve er, 49 geçici köy korucusu olmak üzere toplam 338 personel yaralandı.
Bu harekatla beli kırılan PKK’nın Irak kuzeyindeki 2 numaralı elebaşısı Şemdin Sakık, yakalanıp derdest edilerek Türkiye’ye getirildi. Arkası çorap söküğü gibi geldi. 1998’de Öcalan’ın teslim edilmemesi, ülkeden çıkarılmaması halinde Suriye’ye askeri harekât yapılacaktı. Öcalan gönderildi. Sonra da Kenya’da paketlenip Türkiye’ye verildi.
Son Söz: Türkiye’nin başbakanı Türk tarihini iyi bilmelidir. Eğer biliyorsa yalan söylememelidir. Terörle müzakereyi marifet sananlar dereyi görünce ırmak sanıyor!
Yorumlar