Çevremize bakalım, hem de dost diye bilinen ülkelere! Hangisiyle ahenk içerisindeyiz? Suriye’de Esad’ı düşürmek için uğraşıyor ama onun teröre destek verebileceğini düşünmüyorsun. Irak’ta mezhep kavgasına girmeye kalkıyor, Barzani’ye destek verip merkezi hükümeti karşına alıyorsun!
İsrail’e Van minit” deyip, yurtiçinde tribünlere oynuyor, Mavi Marmara’nın yolcularını bile bile ölüme yolluyorsun! Dost kalmayınca bütün sözlerini yutup ‘İsrail’e yanaşıyorsun.
2010’da BM Güvenlik Konseyi’nde tüm dünyayı karşına aldığın İran'la da köprüleri atıyorsun! “İhvan Kardeşliği” uğruna Mısır’ın yönetim krizinde taraf oluyorsun! Libya’nın, canına okunmasına yardımcı oluyorsun! Arap ülkelerinde iyice yalnızlığa itilen ve radikal terör örgütlerinin (el-Kaide, IŞİD vb) Vehhabi kaynağı Suuidilere yapışıyorsun!
Ülkelerin istikrarını bozma konusunda uzman ABD, Rusya, İsrail, ABvb’yeçatarak tribüne oynuyorsun. Ülkeler ve yöneticilerine bağırıp çağırarak bir sonuç alınamayacağını bilmiyor musun? Bilmiyorsan kerameti kendinden meçhul ama ulufe alan başdanışmanlar nerede?
Ne yazık ki Türkiye, son derece bilgisiz, cahil, çapsız, tecrübeden yararlanmayı bile akıl edemeyen, tek derdi iktidar olanlara emanet.
Türkiye, terörle mücadele konusunda da büyük hatalar yaptı. En büyük hata ise ciddiyetsizlik ve kararlılık eksikliğidir. Açılım ve çözüm süreci ile millet terör örgütünün silahlı militanlarına teslim edilmiştir. Kırsal ve şehirler silah deposu haline getirilirken, şehirlerdeki gençler teröristlerce günü geldiğinde kullanılmak üzere örgütlendi. Terör bazı şehirlere hükümran oldu.
Bazı yerlerde mahkeme, askerlik şubesi, vergi dairesi kuran teröristlerin fütursuz hareketine “Dur!” diyemeyenler, devletin valisinin, kaymakamının, güvenlik güçlerinin ellerini tuttular.
“Aman çözüm süreci zarar görmesin!”diyen gafillerce aziz vatanın birçok şehir ve kasabası teröriste teslim edildi. Sebep aslında “Çözüm Süreci” de değildi. Tek sebebi, bir kişiyi memnun edebilmek, onu Başkan yapabilmek içindi. Bunun için de “Seçim süreci” önemliydi.
7 Haziran Genel Seçim sonuçları kırılma noktasıydı. Takke düştü, kel göründü. O dönem Başbakan Davutoğlu nasıl olduysa gerçeği görebilmiş ve “Millet başkanlık sistemini istemiyor!” diyebilme cesaretini bile göstermişti. Ama çarklar akıl almaz şekilde yeni bir seçim için döndürüldü. Akıl almaz algı operasyonu devreye sokuldu. Kutuplaşma hızlandırıldı. AKP, PKK’nın “Kürt” değil, “terörist” bir grup olduğunu keşfetti.
“PKK terör örgütüdür, müzakere etmeyin!” dediğimizde “Terörden ve kandan nemalanmayın!” diyenlerin, harpten çıkmıştan beter olan Cizre’yi alırken yaptıklarını gördük. Buna da birşey demiyoruz. Ama bize olan beyanatlarıyla bu gelişmeyi yan yana getirirlerse, herhalde çok daha korkunç bir ithamla karşı karşıya kalırlardı.
Terörle mücadele için devlet tecrübemiz vardır. Kararlı olunmalı, bu kararlılığı yurtiçinde ve yurt dışında destekleyici önlemler alınmalıdır. Terörle mücadele sadece iktidarla yapılamaz. Bunun için yurt içindeki kutuplaşma sonlandırılmalıdır. Özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dili değişmelidir. Hatta Erdoğan bir süre ağzını dahi açmamalıdır. Bunu sağduyu sahibi her AKP’linin görebildiğini sanıyorum veya en azından diliyorum. Diğer ülkelere sataşmak, uluorta bağırmak yerine sorunlar diplomasiyle ve sessizce çözülmelidir. Unutmayalım: “İt ürür, yel götürür!”
Son Söz: Erdoğan’ı susturup, başkanlık meselesini en azından bir süre unutun. Erdoğan 75 milyondan daha büyük değildir! Sağduyu sahibi AKP’liler lütfen devleti de düşünün!
Yorumlar