banner110

SOSYAL HUKUK

Geçtiğimiz hafta İskenderun Belediye Meclisi toplandı ve gündemde yer alan bazı imar tadilatlarını görüştü. İmar tadilatları kanunda istisnai niteliktedir. Nedense Belediye Meclisinde imar tadilatları her toplantıda gündemi işgal ediyor. Anlaşılıyor ki daha birkaç yıl önce kabul edilen İmar Planı daha şimdiden kırmızıya boyanmaya başladı.

11 Ocak 2016 Pazartesi 17:29
banner77
SOSYAL HUKUK
 “Suç..Suç… Suçsa Ben Kabul Ediyorum”

Geçtiğimiz hafta İskenderun Belediye Meclisi toplandı ve gündemde yer alan bazı imar tadilatlarını görüştü. İmar tadilatları kanunda istisnai niteliktedir. Nedense Belediye Meclisinde imar tadilatları her toplantıda gündemi işgal ediyor. Anlaşılıyor ki daha birkaç yıl önce kabul edilen İmar Planı daha şimdiden kırmızıya boyanmaya başladı. 
Türkiye’de imar tadilatlarının yüzde 90’ı rant amaçlıdır. Bu sebeple özellikle şahsa özel imar tadilatı yapılmaması meclis üyelerinin şaibelerden kurtulmasının tek yoludur. Şahsa özel imar tadilatlarını alışkanlık haline getiren yerel idarelerinin “Rant Yolsuzluğu” ile suçlanmalarından daha doğal bir durum yoktur. 
Kamusal alanların yağması da imar tadilatlarıyla yapılır. Yeşil alanlar, parklar, kıyı şeritleri ve hazine mülkiyetindeki alanlar da kamuya ait olup bu alanlarda yapılacak eylem ve işlemlerin kamusal çıkarı koruması zaruret arz etmektedir. İskenderun Belediyesi son zamanlarda kamusal alanlarda da çeşitli tasarruflar yaparak tehlikeli sularda yol almaya başladı. 
Son meclis toplantısında gündeme gelen konulardan biri “eski bit pazarı” olarak bilinen İmar Planında park alanı olarak görünen, İskenderun Belediyesine ait  4 nolu sosyal tesis önündeki  alana yapılacak sağlık tesisidir. Bu konuda yapılan bazı itirazlar üzerine Belediye Başkanı Seyfi Dingil: “ Suç…suç.. …Suçsa ben bu suçu kabul ederim…” diyerek yapılan işlemin yasal olup olmadığıyla ilgilenmediğini beyan etmiştir.  
Türkiye’de müktedirlerin hukuka ve kanunlara bakış açısı maalesef bu şekildedir.  Varlıklarını hukukun üstünlüğü ilkesiyle kazanan, hukuki mevzuatın kurallarıyla güce ve koltuğa kavuşanlar, ilk fırsatta önlerine çıkan kanuni engelleri tekmelemeye başlıyorlar.  Kendilerini var eden hukuki kurumlara, onları belli bir hukuki mevzuat çerçevesinde seçen seçmenlere ihanet ediyorlar.  
Mecliste tartışılan konunun içeriğini tartışmaktan öte bu tutumun tartışılması gerektiği inancındayız.  Belediye başkanları, milletvekilleri, başbakanlar, Cumhurbaşkanları gözlerimizin içine bakarak suç işleyemezler. İşlememeleri gerekir. Hatta hiç kimse görmese de suç işlemekten kaçınmaları gerekir. Bu hukuka, seçmene, insana saygının ifadesidir. Çünkü bu seçilmiş veya atanmış olanın topluma karşı taşıması gereken erdemdir. Bu adamların bulundukları mevki ve makam hukuk tarafından kendilerine emaneten verilmiştir. Bu makamlara gelirken hukuka ve kanunlara uyacaklarına dair şerefleri üzerine  yemin etmeleri bu yüzdendir. 
Sıradan bir vatandaş suç işlediğinde sadece kendi eyleminden dolayı yargılanır ve bedelini öder. Suç işlemek kirlilikse sıradan vatandaş suç işlediğinde sadece kendini kirletmiş olur. Ama kalka ait makam ve mevkileri işgal edenler , seçilenler, müktedirler suç işlediklerinde yalnızca kendilerini değil, asıl o makamları kirletirler. Emanete ihanet etmekle kalmazlar, aynı zamanda temsil ettikleri her ne varsa ona da ihanet etmiş olurlar. Toplumun barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşamasına engel olur ve erdemsizliği yaygınlaştırarak ahlaki çöküntüye yol açarlar. 
Bu sebeple yerel bir yöneticinin hele hele basına açık bir toplantıda daha dikkatli kavramlar kullanması ve yasaların yasakladığı konularda daha dikkatli olması gerektiğini bu vesileyle hatırlatma ihtiyacı hissediyorum.  

Av. Bülent Akbay

Yargı Yüküne Arabulucu Çözüm 

Yargıdaki yoğunluğu azaltmak için atılacak adımlar büyük önem arz etmeye başladı. Yargıdaki organlarındaki  yoğunluk yaşanan sorunların çözümünü neredeyse imkansız hale getirdi.  Sorun çözmesi gereken Yargı mekanizması son yıllarda sorunun parçası olmaya başladı. Bu sebeple yargı yoğunluğunu azaltacak önlemlere büyük ihtiyaç var. 
Yargı mekanizmasında tıkanıklığa yol açan en önemli faktörlerden biri hiç kuşkusuz her gün yenisi açılmak zorunda bırakılan icra müdürlüklerindeki dosyalardır. Milyonlarca icra takibinin açık olduğu icra müdürlüklerinde artık haciz sırası aylar sonra geliyor. İşte bu tıkanıklığa çözüm amacıyla  hazırlanan yasa tasarısının, 2016 yılının ikinci yarısında TBMM'de görüşülmesi bekleniyor.
Yeni yasa tasarısı yasalaştığında, 2 bin 500 TL ve altındaki alacaklar için İcra takibi başlatılamayacak ve dava açılamayacak. Taraflar arabulucuya gidecek ve uzlaşma yolu arayacak. Bu düzenlemeyle birlikte icra dairelerindeki dosya sayısının yüzde 60 azalacağı öngörülüyor. 

İş Yükü Yüzde 60 Azalacak 

İcra davalarının yüzde 60'ının 2 bin 500 TL ve altındaki alacaklara yönelik olduğunu düşünülüyor. Böylelikle icra dosyalarının büyük bölümünün, kısa sürede çözüme kavuşacağı ve arabuluculuk mekanizmasının aktif hale getirileceği düşünülüyor. 

Düzenleme en çok astarı yüzünden pahalıya gelen ve vatandaşların mağdur olmasına yol açan GSM operatörlerini, telekomünikasyon firmalarını, elektrik dağıtım şirketlerini etkileyecek. Bu şirketler artık 2 bin 500 TL altındaki alacakları için hemen icra takibi başlatamayacak. 

İşçi-İşveren Mahkemeden Önce Arabulucuya

Hazırlanan yasa tasarısına göre  işçi-işveren arasındaki anlaşmazlıklarda da öncelikle arabulucuya başvurulması zorunlu hale gelecek. İşe iade davaları, işçi hak ve alacakları davaları için arabulucuya gidilmesi dava ön şartı olarak düzenlenecek.

İşçilerin haklarını uzun süren yargılamalar sonunda karara bağlanıyordu.  Yasa tasarısının meclisten geçmesiyle arabuluculuk ile daha kısa sürede sonuca ulaşabilecekler. Bu düzenleme ile işçilerin ve işverenlerin haksız ödemeler ile karşılaşmaması amaçlanmaktadır. 

Arabuluculuk nedir? 
Arabuluculuk devlet yargısına başvurma seçeneğini devre dışı bırakmadan ve taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda tarafsız üçüncü kişi veya kişilerin, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde kolaylaştırıcı olarak uyuşmazlığın çözümlenmesine yardımcı olmasıdır. 
Uyuşmazlığın tarafları bu süreç de, mahkeme masraflarının arttığı ve aşırı iş yükü mahkemelerin işleyişini tıkadığı için, alternatif uyuşmazlık çözümü olan arabuluculuğa başvurarak en kısa süre de ihtiyaçlarına yönelik sonuç alabileceklerdir. 

Böyle bir uygulama hem zaman hem masraftan tasarruf sağlama hem de mahkemelerin iş yükünü azaltma yolunda önemli bir adımdır.  

Av. Zeynep Şahin 

STAJER AVUKATLAR KÖLE DEĞİLDİR

İŞKUR ile Barolar ve Adalet Bakanlığı arasında yapılan görüşmeler neticesinde bir süredir stajer avukatlar iş kollarında uygulanan Aktif İşgücü Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında ücretlendiriliyordu. Adalet Bakanlığı geçtiğimiz günlerde anılan kapsamda İŞKUR’dan ücret alan avukatların stajının geçerli olmayacağına dair görüş bildirmiştir.

İŞKUR tarafından kendilerine ödenen ücretleri almaları sonucu stajları yanma tehlikesiyle karşı karşıya olan stajyer avukatlar mağduriyetlerinin sona erdirilmesini istiyorlar. Bu amaçla gerek barolar birliği yetkilileri gerekse tek tek baro yöneticileri stajer avukatların uğradığı bu haksızlığa isyan ediyor. Stajer avukatların herhangi bir sosyal güvenceden yoksun ve ücretsiz olarak çalıştırılması düzeni dünyanın hiçbir yerinde bulunmuyor.

Stajer avukatların köle gibi çalıştırılmasını savunan Adalet Bakanlığı bir süre önce stajer avukatlara işkur tarafından verilen asgari ücretin kesilmesi için harekete geçti. Adalet Bakanlığının yargı mekanizmasının adeta kölesi olarak kullanılan Stajer avukatların durumunu düzeltmesi beklenirken var olan haklarını da budamaya çalışması stajer avukatların da umutlarını ve bu mesleğe olan güvenlerini sarsıyor.

Stajer avukatlar Adalet Bakanlığının bu girişimine sosyal medyadan “ Emek Hırsızlığına son” çağrısı yaptılar.  Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun bu çağrıya destek vermesi yargı çevrelerinde olumlu karşılandı.

 Stj. Av. Feyza Gezmen

 Mülakat Darbesi 

Savcı Menderes Arıcan’ı sayfamızı takip edenler hatırlayacakır. Savcının kızı makim savcı sınavında  90 puan alıp ülke genelinde  71.’inci olmasına rağmen mülakat sonucu hakim adaylığı kabul edilmemişti. Savcı Menderes Arıcan, sınavı yapan heyete yönelik sosyal medya hesabında önemli sorular yöneltti. Bu açıklamayı ve soruları okuyucularımızla paylaşıyoruz. 

Son gunlerde gundem konusu olan Adalet Bakanligi hakim ve savci mulakat sinavi ile, yazıişleri mudurlugu mulakat sınav sonuçlari bir bütün olarak ele alındığında, bu mulakat sınavinda ilgililerin gorevlerini kötüye kullandıkları yönünde ciddi şüphe ve şaibeler bulunmaktadır.

•Bir listeden bahsedilmekte. Bu listede ismi bulunmayanların  kesinlikle sınavda başarılı olamadığı konuşulmaktadır. Eğer bu şaiya doğru ise; bu listeler nerede ve kim tarafından hazırlanmaktadır?

•Bu listelerin hazırlanmasında kriter nedir?

•Bu tür bir eylemde bulunanlar bu hakkı ve cesareti nerden almaktadırlar.

•Bu bir nefret suçu değil midir?

•Yazılı sınavda onlarca yüksek puan alan insanlar, mülakatta nasıl bir anda yetersiz insanlar topluluğuna dönüşebilmektedir.

•Hakimlik ve savcılık mülakat sonuç puanı adaylara neden açıklanmamaktadır. Sadece "BAŞARISIZ" ibaresi ile geçiştirilmektedir.İdare bu davranış bicimi ile; işlem ve tasarrufunu şaibeli hale getirmiyor mu?

•Adayın mülakatta kaç puan aldığını bilmek en doğal hakki degil midir?

•Bu mülakatı yapma ve adaylar arasından en liyakatli olanları seçmekle görevli heyet mensupları bu işi keyiflerine göre yerine getirme hakları var mıdır. Eğer keyfi davranma yetkileri yoksa, bu açıkça görevi kötüye kullanma eylemleri nedeniyle haklarında soruşturma açılması gerekmiyor mu? Bu soruşturmanın izni kim tarafından verilmektedir.Bu husus bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesine götürülmesi düşünülebilir mi? Özellikle idari yargı mensubu hakim arkadaşlar bu işin prosedür ve safahatı ile ilgili bilgi verebilirler mi?

Bu soruların yetkililer tarafından yanıtlanma olasılığı, Türkiye’nin Mars’a yolculuk yapma olasılığından çok daha düşük. Siyasal iktidar toplumsal yaşamın tüm alanlarına nüfuz etmek maksadıyla, özerk, kamusal ve tarafsız olması gereken tüm kurum ve kuruluşlara “mülakat” adı altında yapılan işlemlerle kendinden olmayan herkese ve her şeye müdahaleye başladı. Toplumsal yaşama, ülke barışına, eşitliğe siyasal iktidarın                 “ Mülakat” darbesi yaptığı günleri yaşamaktayız. 

Av. Ömer Çelik 

 Elçi Soruşturmasında Skandal

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin öldürüldüğü saldırıya ilişkin soruşturmada yeni bir skandal yaşandı. Toplanan delillerden ikisinin kaybolduğu tespit edildi.

Diyarbakır Barosu'nun soruşturma komisyonunda görevli bazı avukatlar, kaybolan delillerin Elçi'nin öldürüldüğü sokakta olduğu sonradan ortaya çıkan istihbaratçı iki polisin bulunduğu noktaya denk geldiğini iddia etti.

Elçi soruşturması kapsamında o gün bölgede bulunan 26 polisin silahları alınıp balistik incelemesi yapılmıştı. Olayla ilgili görüntüleri inceleyen avukatlar, iki polisin daha sokaktan çıkıp kaçtığını tespit etmişti. Yapılan incelemede, bu iki polisin İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli oldukları ve çalıştıkları birim tarafından savcılığa isimlerinin verilmediği ortaya çıkmıştı.

Yargıdan isim vermeyerek delil saklayan İstihbarat Şube Müdürlüğü yetkilileri  hakkında bu güne  hiçbir yasal girişimde bulunulmadı. Şimdi de toplanan delillerin kaybedildiği bir durumla karşı karşıyayız. Hukuk devletinin “guguk” devletine dönüştüğünün açık kanıtları günden güne artıyor. Bu süreç yalnızca ülkede yargıya güveni ortadan kaldırmıyor. Bu süreç aynı zamanda bu ülkede barış ve huzur içinde yaşamanın temellerini de yok ediyor.

 

BARIŞ İSTEYEN BEYAZ’A KABİR AZABI

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Kanal D'de yayınlanan “Beyaz Show’a telefonla bağlanan ve öğretmen olduğunu söyleyen Ayşe Çelik’in doğu illerinde devam eden terör operasyonlarını eleştiren sözleri nedeniyle öğretmen Çelik, Beyazıt Öztürk ve program sorumlusu hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturma başlattı.

Kanal D'de 8 Ocak 2016'da yayınlanan Beyazıt Öztürk’ün sunduğu BeyazShow programına canlı yayında telefonla bağlanan ve öğretmen olduğunu belirten Ayşe Çelik, doğudaki olaylarla ilgili bir konuşma yaptı. Bu konuşmada Ayşe öğretmen ülkenin bir bölgesinde şiddet olaylarının olduğunu, bu şiddet ortamında bebeklerin öldüğünü, anaların ağladığını belirttikten sonra, barış dileklerini iletti. İşte bu konuşma için program sunucusu şaşkınlık içinde kaldı ve programa katılan Ayşe öğretmene alkış istedi. Ne olduysa bundan sonra oldu. Önce yandaş basın diye bilinen medya organları program sunucusunu “ terör destekçisi” olarak ilan etti. Maskeli özel harekat mensubu tehdit içerikli video yayınladı. Kanal ve program sunucusu özür diledi. Şimdi de Beyazıt Öztürk hakkında soruşturma açıldı. 

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili İdris Kurt, programa katılan Ayşe Çelik’in güvenlik güçleri tarafından annelerin ve çocukların öldürüldüğü yolunda beyanlarda bulunarak terör örgütü propagandası yaptığı, program sunucusunun konuşmayı alkışlattırdığı ve program sorumlusunun da yayını kesmeyerek bu olaya zemin hazırladığı ve propagandanın devam ettirilmesine izin verdiği gerekçesiyle Beyazıt Öztürk, program sunucusu ve Ayşe Çelik hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturma başlattı. 

Anlaşılıyor ki bu ülkede barış istemek, çocukların ölmemesini istemek suç haline geliyor. Yaşananlar adeta bir kabus gibi. Kanla ve şiddetle örülmüş bir canavar beyaz ve umutlu düşler kuranlara saldırıyor. 




 




Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99