Geçtiğimiz hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Cizre'deki sokağa çıkma yasağı için Türkiye'den savunma istedi . Bilindiği gibi iki meslektaşımız Yeniyıla iki gün kala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne doğrudan başvuru yaparak Şırnak'ın Cizre İlçesi'ndeki sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve operasyonların durdurulmasını istemişti. AHİM bu başvuruyu kabul ederek 8 Ocak tarihine kadar Türkiye’den savunma talep etti.
Öncelikle AHİM’e bu başvuru olağan bir prosedür içermiyor. Temel insan haklarının telefisi imkansız ihlali olağan presedürün bir kenara bırakılmasını gerektiriyor. AHİM tam da öyle yaptı. Jet hızıyla yargılamayı başlattı. Çünkü insanlar ölüyor, evsiz bırakılıyor ve katliama uğruyor. Bu sebeple başvuruyu dilekçenin gönderildiği gün incelenmek üzere kayda alan AİHM, 31 Aralık günü Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nden konu ile ilgili savunma istedi.
AİHM tarafından Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışilişkiler Genel Müdürlüğü'ne gönderilen yazıda, Türkiye'ye 8 Ocak gününe kadar savunma yapması için süre verildi. Mahkeme, başvurucunun yasal temsilcilerine de 21 Ocak tarihine kadar esas başvuruyu yapmaları için çağrıda bulundu.
Tüm bunların bu ülkede yargı postu giymiş kurumlarımız için ibret olmasını diliyorum. Bu ülkenin bir bölgesinde yaşanan hukuk ve insan kıyımına gözlerini kapatan yargı organlarımızın adaleti gerçekleştirmek gibi bir dertlerinin olmadığını üzülerek izlemekteyim.
Ülkemiz insanları gibi ülkemiz yargı organları da ülkenin bir bölgesinden yükselen insanlık çığlıklarını duymamakta ısrar ediyor.
Oysa “ Doğu’da güneş doğmadan, Batı’da sabah olmaz”
AİHM TÜRKİYE'YE 3 SORU SORDU
Türkiye'den Cizre'deki sokağa çıkma yasağı ile ilgili savunma isteyen AİHM, hükümetin vereceği savunma metninde cevap vermesini istediği 3 soruyu da gönderdi. Türkiye'ye gönderilen yazıdaki sorular şöyle;
· Sokağa çıkma yasağının yasal dayanağı nedir?
· Hükümettin sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgede gerçekçi ve yeterli sağlık hizmetleri sunuluyor mu ve temel ihtiyaçların karşılanıyor mu?
· Evlerini terk etmek isteyenlerin tahliyesinin sağlıklı bir şekilde yapılıyor mu ve bölgede yaşanan sivil ölümlerin nedeni nedir?
Bu soruları insani kaygı duyan ve ülkesini seven her vatandaş sormalıdır. Bu ülkede eğer gerçekten bağımsız ve özgür bir yargı sistemi olsaydı bu soruları AHİM’den önce bu ülkenin yargı organları sorardı.
Bağımsız ve özgür bir yasama organı olsaydı bu soruları önce TBMM sorardı. Gazeteciler sorardı. Herkes susuyor. İnsanlık ölürken susanlar da insanlıktan çıkıyor.
Oysa “ Doğu’da güneş doğmadan, Batı’da sabah olmaz”
Av. Bülent Akbay
SOSYAL HESAP ÇALANA HAPİS CEZASI
İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte bu alanda işlenen suçların sayısı da artmaya başladı. En çok karşılaştığımız sorulardan biri, sanal alemdeki hesapların bir başkası tarafından çalınmasıyla ilgili. Gerçektende sosyal medya hesaplarının bir başkası tarafından çalınması akibinde ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır. Kanunlarımız bu konuda yetersiz olmakla birlikte bir dizi caydırıcı hüküm barındırıyor. Türk Ceza Kanununun ilgili iki maddesinde öngörülen yaptırımlar şöyle;
Bilişim sistemine girme
Madde 243 - (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.
(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme
Madde 244 - (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
HIRSIZLAR VE TEFECİLER SİZDEN İNSAFLI İTİRAZ EDİN
Karayolları 6. Otoyol Bakım İşletme Şefliği İskenderun’daki otomobil sahiplerine yeni yıl sürprizi yaparak yaklaşık 20 bin kişiye ceza yağdırdı. Paralı geçiş olan otoyollarda turnikelerden usulsüz geçtikleri iddiasıyla İskenderun’da neredeyse otomobili olan herkese binlerce liralık cezalar kesildi.
OGS ve HGS geçiş hatası yapan sürücülere çifte ceza şu şekilde uygulandı. Sürücüye en uzun yol geçiş ücreti ve bu geçiş ücretinin 10 katı para cezası verildi. Tefecilerin ve hırsızların bile daha insaflı olduğu bu duruma vatandaşlar haklı olarak tepki gösteriyor.
Bu günlerde neredeyse her eve gelen cezalara karşı, tebligattan itibaren 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmek gerekiyor. Cezanın idari para cezası olarak nitelendirilmesi kafaları karıştırmasın. İtiraz yeri açıkça Sulh Ceza Mahkemesi olarak gönderilen tebligatta bildiriliyor. Aynı süre içinde para cezası yatırılırsa cezadan ¼ oranında indirim yapılıyor. Para cezasını indirimli yatırmak itiraz etmeye engel değil. Tamamen haksız olduğunu düşündüğümüz bu cezalara karşı itiraz edilmesini salık veriyoruz.
Av. Aylin Akbay Rende
YARGITAY “ŞAŞKIN TAVUK” DEDİRTTİ
Uzun süredir ülkemizde “ imam nikahlı eşe tazminat” konusu tartışılıyor. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan kararına göre “resmi nikahlı olmayan eşe destekten yoksun kalma tazminatı” verilebileceğini duyurdu.
Bu karar ile birlikte imam nikahlı eşin durumu yeni bir boyut kazandı. Yargıtayın bu kararını doğru bulanlar; Borçlar Kanunu 55. Maddesindeki ‘ sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devem edeceğinin anlaşılması yeterli görülür” ilkesinden chareket ediyorlar.
Kararın yerinde olmadığını düşünen kesim ise; bu karar ile birlikte resmi nikah olmadan yapılacak evliliklerin çoğalacağını ve dolayısıyla kararın imam nikahı müessesesini meşrulaştıracağı yönünde görüş bildirmektedirler.
İKİ DÜŞÜNCEYE DE HAK VERMEMEK İMKANSIZ AMA..
İlk önce bir hukukçu olarak her ne kadar resmi nikah olmayan evliliklerin kadını korumakta yetersiz olduğunu düşünsem de, yaşadığımız toplumda ne yazık ki bu olgunun varlığının yadsınamaz. Özelliklede Suriye’den mültecilerin gelmesiyle bu tarz evliliklerin ne kadar arttığını bizzat gözlemlediğim ve bu şekilde resmi nikahsız evliliklerin büyük bir kısmının zaten bir destek arayışında olan kadınlar tarafından birazda mecbur bırakılarak yapılığını biliyoruz. Bu karar kısmen yara sarıyor görünüyor. Ama sadece görünüyor.
Zira kendisine destek bulmak amacıyla o ya da bu şekilde kabul etmiş olduğu birlikteliği mutad bir davranışa dönüştürebilir. Resmi nikahsız eşe resmi nikahı olan eş ile aynı imkanların sağlanmasının resmi nikah yapmaya gerek olmayacağı düşüncesini yaygınlaştırmasına yol açacaktır. Bu durum sadece imam nikahı ile yaşama fikrini meşrulaştıracağını ve bunun da ilk önce hukukun çocuk dediği yaştaki bireyler üzerinde olumsuz sonuçlar yaratacağı düşüncesindeyim .Dahası bu düşünce herkesin kendi çıkarlarına göre dini yorumladığı ve zaten erkeğin birkaç eşi olabilir düşüncesine sahip olan toplumumuzda resmi nikah olsun olmasın eşler aynı haklara sahip olacakları için birden çok evliliğin yapılabileceği anlamında bir çıkarım yapılması da başka bir çekince sebebidir.
Yargıtay kararının etkilerinin nasıl olacağı ve insanlarımızın bu karar doğrultusunda nasıl hareket edeceklerini önümüzdeki günlerde yaşayarak göreceğiz.
Umuyoruz ki korkulan yaşanmasın ve bu karar resmi nikahsız yaşama düşüncesini meşrulaştırmasın…
Stj.Av.Feyza GEZMEN
ÇOCUK GELİNLERE ANAYASA MAHKEMESİNDEN DESTEK
Çocuklara yönelik istismar suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 103/2'nci maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi, bu tür davaların ertelenmesine yol açtı.
Bu tür suçlarla karşılaşan mahkemeler, iptal edilen maddenin yerine yeni düzenleme yapılmasının beklenmesi için duruşmaları ertelemeye başladı. Anayasa mahkemesinin bu kararı ülkemizde yaygın olan “Çocuk Gelinler sorununa destek olunuyor” yorumlarına yol açtı.
Diğer yandan çocuklara yönelik istismar suçlarıyla ilgili TCK 103/2'nci maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi, adalet mekanizmasını yavaşlattı. İptal edilen maddenin yerine yeni bir düzenleme yapılmadığı için duruşmalar bu gerekçeyle ertelenmeye başlandı.
Mevcut düzenlemeye göre ; TCK 103/2'nci maddesiyle çocuklara yönelik işlenen cinsel saldırı suçlarının alt limiti, ruh sağlığının bozulup bozulmadığına bakılmaksızın 16 yıl ceza verilmektedir. Daha önceki düzenleme 8 yıldı. Anayasa Mahkemesince ülkemizde kırsal kesimlerinde küçük yaşta evliliklerin şehirlerde ise yaşı küçük çocukların cinsel birlikteliklerinin yaygın olmasının bir sonucu olarak 16 yıl hapis cezasın ağır bir yaptırım içermesinin ‘’hukuk devleti’’ ilkesine aykırılık taşıdığı kanaatine vardı.
Hepimizin bildiği gibi hukuk devleti vatandaşına hukuk güvenliği sağlayan kişilerin temel hak ve hürriyetlerini güvence altına almaktır. Anayasa Mahkemesinin gerekçesinde ki kararla çocuk yaşta evliliği mi masum göstermeye çalışıyor yoksa çocuk yaşta cinsel istismarı mı anlayabilmiş değiliz. Anayasa Mahkemesinin kararı neyin güvencesidir. Kimin Hak ve Hürriyetlerini güvence altına almaktadır. Söz konusu kararın sadece ruh sağlığı bozuk nesiller yetişmesine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
Av. Zeynep ŞAHİN


Yorumlar