Bugün itibariyle 400’ü aşkın şehit verdiğimiz Cizre, Sur, Nusaybin, İdil, Yüksekova gibi ilçeler artık oturulmayacak haldeler. Bunlar ve terörle mücadele sırasında yıkılan-yıkılacak şehir ve kasabalar yeniden inşa edilecekler. Yani milletin yığınla parası bu “fethettiğimiz” kendi şehirlerimizin yeniden imarı için harcanacak. Oysa bu şehirler “Açılım” ve “Çözüm Süreci” rezaletleriyle teröristlere teslim edilmeseydi, milletin kalkınmasına harcanacak bu kaynaklar heba edilmezdi!
Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “PKK’yı yendik!” sözüne. Eğer gerçekse biz de “Helal olsun!” deriz. Ama gerçekler öyle mi? Yani PKK’nın Kandil ve İmralı’daki elebaşıları “Pes, sen kazandın Türkiye Cumhuriyeti!” dedi mi? Dedi ise bunu biz de duyalım. O zaman terörün tasviye süreci de başlar, millet de memleket de bundan büyük bir memnuniyet duyar.
Terörle mücadele bir bilimdir. Çatışmaların çözümlenmesi de öyle. AKP iktidarı, PKK terörünün tasfiye sürecinde iken, tekrar teröre dönüşmeye başladığı 2003 yılından beri hem “Terörle Mücadele”, hem de “Çatışmaların Çözümlenmesi” alanlarında başarısız oldu. Her ne hikmetse, her seçim kazandıklarında “Başarılıyız, çünkü seçimlerde tek başına iktidar olduk!” diye milleti kandırdılar. Oysa PKK destekçisi parti ağırlıklı olarak İran-Irak-Suriye sınırına yakın illerden 80 milletvekili çıkardı. Bu illerdeki belediye başkanlıklarını kazandılar. Ne yazık ki bu seçimler teröriste teslim edilen ve silahların gölgesinde gerçekleşen seçimlerdi.
Terörle mücadelede asla silah bırakılmaz. Devletin hiçbir köşesi teröriste teslim edilmez. Hele hele AKP iktidarlarının sıkça yaptığı ve teröriste kamuoyunda güç veren “Diğer siyasi partiler Sivas’ın doğusuna geçemiyorlar!” şeklindeki budalaca söylemler asla olmaz.
Silahlı mücadeleye ilaveten terörün yurtiçi ve yurtdışı silah temin, siyasi destek, ekonomik destek, militan devşirme gibi kaynakları kurutulur. Tabii teröristlere propaganda imkânı veren medya da bundan nasibini alır. Mücadelenin odağında ise terör örgütüne azami militan desteği veren bölgenin ekonomik, eğitim, sağlık, ikna, imar vb şeklindeki sosyolojik mücadelesi gelir. En başında da buradaki insanlara aş ve iş bulmak gelir.
Aslında bu özetlenen hususlar “çok bilinmeyenli denklem” değildir. Bunun için “Amerika’yı yeniden keşfetmeye” gerek yoktur. Terörün kaynağı farklılıklar arz etse de İngiltere’deki İRA’nın ve İspanya’daki ETA’nın tasfiyesi Türkiye açısından uygulanabilir örneklerdir.
Terörün tasfiyesi ve takip eden süreçteki “Çatışmaların çözümlenmesi”nde, tarafların her ikisinin de veya en az birinin “Pes!” etmesi gereklidir. Yani taraflardan en azından biri “Ben seni silahla yenemiyorum. Bu meseleyi silahsız ve bana da fazla zarar vermeyecek şekilde çözelim!” demesi gereklidir.
Nitekim İRA’nın tasfiyesi de böyle gerçekleşti. İRA’nın siyasi kanadı Sean Fein, Onyıllarca süren çatışmaya rağmen İngiliz askerini Kuzey İrlanda’dan çıkaramayacağını anladı. İngiltere de bu sürede tüm gücüne rağmen İRA’yı tamamen yenemediğini gördü. Bu arada ABD’deki Clinton yönetimi ve İrlandalı elit çevrenin de destek ve ilgisiyle İRA’yla orta vadeye yayılan bir çözüm süreci başladı. Ama sorunlu bölge İRA’ya teslim edilmedi.
Türkiye, 2009’da başlayan “Açılım” ve İmralı’daki Öcalan’ın teklifiyle 2013’te başlatılan “Çözüm süreci”nde böyle hareket etmedi. Terör örgütü “Pes!” dememiş, hatta silah da bırakmamıştı. Türkiye, güvenlik kuvvetleriyle tam da PKK’yı sıkıştırmışken PKK’nın isteğine boyun eğilmişti. Bu, bir beceriksizlik, hatta kimine göre ihanet derecesinde bir gafletti.
Son Söz: PKK terör örgütünü yenemiyorsak devlet olarak var olduğumuzu söyleyemeyiz. Bir cumhurbaşkanı kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Artık boş lafı, milleti kandırmayı bırakın. PKK “Pes” etsin, ettikten sonra da sizi alkışlayalım. Milleti bir kez daha oyalamayın!
NOT: Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
Yorumlar