Dış politikadaki isabetli değerlendirmeleriyle tanınan Prof.Dr. Yavuz, 20 ve 21 Eylül 2014 akşamı 2 kez üst üste HRT’de yayınlanan “Yörünge” adlı programda, moderatör Kemal Çelenk’in sorularını açık ve anlaşılır şekilde cevapladı. Yavuz Hoca’nın konuşmasından önemli satırlar şöyledir: Türkiye ve Suriye için ‘2 milletin bir devleti’ denecek kadar birbirine yakın iki devletti. Ama Suriye’deki Arap Baharı her şeyi alt üst etti. Muhaliflerin giderek silahlı karışıklığa yönelmesine Esad rejiminin sert tepkisi, Türkiye’de AKP iktidarı tarafından kabullenilmedi. Hatta Esad’ın iktidarı bırakması istendi. Ama Esad isteneni yapmayınca, Türkiye’deki iktidarın bir numaralı düşmanı haline getirildi. Bu çok anlamsızdı. Çünkü Esad rejimi Türkiye için tehdit bile değildi. Türkiye’de AKP hükümeti Suriye’deki ‘Arap Baharı’nda ilişkilerin geleceğinde doğabilecek ekonomik, sosyal ve güvenlik risklerini göremedi. Rüzgar ekti ve sonunda fırtına biçmek mecburiyetiyle karşı karşıya kaldı. Azami 100 bin sığınmacı düşünülürken sığınmacılar 230 bine, bunun dışındaki mülteci sayısı kimine göre 1 milyon 250 bine, kimine göre 2 milyona ulaştı. “Esad ya gidecek, ya gidecek” yanlışlığı sebebiyle mantıki bir “B Planı” aranmadı. Başkalarının politikalarına alet olundu, tribüne oynayan popülist politikayla “Değerli Yalnızlık” saçmalığına kalındı. İlk kez yabancı bir ülkede rejim değiştirmek için silahlı muhalefete topraklarında destek verme riskine girildi. Bu gelişme iç güvenliğimizi tehdit etmeye başladı. Suriye’deki krizin Türkiye’ye sosyolojik (sağlık, eğitim, kültürel, ekonomik), güvenlik (IŞİD ve diğer), asayiş ve iç güvenlik (Terör, Canlı Bomba, Kaçakçılık “Mazot, İnsan, Silah ve diğer”) etkileri oldu. Türkiye-Suriye ticaret hacminin hedefi 2012 sonunda 5 milyar dolardı. Yaklaşık 450 bin ticari araç Türkiye’den Suriye’ye geçiş yapıyordu. Türkiye-Suriye arasında sınır ticareti durdu. Böylece Kilis, Gaziantep, Mardin ve Hatay ekonomisi giderek olumsuz etkilendi. Zira sınır ticaretinin Gaziantep ve Hatay’da yaklaşık 2’şer milyar dolar civarında getirisi olduğu ileri sürülüyordu. Karşılıklı ziyaretlerle otellerden, baklavacılara, taksicilerden kebapçılara kadar birçok küçük esnaf olumsuz etkilendi. Turizmde doğrudan yatırım yapanlar ile yan sektörler, bilhassa Hatay bölgesinde büyük zarara uğradı. Türkiye, taraflarla daha mesafeli ilişki kurup, çözüm için arabulucu olmak, Suriye halkına, bölgeye ve ülkemize en iyi hizmet vermek yerine tam tersini yaptı. Muhalefet, hatta silahlı olanlar açıktan desteklendi. Batılı müttefiklerin tutumu öngörülemedi, uyarıları dikkate alınmadı. Kendi gücüyle asla yapamayacağı rejimi devirme misyonunda öne çıkıp ortada kaldı. Suriye’deki silahlı muhalefete yardım Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye tehdit olarak döndü. Suriye’nin bugününün Esad rejimiyle yönetimden daha tehlikeli olduğu, son zamanlarda büyüyen IŞİD, Irak ve Suriye’den Türkiye sınırına yeni dalgalar halinde mülteci akınına sebebiyet vererek daha da şiddetlendi. İlaveten el-Kaide tehdidi ile PYD’nin sözde özerkliği de Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve iç istikrarını etkilediği daha açık görülmeye başlandı. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye külfetinin beklenenin çok üzerinde ve telafisinde sorunlar olacağı anlaşıldı. Hatay, Gaziantep, Kilis, Mardin başta olmak üzere, Suriye sınırındaki ve yakın illerin ekonomileri ve sosyal yapılarının büyük ölçüde hasar alması yanında, Türkiye’nin Suriye ve Orta Doğu’yla ekonomik ilişkileri durdu. AKP iktidarı Suriye’de “kan davası” güder gibi, kişisel hınç ve kinle dış politika yapmayı, daha doğrusu kapris yapmayı bırakmalıdır. Büyüyen ve 2 milyonu bulan Suriyeli ile Iraklı mülteci sorunları ile sınıra dayanan IŞİD tehdidini en ekonomik, mantıklı ve güvenli şekilde etkisizleştirmenin yolu Suriye’de işbirliğinden geçmektedir. Ortak IŞİD tehdidi sebebiyle uzlaşma için zemin bulunmuştur. Türkiye “B Planı” olarak Esad rejimiyle uzlaşma yoluna gitmelidir! Bunun zamanı gelmiştir!
.gif)
Yorumlar