Çiftçiler bizi yemeğe davet ediyorlar. Tabi tarlanın ortasında ayran, pilav ve patetes yemeğini birlikte yiyoruz. Bunu bari elimizden almasın diyorlar.
Çiftçiler ise işi özetliyor.
1.Mazot, gübre, ilaç, elektrik gibi girdilerin fiyatı çiftçiye düşürülsün.
2.Banka kredileri makul ve bizim ödeyeceğimiz şekilde olsun.
3.Toprak Mahsulleri Ofisi buğday almadan önce fiyatları belirlesin.
4.Biçer-Döver fiyatları ziraat odaları tarafından üretim belirlemeden bilinsin.
5.Başta buğday ve diğer bizim ürettiklerimiz ithal edilmesin.
Hatay’dan, Gaziantep’e doğru uzanan amik ovasındaki çiftçilerle görüşüyoruz. Dertlerini ve çözüm önerilerini alıyoruz. Bu sene seçim dönemi durumlarının ne olacağı konusunda düşüncelerini alıyoruz.
Ethem Ulaşlı yılların çiftçisi ve çocukları ile çiftçilik yapmaya devam ediyor. Bizi görünce seviniyor. “Sarayda oturanlar da sizin kadar duyarlı olsa ve çiftçinin halini görmek için tarlamıza gelseler” diyor.
Biçer döverler bir uçtan harıl, harıl girip, öbür uçtan çıkıyorlar. Artık orak yok, tırpan yok, düven yok, buğday savurmak yok ama biçer döver her şeyi bitiriyor. Ama, çiftçinin sorunları da artırıyor.
Ulaşlı “Bu hükümet döneminde çiftçi tamamen bitmiş durumdadır. Bu hükümet güllük, gülüstanlık gösteriyor ama bizi tefecinin kucağına itmiştir. Biz buğdayımızı giden senenin fiyatına satamıyoruz. Çiftçi traktör parasını bile ödeyemez duruma gelmiştir. Bir hastanın böbrekleri gibi. Çiftçi geçmişte beyaz altın dönemini yaşadı. Seçim dönemi gibi hasat dönemi sönük geçiyor. Çiftçi bu memlekette el üstünde tutulmuyor. Çiftçi döver biçer tarlaya girdiğinde mutlu olurdu, kurbanlar keserdi. İşler iyi olurdu, gelinini, kızını everirdi. Yirmi dönüm tarla ile çocuklarının tahsilini yaptırırdı. Çiftçi şimdi ise 500 dönüm toprağı ile bir adım atamıyor. Çiftçi önceki yılın fiyatından buğdayını satamadığından, öz mallarını, traktörünü, tarlasını ve namusunu ayaklar altına seriyor, birilerine peşkeş çekiyor. Ziraat bankası para veriyor. Çiftçinin malı para etmedikten sonra ortada para dönsün. Yedek parça pahalı, lastik pahalı, bununla birlikte işçi sıkıntısı, tarla kiraları, bütün bunlar bizi perişan etti.” Ulaşlı’nın önerisi ise Saraylarda oturanların çiftçiyi tarlasında ve yerinde görmesidir. “Toprak mahsulleri alıma başladı ama emanete alıyor. Emanete malı döküyoruz, ama ortada bir fiyat yoktur. Benim malım elimden çıktıktan sonra ofis fiyat açıklayacak, bu da çiftçinin işine gelmiyecektir. Bu sene rekolite yüksek ama giden seneki fiyata satamayacağız. Satamadığı gibi tefecinin eline düşüyor, devlet ve hükümetten beklentimiz ise ofisin bir veya iki ay önce buğday taban fiyatının açıklamasıdır. Çiftçi ne alacağını, ne vereceğini bilmelidir. Benim hangi mahsul ekeceğimi bilmem hakkımdır. Bu bilgiler olsa hangi mahsul para ediyorsa onu ekerim.” Ulaşlı’nın dikkat çektiği ise şu buğday alıcısı yok diyor. “buğday fiyatlarını en az 900 lir a olmalıdır. Yabancı ithal malları gemilerle dayamışlar, hiçbir yatırımcı ve un fabrikası sahibi bizim buğdayları sormuyorlar. Tabi sormayınca çiftçi tefeci tüccarın kucağında kalıyor. Benim borcum var. Ofise mal döküyoruz, parasını ne zaman alacağımızı bilmiyoruz. Borçlu borcunu istiyor ve beklemiyor. Malamı yok pahasına satıp, borcumu ödemek zorundayım. Hava şartlarından ötürü bizde zor durumda kaldık, bir gübre ile yetişeceğine iki kez gübre attık ve pas hastalığından ötürü verim düştü” diyor.
Yorumlar