Tür seçiniz:
Bu çerçevede, son günlerde özellikle Hatay ilinde çok tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. 21 Mart sabahı Türkiye sınırından geçişlerine kolaylık sağlanarak her türlü desteğin verildiği binlerce cihatçı-selefi çeteler Suriyenin bütün farklılıklarını ve renklerini bir arada taşıyan sınır kasabası Kesebe saldırmış, Keseb ile birlikte stratejik 45 nolu tepeyi eli geçirmişti. Bu gelişme bize Suriye Savaşında yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdi. AKP politika uygulayıcılarının artık gizli saklı değil, açıktan Suriyedeki muhaliflere destek verdikleri bu saldırı ile ortaya çıktı. Suriye ordusunun eline geçen, 45 nolu tepede 23 martta zafer konuşması yapan cihatçı-selefi çete komutanları Ey Beşşar seni bu tepeye bekliyoruz. Biz komutanlar olarak buradayız, sende gel. Ey Şam ehli, demokrasi küfürdür. ABD demokrasi istiyor, biz şeriat. Biz şeriat gelene kadar savaşacağız. İşte böyle bir zihniyete açıktan destek veren AKP hükümeti uluslararası platformda ağır eleştirilere maruz kalıyor. Geçtiğimiz gün 45 nolu tepeyi geri alan Suriye Ordusunun Genelkurmay Başkanı Ali Eyyub Türkiye ve ABDnin yanlış bir yolda olduğunu dile getirdi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise geçen gün Kesebe saldırı ile ilgili olarak gelen tepkiler üzerine,Kesebe saldırı irademiz dışında gelişti şeklinde akla zarar bir açıklama yaptı. Tüm dünyanın ve bizim gözümüzün önünde Kesebe saldıran teröristlere, AKP Hükümetinin ve Dışişleri politika uygulayıcılarının açıktan her türlü desteği verdiğini buradaki halk ve dünya biliyor. Bize göre Davutoğlu; teröristlerin Enfal (ganimet) adını verdikleri bu sahil operasyonuna verdikleri desteği gizlemek, Suriyeye düşmanca ve saldırgan tutumun üstünü örtmek ve sorumluluktan kaçmak için böylesine bir açıklama yapma gereği duyuyor. 900 kmlik Türkiye-Suriye sınırını kim kontrol ediyor? Binlerce ruh hastası cihatçı-selefi nasıl oluyor da Yayladağı sınırından ellerini kollarını sallayarak ağır silahlar eşliğinde geçiyor! Tabi ki dünya bu olayları izliyor ve gerçekleri tokat gibi AKP Hükümetinin yüzüne çarpıyor. Dünyanın bildiği ve bizimde tanık olduğumuz bu gerçekler nasıl örtbas edilebilir. Davutoğlu, Kesebe yapılan saldırıdan sonra düşürülen Suriye uçağı ile ilgili olarak da ironik bir şekilde Suriye uçağının hava sahamızı ihlal ettiğini ve sınırı korumanın bir ülkenin namusu olduğuşeklinde ifade kullanmıştı. O halde bizde haklı olarak şunu sorma hakkını kendimizde buluyoruz; Türkiye sınırı sadece hava sahasından mı oluşmaktadır? Kara sınırlarını korumak da bir ülkenin namusu olarak değerlendirilemez mi. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. AKP hükümeti ve El-Kaide ilişkisi gün gibi ortaya çıkmıştır. Bu ilişki ile ilgili Antakyada Sol gazetesine demeç veren sözde ılımlı muhalif komutan Cemal Maruf El-Kaidenin Suriye kolu El-Nusra ile ortak operasyon yaptıklarını, dostlardan gelen silahları Nusra ile paylaştıklarını ve El-Kaideye karşı savaşmayacaklarını deklare etti. Açıkça söylemek gerekirse artık AKP Hükümeti ve Davutoğlunun izlediği yanlış Suriye politikası ülkemizi ve bölgemizi Gayya Kuyusuna atmakta ve mezhepsel fitne ateşi ile zehirlemektedir. Bütün bu gelişmelerden sonra insanın aklına şu soru da geliyor; Erdoğanın söylediği gibi Türkiye Suriye ile bir savaş halindemidir? Türkiye-Suriye Savaşının hiçbir ülkeye yararı yoktur. Böylesi bir durumda bölge ateş topuna döner. Biz vicdanımızın sesini dinleyerek çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği adına barıştan yana tavrımızı sürdüreceğiz. Ülkemiz ve bölgemizin istikrarsızlaştırma ve savaşa sokulma projelerini açığa çıkaracak, halkımızın bu gerçekleri öğrenmesini sağlayacağız. Bu görev hepimizindir. Ülkemiz, bölgemiz, insanlık ve vicdan adına bu görevi gerçekleştirmeye mecburuz.
Yorumlar