Bankacılık sektöründe sancılı bir dönem yaşandığı ifade ediliyor. Piyasalar kötü gerçekten. Vatandaşlar, tacirler ve en çok küçük esnaf kan ağlıyor. Ama bankalar hepsinden çok ağlıyor. Hem de araştırmalara göre hiç ağlamamaları gerekirken.
En sonda söyleyeceğimizi şimdi vurgulayalım. Bankalar ne kadar zırlıyor olsa da büyük karlar elde etmeye ve böylelikle ‘yasal tefeciliğe’ devam ediyorlar. Hem de küresel krize rağmen. Bu alandaki son araştırmalara bakmakta fayda var.
Yılsonu itibariyle ülkedeki şube sayısı 11 bin 189. Bankalarda çalışan sayısı ise 200 bini aştı.Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından açıklanan “Bankacılık Sektöründe Şube ve Personel Sayılarına İlişkin Bilgi Notu”na göre, şube ve personel sayısının artış hızı 2013 yılından itibaren belirgin şekilde yavaşladı. Personel sayısı, 2010-2012 döneminde yüzde 4.3 artış gösterirken 2013-2015 döneminde ise personel artış hızı neredeyse üçte bir oranında düşerek yüzde 1.8’e geriledi.
Diğer bir ifadeyle bankaların karları artıyor buna karşılık maliyetleri düşüyor. Dijital bankacılık hizmetleri ile insansız bankacılık sisteminin adım adım yayılmasını hedefliyorlar. Yani bankalar sadece halkın parasını almayı ama halka mümkün olduğunca az faydalı olmayı hedefliyorlar. Nitekim 2005-2015 döneminde şube başına düşen personel sayısı da aşağı yönlü bir seyir izledi. Sektörde 2005’te şube başına 21.2 olan personel sayısı, geçen yıl sonu itibarıyla 17.96’ya indi. Şube başına düşen personel sayısı son dört yıldır yüzde 18 civarında geriledi. Buna karşılık bankalar aynı dönemde karlarına kar ekleyerek AB ülkelerindeki bankalardan 3 katı fazla para kazandılar.
Bir banka şubesi 2014’te ortalama 6 bin 925 kişiye hizmet sunarken, 2015’te bu rakam yüzde 1.3’lük artış ile 7 bin 12’ye yükseldi. TBB bilgi notunda, 2014 itibarıyla AB’de bir şubenin hizmet ettiği kişi sayısı ise 2 bin 620. Daha açık bir ifadeyle Türkiyede bir banka çalışanı Avrupa’daki banka çalışanlarından üç katından fazla kişiye hizmet ediyor, ama üçte biri kadar maaş alıyor. Türkiye’de banka çalışanlarının kölelik koşullarında çalıştıkları ve buna rağmen patronlarını memnun edemediklerini gösteriyor.
Türkiye’de çalışanlar haftada ortalama 53 saat çalışıyorlar. Bu ortalama ile Türkiye OECD ülkeleri arasında birinci sırada. Ülkemizde haftada 50 saat üstü çalışma oranı yüzde 45. Bu veriler ışığında bakıldığında dünyada en çok sömürülen emekçiler Türkiye’de. Banka çalışanları ise sömürülen işçiler arasında ön sıralarda yer alıyor.
Çalışma hayatını düzenleyen yasaların emek sömürüsünü engelleyemediği görülüyor. İşsizlik oranlarının yüksek seyrediyor olması insanlarımızın kölelik koşullarında çalışmaya razı ettiği ve bu durumun bir devlet politikası olduğu aşikar. Ekonomik krizin faturası her zaman yoksul halka çıkartılıyor. Patronların tuzu kuru. Nedense en çok patronlar ağlıyor görülüyor. Bankacılık sektörü tipik bir örnek. Bankalar halk yıldan yıla fakirleşirken onlar karlarını katlamaya devam ediyorlar. Çoğu haksız olan astronomik karlarında hafif bir duraksama olduğunda çalışanları işten atma tehdidiyle hedeflere boğuyorlar. İşçi çıkartıp kalanlara daha fazla yükleniyorlar. İskenderun’da olduğu gibi daha az işçiyle aynı hizmeti vermek için bazen şube bile kapatıyorlar. Çalışanların güvencesi olacak devlet sadece bu manzarayı seyrediyor ve banka patronlarıyla kucak kucağa kölelik düzeninin keyfini sürüyorlar.
Yorumlar