Böyle bir ortamda, iktidar gücünü egemenliği tek elde toplamaya başladığı endişeleri içerisinde önümüze Yargıtay ve Danıştay’ın baştan son yenilenmesi kanun tasarısı geldi.
Bir tarafta, “Ne istediler de vermedik” cümlesiyle bir serzeniş, ardından bir gün, “Kız bizim, oğlan bizim” yani yürütme de bizim, yasama da bizim, yargı da bizim anlamına gelen dehşet verici bir söylem; bir başka gün yüksek hakimlerin, Yargıtay ve Danıştay başkanlarının, fiilen başbakanlık yapan bir Sayın Cumhurbaşkanı’nın propaganda gezilerinde bir araya geldiklerini gördük. Ve bunları takiben de Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden şekillendirilmesine dair kanun tasarısı ile karşı karşıyayız.
Uzun yıllardır yaptığımız uyarılar maalesef doğru çıktığından endişemiz üst seviyede. Bu ülkede ilk kez, demokrasi adı altında, Yargıtay ve Danıştay hakimleri kanunla azlediliyor. Bunun emsali yok. Oysa 12 Eylül rejimiyle hesaplaşıyoruz diye yol almış bir siyasi iktidarın, 12 Eylül faşist uygulamalarının kenarından bile geçmemelerini bekleriz. Maalesef böyle değil.
Biz kimseden yana taraf değiliz. Ama biz, hukukun üstünlüğünden yana tarafız. Biz, yargıda cemaatçi bir yapılanma istemiyoruz. Biz yargıda reisçi bir yapılanma istemiyoruz. Biz yargıda şucu ya da bucu bir yapılanma istemiyoruz. Çok uzun süredir söylediğimizi bir kez daha paylaşmak gerekiyor: Türkiye'de ilk yapılacak şey, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını uzlaşma ile değiştirmek, yargı üzerinde siyasi parti etkisini tamamen ortadan kaldırmak ve ardından layık olanın layık olduğu göreve gelmesi şeklinde tanımladığımız bir sistemi, hakim bağımsızlığını, hakim tarafsızlığını, adil yargılanmayı ve hakimin hesap verebilirliğini de sağlayacak şekilde hep birlikte sağlamalıyız.
Türkiye iç ve dış güvenlik açısından Cumhuriyet tarihinin en sorunlu dönemini yaşamakta. Dış tehdide karşı içeride birlik ve beraberliği sağlamak gerektiği kuşkusuz… Ancak vatandaşların kendilerini hukuki güvenlik içinde hissetmedikleri, adalet paydasında bulaşamadıkları bir ülkede, milli birlik ve beraberliğin sağlanamayacağı da ortadır.
Türkiye’de yargının bağımsızlığının, tarafsızlığının, adil yargılama yapmasının, güven vermesinin sağlanması Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu haline gelmiştir. İşte, Yargıtay ve Danıştay hâkimlerinin azli ve yerlerine yenilerinin atanmasına ilişkin kaygımız budur. Kaygımız, cemaatçi yapılanmayı temizliyoruz iddiasıyla siyasi iktidara tamamen bağlı hale gelecek yeni bir yüksek yargının oluşturulacağıdır. Bu kaygımızın giderilmesinin yolu, HSYK'nın uzlaşma ile değiştirilerek 78 milyona güvence verir hale getirilmesidir. “Ben yaptım oldu” diyerek olmaz, bunu diyenler kısa süre içerisinde bizim uyarılarımızı hatırlatır şekilde günah çıkarmaktadır; “kandırıldık” şeklinde ifade edilen cümleler yıkılanı geri getirmemektedir.
Mesele hepimizin meselesidir. Siyasi iktidarın, siyasi muhalefetin ve 78 milyonun meselesidir. Yaklaşımımız her zaman olduğu gibi yapıcıdır. Yaptığımız, tarihe düştüğümüz en önemli notlardan biridir. Bunun da telafisi maalesef olmayacaktır.
Bu sebeple biz, TBMM’yi hukuka uygun ve sağduyulu davranmaya ve siyasi iktidarı da sağduyulu davranarak bu tasarıyı geri çekmeye davet ediyoruz. Dileriz, sağduyu hakim olur, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilir.
Yorumlar