banner110

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA ÇIKMAZI

BÖLGEDE HIZLA DEĞİŞEN DENGELER, İTTİFAK ARAYIŞLARI VE TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA ÇIKMAZI

14 Kasım 2013 Perşembe 09:33
banner77
TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA ÇIKMAZI
Öyle anlaşılıyor ki; tek kutuplu bir dünya oluşumunun sonlanması, artık bölgemizde kartların yeniden karıldığı ve ülkelerin yeni arayış ve farklı ittifak oluşumlarına kapı araladığı zincirleme bir reaksiyon yarattı. Yaşanan bu gelişmeler ışığında artık, dünyada ve bölgemizde bu zamana kadar etkili olan eski anlayış kalıplarının yıkıldığını, yeni ve farklı ittifak ve birlikteliklerin olduğunu gözlemliyoruz. Bu ittifaklar bir yanda AB-D, öte yanda ise Rusya-Çin-İran-Hindistan ittifakı (Şanghay İşbirliği Örgütü) ekonomik, mali ve askeri olarak dünyaya ve bölgemize egemen olma yarışının önemli aktörleri haline gelmişlerdir. Bölgemizde güç dengeleri açısından önemli kırılmalar olduğu da artık belirginleşmiştir. Bir yanda Körfez ülkeleri-S.Arabistan ve İsrail’in başını çektiği oluşum, diğer yanda İran-Irak-Suriye’nin yer aldığı bir başka oluşum. Uluslararası ölçekten bakacak olursak, aslında bölgedeki dengeler açısından ilk kırılma, 27 Eylül’deki ABD Başkanı Obama ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki telefon görüşmesi oldu. Bu görüşme Ortadoğu coğrafyasında fay hatlarını tetikledi, bölge güçlerini yeni pozisyon almaya yöneltti. Tüm bu gelişmeler bölgede yeni dengeler, yeni ilişkiler, yeni ittifaklar anlamına geldi. Bölge ülkeleri özellikle Türkiye, S.Arabistan, İsrail ve Katar, ABD Başkanı Obama’nın 1979 İslam devrimine kadar bölgedeki en önemli müttefiki olan İran’a yeniden yanaşmasından kaygılı ve rahatsız oldular. Tabiidir ki; ABD-İran yakınlaşmasına neden olan en önemli etkenin, Suriye’deki rejimin gösterdiği direnç ve ömrünün uzamasının oluşturduğu gerçeğidir. Aslında bu direncin uzamasındaki en büyük desteğin İran ve Lübnan Hizbullah’ından geldiğini de bilmekteler. Bu gerçeğin bilincinde olan ABD, gerek Rusya’nın bölgedeki etkisini azaltmak, gerekse büyük sermaye için petrol akışının düzenli sağlanması adına, Basra Körfezinde güvenliği sağlamak için İran ile diplomasi kanallarını kullanarak ilişki sağladı. ABD-İran arasında sağlanan bu ilişki ile, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri gibi Sünni, Batı yanlısı ülkeleri ve İsrail’i de İran korkusu sardı. Bütün bu rahatsızlık ve kaygı duyulan nedenlerle, S.Arabistan prensi ve istihbaratın başı olan Prens Bandar, İsrail ile görüşerek bu sıkışmışlığı aşmanın yol haritasını belirlediler. Bu görüşmelere Körfez ülkeleri ve Ürdün de eklendi. Tüm bu gelişmelerin farkına geç de olsa varan Davutoğlu ise, bölgede izlediği başarısız dış politika ile oluşan izole olmuşluğunu Irak’a yaptığı ziyaretle aşmaya çalıştı. Daha düne kadar “mezhep” vurgusu yaparak eleştirdiği Irak’taki Maliki yönetimi ile “beyaz bir sayfa” açtığını Bağdat’taki ziyaretleri sırasında açıkladı. Devamının Suriye rejimi ile dolaylı bir şekilde ilişki kurma şeklinde olabileceği anlaşılıyor. Ancak Irak’taki Sunni liderlerle yaptığı görüşmelerinde beyaz gömlek, Şii liderlerle görüşmelerinde ise siyah (matem) gömleği giyerek tutarlı bir dış politika yapılamayacağını hala anlamadı. Aslında Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” doktrini bölge için tam da bir “sorun” yumağı oluşturmuş, “mezhepsel” boğazlaşmaya zemin hazırlamıştı. Umarız bugüne kadar yaptığımız uyarılar dikkate alınır ve AKP hükümetinin ve Davutoğlu’nun izlediği bu tehlikeli dış politika son bulur. Bu güne kadar izlenen ve Suriye’de duvara toslayan ve Türkiye’yi içine alacak tehlikeli süreçlerin (PYD’nin Suriye’nin kuzey sınırında gerçekleştirdiği “de facto” durum) bölgeyi etkilemesi çok önemli gelişmelerdir. Bu tip “emperyalist neo-Osmanlı gazı” verilmiş dış politikanın son bulması, hem Türkiye, hem de bölge ülkeleri açısından bir kazanç olacaktır. Her zaman söylediğimiz gibi zararın neresinden dönülürse kardır. Öte yandan geçtiğimiz aylarda, olması beklenen Suriye ve İran ile savaşmaktan kaçınan AB-D aslında, günümüzde değişen ekonomik, siyasi ve askeri güç dengesinin kendileri aleyhine bozulduğunun farkına vardılar ve bunun sonucunda bu savaşa girmeyi göze alamadılar. Önümüzdeki günlerde İran’ın liderliğini yaptığı eksene karşı, Suudi Arabistan-Türkiye-Ürdün ve Körfez ülkeleri eksenli, dışarıdan İsrail’in destek olduğu başka dengeleme hamlelerini de görebiliriz. Suriye muhalefetinin son İstanbul toplantısında bile hala dağınık bir görüntü sergilemesi, üstüne üstlük Batı’nın ve Rusya’nın çıkarlarını benzer şekilde tehdit eden El-Kaide unsurlarının ilk kez alan hâkimiyeti elde etmeye başlaması, Suriye üzerinde oluşan ittifak çekişmelerinin öngörülemez riskler içermesi, bölge dengeleri açısından yeni ittifaklar ve çözüm arayışlarını beraberinde getirdi. Artık kimyasal silahlardan arındırılmış bir Esad rejimi –dişleri ve pençeleri sökülmüş aslan misali- Suriye iç barışını sağlamasa da bölgesel ve küresel güçlerin çıkarları için tercih edilir bir yönetim olduğu sonucuna varılmıştır. Türkiye olarak bize düşen görev Ortadoğu coğrafyasında oluşması muhtemel olayları ve ittifakları önceden iyi analiz edip, ona göre önlemler almaktır. Türkiye’nin üstleneceği çatışmayı önleyici, arabulucu veya barışa yönelik politikalar, bölgenin barış ve istikrar içinde olması ve ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesi için hayati öneme sahiptir. Dr. Mehmet Ali EDİBOĞLU Hatay Milletvekili Dışişleri Komisyon Üyesi

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99