Tür seçiniz:
Bir yanda Körfez ülkeleri-S.Arabistan ve İsrailin başını çektiği oluşum, diğer yanda İran-Irak-Suriyenin yer aldığı bir başka oluşum. Uluslararası ölçekten bakacak olursak, aslında bölgedeki dengeler açısından ilk kırılma, 27 Eylüldeki ABD Başkanı Obama ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki telefon görüşmesi oldu.
Bu görüşme Ortadoğu coğrafyasında fay hatlarını tetikledi, bölge güçlerini yeni pozisyon almaya yöneltti. Tüm bu gelişmeler bölgede yeni dengeler, yeni ilişkiler, yeni ittifaklar anlamına geldi. Bölge ülkeleri özellikle Türkiye, S.Arabistan, İsrail ve Katar, ABD Başkanı Obamanın 1979 İslam devrimine kadar bölgedeki en önemli müttefiki olan İrana yeniden yanaşmasından kaygılı ve rahatsız oldular. Tabiidir ki; ABD-İran yakınlaşmasına neden olan en önemli etkenin, Suriyedeki rejimin gösterdiği direnç ve ömrünün uzamasının oluşturduğu gerçeğidir. Aslında bu direncin uzamasındaki en büyük desteğin İran ve Lübnan Hizbullahından geldiğini de bilmekteler. Bu gerçeğin bilincinde olan ABD, gerek Rusyanın bölgedeki etkisini azaltmak, gerekse büyük sermaye için petrol akışının düzenli sağlanması adına, Basra Körfezinde güvenliği sağlamak için İran ile diplomasi kanallarını kullanarak ilişki sağladı. ABD-İran arasında sağlanan bu ilişki ile, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri gibi Sünni, Batı yanlısı ülkeleri ve İsraili de İran korkusu sardı. Bütün bu rahatsızlık ve kaygı duyulan nedenlerle, S.Arabistan prensi ve istihbaratın başı olan Prens Bandar, İsrail ile görüşerek bu sıkışmışlığı aşmanın yol haritasını belirlediler. Bu görüşmelere Körfez ülkeleri ve Ürdün de eklendi. Tüm bu gelişmelerin farkına geç de olsa varan Davutoğlu ise, bölgede izlediği başarısız dış politika ile oluşan izole olmuşluğunu Iraka yaptığı ziyaretle aşmaya çalıştı. Daha düne kadar mezhep vurgusu yaparak eleştirdiği Iraktaki Maliki yönetimi ile beyaz bir sayfa açtığını Bağdattaki ziyaretleri sırasında açıkladı. Devamının Suriye rejimi ile dolaylı bir şekilde ilişki kurma şeklinde olabileceği anlaşılıyor. Ancak Iraktaki Sunni liderlerle yaptığı görüşmelerinde beyaz gömlek, Şii liderlerle görüşmelerinde ise siyah (matem) gömleği giyerek tutarlı bir dış politika yapılamayacağını hala anlamadı.
Aslında Davutoğlunun komşularla sıfır sorun doktrini bölge için tam da bir sorun yumağı oluşturmuş, mezhepsel boğazlaşmaya zemin hazırlamıştı. Umarız bugüne kadar yaptığımız uyarılar dikkate alınır ve AKP hükümetinin ve Davutoğlunun izlediği bu tehlikeli dış politika son bulur. Bu güne kadar izlenen ve Suriyede duvara toslayan ve Türkiyeyi içine alacak tehlikeli süreçlerin (PYDnin Suriyenin kuzey sınırında gerçekleştirdiği de facto durum) bölgeyi etkilemesi çok önemli gelişmelerdir. Bu tip emperyalist neo-Osmanlı gazı verilmiş dış politikanın son bulması, hem Türkiye, hem de bölge ülkeleri açısından bir kazanç olacaktır. Her zaman söylediğimiz gibi zararın neresinden dönülürse kardır.
Öte yandan geçtiğimiz aylarda, olması beklenen Suriye ve İran ile savaşmaktan kaçınan AB-D aslında, günümüzde değişen ekonomik, siyasi ve askeri güç dengesinin kendileri aleyhine bozulduğunun farkına vardılar ve bunun sonucunda bu savaşa girmeyi göze alamadılar. Önümüzdeki günlerde İranın liderliğini yaptığı eksene karşı, Suudi Arabistan-Türkiye-Ürdün ve Körfez ülkeleri eksenli, dışarıdan İsrailin destek olduğu başka dengeleme hamlelerini de görebiliriz. Suriye muhalefetinin son İstanbul toplantısında bile hala dağınık bir görüntü sergilemesi, üstüne üstlük Batının ve Rusyanın çıkarlarını benzer şekilde tehdit eden El-Kaide unsurlarının ilk kez alan hâkimiyeti elde etmeye başlaması, Suriye üzerinde oluşan ittifak çekişmelerinin öngörülemez riskler içermesi, bölge dengeleri açısından yeni ittifaklar ve çözüm arayışlarını beraberinde getirdi. Artık kimyasal silahlardan arındırılmış bir Esad rejimi dişleri ve pençeleri sökülmüş aslan misali- Suriye iç barışını sağlamasa da bölgesel ve küresel güçlerin çıkarları için tercih edilir bir yönetim olduğu sonucuna varılmıştır. Türkiye olarak bize düşen görev Ortadoğu coğrafyasında oluşması muhtemel olayları ve ittifakları önceden iyi analiz edip, ona göre önlemler almaktır. Türkiyenin üstleneceği çatışmayı önleyici, arabulucu veya barışa yönelik politikalar, bölgenin barış ve istikrar içinde olması ve ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesi için hayati öneme sahiptir.
Dr. Mehmet Ali EDİBOĞLU
Hatay Milletvekili
Dışişleri Komisyon Üyesi
Yorumlar