banner110

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin İç Güvenlik Paketi’yle ilgili Raporu

İçişleri Bakanlığınca hazırlanan “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın, 31/12/2014 tarihinde Bakanlar Kurulunca TBMM Başkanlığına sunulmasına karar verilmiştir.

17 Ocak 2015 Cumartesi 09:04
banner77
 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin İç Güvenlik Paketi’yle ilgili Raporu

42 Maddeden oluşan tasarı; Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve İl İdaresi Kanunu, Terörle Mücadele Kanununda önemli değişiklikler öngörmektedir.

HUKUK DEVLETİ İLKESİ GÖZ ÖNÜNE ALINMALIDIR

Yapılan değişikliklerin ortak özelliği; Yürütmenin/İdarenin/kolluğun, daha da güçlendirilmesidir. Hiç şüphesiz bu kanun değişikliklerinin temel felsefesi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin çoğaltılması değil kısıtlanması olmuştur.  Tasarı bu haliyle yasalaşmamalı ve TBMM’de görüşülmesi sırasında gerekli hassasiyet “Hukuk Devleti” ilkesi göz önüne alınarak sağlanmalıdır.

Gerek Anayasa, gerek Ceza Muhakemesi Kanunları, Temel Hak ve Özgürlükleri düzenlerken hakkın özüne dokunacak eylemlerden uzak durmayı gerekli kılar. Bireyin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması istisnai bir uygulama olmalıdır. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu yasalaşırken, bireyin hak ve özgürlüklerinin teminat altına alındığı çokça dile getirilmişti. Ancak zayıf demokrasi kültürümüz, güvenlik eksenli bakış açımız nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bugüne kadar 100’e yakın değişiklik yapılmış Kanunun sistematiği bozulmuş, aylar içinde aynı maddede değişikliğe gidilerek hukuk güvenliği zedelenmiştir.

HUKUK DEVLETİ İLKESİ AÇIKÇA ZEDELENMEKTEDİR

Hal böyle olunca, TBMM’de çıkan yasalar, sadece çoğunluğa sahip olanların anlayışı olmuştur. Demokrasi ancak çoğulcu bir anlayışla yeşerirse hukuk devleti var olabilir. Bu tasarı Ceza Muhakemesi Kanununun sistematiğini bozduğu gibi hukuk güvenliğini, hukuk devleti ilkesini de açıkça zedelemektedir ve zedeleyecektir.

Kamuoyu tarafından yakından izlendiği üzere son dönemdeki her muhalefet, her eleştiri, her muhalif hareket anında bastırılması ve susturulması gereken bir olgu olarak görülmüştür. Bu nedenle demokrasinin yeşermesi isteniyorsa eleştiriye ve muhalefete tahammül edilebilme kültürü yeşertilmelidir. Elbette ki eleştirilerin ise çoğu zaman sert, kırıcı ve hatta kışkırtıcı olacağı unutulmamalıdır. 

Tasarı değerlendirilirken; son dönem uygulamaları ve Türkiye’nin demokrasiden uzak geçmişi, darbeler, işkenceler, gözaltılar, gazetecilerin öldürülmesi, hapishanelere doldurulması, yıllarca tutuklu kalması,  faillerin meçhul bırakılması, sorumlu devlet görevlilerinin yargılanamaması, dosyaların zamanaşımı kavramıyla ortadan kaldırılması olguları göz önüne alınmalıdır. Tasarının yasalaşması,  cezasızlık kültürünün hakim olduğu böyle bir coğrafyada elbette ki tereddütlere yol açacaktır.  

Tasarının 1. maddesi İle 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 4,13,15,16, Ek 7. Maddelerinde değişikliklere gidilmiştir. Polis artık daha rahat silah kullanabilecektir,  Mülki Amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı ve sözlü emriyle arama yapılabilecektir.

Tasarının 1. Maddesi bu şekliyle yasalaşırsa Polisin günlük yaşamda istediği şekilde keyfi olarak arama yapacağına hep birlikte şahit olacağız. Silah kullanma yetkisini ne kadar yanlış uygulayacağını, barışçıl gösterilerde dahi silah kullanılabileceğini hep birlikte göreceğiz. Bu nedenle bu uyarıları yapmayı bir görev olarak görüyoruz.

Tasarının 1. Maddesi ile 2559 Sayılı yasanın 13. Maddesinde değişikliğe gidilmiş ve Polisin yakalama yetkisini düzenleyen 13. maddedeki ‘Yakalar ve Gerekli Kanuni İşlemleri Yapar‘ ibaresi ‘koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar’ şeklinde değiştirilmiştir. Koruma altına almak diye bir hukuki kavram yoktur. Koruma Altına alma fiili bir gözaltı müessesesi mi olacaktır?  Gözaltına alınma yasalarda düzenlenmişken koruma altına alınma işlemi bireylerin temel hak ve özgürlüklerini askıya almakta mı kullanılacaktır?  İdare her hukuksuz davranışında “ben gözaltına almadım ki, koruma altına aldım” diyerek bu kavrama sığınabilecek midir?  Ya da gözaltına alınan bireye suç isnadı yapılması zorunluyken, Polis artık koruma altına aldım diyerek işin içinden sıyrılmaya mı çalışacaktır? Bu gibi sorular sıklıkla sorulacaktır.

CUMHURİYET SAVCILIĞI KOLLUĞUN AMİRİDİR MEMURU DEĞİLDİR

Tasarının 6. Maddesi; Ceza Muhakemesi Kanununun “Gözaltı” müessesesini düzenleyen 91. maddesinde önemli ve tehlikeli değişiklik öngörmektedir.

Şu anki mevzuatımız düzenlemesinde gözaltına alınma kararı Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmektedir. Tasarı bu haliyle kanunlaşırsa suçüstü halinde gözaltına alma Mülki amirin belirleyeceği kolluk yetkilisine devredilecektir.  Bu durumun üzücü sonuçlar doğurmaması bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin sağlanması, korunması, tehlikeli sonuçların doğmaması için bu madde yasalaşmamalıdır. Cumhuriyet Savcılığı Kolluğun Amiri olup memuru değildir. Bu tehlike görülmeli ve bilinmelidir.

 

VALİ YARGI MENSUBU OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR

Tasarı ile İl İdaresi Kanununda da değişikliğe gidilmiştir. İl İdaresi Kanunu’nda öngörülen değişiklik ile Vali adeta bir yargı mensubu gibi değerlendirilmiştir ki bu haliyle Anayasaya aykırıdır. Vali Cumhuriyet savcısı değildir. Suçun failleri ve suçun aydınlatılması Cumhuriyet Savcısının talimatına bağlıdır. Emirleri Cumhuriyet Savcısı verir. Vali İdari bir memurdur. Yürütmeye/iktidara doğrudan bağlıdır. Vali’yi bu açıdan güçlendirmek Ceza Muhakemesi sistemimizi yok saymaktır.

 

Özellikle İl İdaresi Kanunu’nun 11. Maddesinde yapılan değişiklik  “… Şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması halinde gerekli tedbirlerin alınmasına riayet etmeyenlere karşı 3 aydan 1 yıla hapis cezası getirilmesi Kanunilik prensibine aykırıdır ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmelidir.

 

GÜVENLİK BAHANESİYLE BASKICI BİR ORTAM GETİRİLMEK İSTENMEKTEDİR

Protesto etme, gösteri yürüyüşü düzenleme ve hatta bu eylemleri dışardan izlemek bile artık tehlike altındadır. Polisin yoğun gaz kullandığı durumlarda yüzünüzü kapamayın, gaz maskesi kullanmayın. Aksi takdirde Terörle Mücadele Kanunu’na göre 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre de 2 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılabilirsiniz.

 

“Demokrasiye geçebilir miyiz? Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılmasının gerekliliği”  tartışmaları yapılırken böyle bir düzenlemenin getirilmesi, muhalefet etme, sokağa çıkma, gösteri ve toplantı yapma hakkı gibi anayasal hakları zedelemiştir. Gözaltı sürelerinin uzatılması, Valiyi Cumhuriyet Savcısı gibi konumlandırma, ceza kanunları dışında suç ihdas etme, polisin yetkilerinin arttırılması, tasarının özgürlükleri tırpanlayıcı anlayışının ve hukuk devletinin sona ermekte olduğunun işareti olarak değerlendirilebilecektir. Güvenlik bahanesiyle baskıcı bir ortam getirilmek istenmektedir. 

 

TASARI BİR KEZ DAHA GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR

Bu nedenlerle “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın bu haliyle yasalaşmaması için tasarı bir kez daha dikkatlice gözden geçirilmelidir. Tasarıdaki bazı düzenlemelerin ana amacının, öncelikle polisin -zaten hali hazırda var olan- inisiyatifi ele alan faaliyetlerini iyice serbestleştirmek olduğu görülmektedir. 

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99