Bu harekât küçük çapta da olsa yeni bir göçmen dalgasının Türkiye sınırına yığılmasına sebebiyet verdi. Bu gelişme bölgedeki gerilimi tetikledi.
Muhalefetin hava harekâtının durdurulmasını da içeren şartları yerine getirilmediğinden 29 Ocak 2016’da başlayan Cenevre görüşmeleri kesildi. Bu kesilme taraflar arasında henüz çatışmayı sonlandırma iradesinin yerleşmediğini göstermektedir. Rusya’nın hava desteğiyle Esad rejimi moral bularak kaybettiği yerleri geri almaya başladı, durmaya da niyeti yok gibidir.
PKK terör örgütü, PYD’nin IŞİD dışında her kesimden aldığı destekle güç kazandı PYD sayesinde daha geniş bir bölgeye yayılarak uluslararasılaştı. PYD’nin Cerablus-Afrin arasındaki hattı da işgal etmek isteyince Türkiye’nin “casus belli gibi, “Girersen vururum!” şeklindeki ikazı geldi. Neticede 13-14 Şubat tarihlerinde bu yöndeki ikazı dinlemeyen PYD’nin Azez yakınlarındaki YPG birliklerine ve Hatay güneyinde de misilleme olarak top ateşi açıldı.
IŞİD konusunda hemfikir olan taraflar, 2016 içerisinde IŞİD’in üzerine havadan ve karadan seri harekât yapmak için hazırlıklarını sürdürmektedirler. Ancak Esad rejiminin devamı konusunda anlaşmazlık had safhadadır. Orta Doğu’nun bu bölünmüşlüğü içerisinde taraflar barışı sağlama konusunda uzlaşma zemininde buluşma iradesinden çok uzaktır.
ABD ve AB ülkeleri sıkça “Suriye’de askeri yöntemlerle çözüm mümkün değildir!” demektedirler. Aslında Suriye’de askeri faaliyetler, yani çatışmalar zaten mevcuttur. Bunun yerine “Esad’ın değişimi askeri yöntemlerle mümkün değildir!” denilmesi uygundur. Ancak Rusya’nın desteğinde giderek güçlenen Esad’a, halen ülkede kalan Suriyelilerin çoğunluğunun “ehven-i şer” olarak destek vermesi de kuvvetle muhtemeldir. Zaten Esad karşıtlarının en az 5 milyonu ya yurt dışına kaçtı, ya da hayatını kaybetti. Yurt dışındakilerin de oy vermesi mümkün değildir.
Bölgenin “Arap Saçına” dönen bu haline ABD’nin 2003 Irak müdahalesi sebebiyet verdi. ABD, bölgeden “Bana ne?” diyerek sorumsuzca çekilebilecek durumda da değildir. Rusya’nın Suriye’ye girmesiyle, daha önce dünyada benzeri görülmemiş, hatta hibrid savaş da denilen bir karmaşa başladı. 2011’den beri Suudi Arabistan’la İran arasında vekâlet savaşı yaşanıyor. Vekâlet savaşına Esad rejimine doğrudan hava desteği veren Rusya ise sözde “barışı getirecek” otoritelerden biri gibi masalarda yer alıyor.
Rusya, deniz ve hava kuvvetleriyle Suriye’ye yerleşerek, Türkiye’ye kuzeyden ve güneyden gerilim yaşadığı nükleer güce sahip komşusu haline geldi.
Suriye’de Şubat 2016 itibariyle Esad rejimi, Rusya, İran, Hizbullah, PYD ve kısmen de İsrail kazanan taraf iken, kaybedenler de Suriyeliler, Türkiye ve S. Arabistan’dır.
Suriye-Türkiye arasında doğrudan silahlı çatışma beklenmemektedir. Zira işin içine NATO gireceğinden, ABD ve Rusya gerilimin bu seviyeye çıkmasını engelleyeceklerdir. Buna karşılık Esad rejimi, Rusya ve ABD tarafından da “müttefik” olarak görülen PYD’ye karşı Türkiye’nin, PKK terör örgütünün yuvalandığı Irak kuzeyine zaman zaman yaptığı hava operasyonlarının benzerinin de yapılması sürpriz sayılmayacaktır. Bu ise Türkiye-Suriye, Türkiye-Rusya, Türkiye-ABD arasında yeni gerilimlere sebebiyet verebilecektir.
ABD’nin, Obama’nın başkanlığında son derece pasif kaldığı görülmektedir. 2016 yılında ABD’de başkanlık seçimleri sebebiyle yeni başkana yeni bir kriz bırakmak istenilmeyebilecektir. AB’de de ortak irade mülteci kriziyle birlikte parçalanmıştır. Tüm bunların sonucunda Suriye’nin geleceği konusu biraz da ABD’nin yeni seçilecek başkanına bağlıdır. 2017’nin şubat ayından itibaren Suriye’nin geleceği daha iyi şekillenebilecektir.
Son Söz: Yanlış yapma lüksü biten Suriye politikasında yoğurdu üfleyerek yeme zamanıdır!
Yorumlar