banner110

SOSYAL HUKUK

İstanbul Çağlayan Adliyesi Hrant Dink soruşturması nedeniyle kaynıyor. Hrant Dink Soruşturmasını yürüten Savcı Gökalp Kökçü'nün hazırladığı iddianame 2 kez ısrarla başsavcı vekilliği tarafından iade edilmişti. ....

28 Aralık 2015 Pazartesi 15:27
banner77
SOSYAL HUKUK

SAVCI İSYAN ETTİ “YA EL ÇEKTİRİN YA DA SEVK EDİN” 

Av. Bülent Akbay
İstanbul Çağlayan Adliyesi Hrant Dink soruşturması nedeniyle kaynıyor. Hrant Dink Soruşturmasını yürüten Savcı Gökalp Kökçü'nün hazırladığı iddianame 2 kez ısrarla başsavcı vekilliği tarafından iade edilmişti.  Başsavcı vekilliğine göre, "eksik delil toplandığı, bazı şüpheliler hakkında istenen cezaların hakkaniyete uygun düşmediği ve başsavcılık makamı ile istişare edilmeden basına bilgi sızdırıldığı" ileri sürülüyordu. Savcı Kökçü bu soruşturmada kendisine baskı yapıldığını ve bazı şüphelilerin Başsavcı vekili tarafından korunduğunu düşünüyor.
Savcı Kökçü'ye göre iddanemenin asıl iade gerekçesi, şimdi Emniyet İstihbarat Daire Başkanı (cinayetin işlendiği dönemde Trabzon Emniyet İstihbarat Müdürü) olan şüpheli Engin Dinç ve halen polis okulu müdürü olan o dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü şüpheli Ahmet İlhan Güler hakkında takipsizlik kararı verilmesi yönünde baştan beri yapılan "tavassut ve baskı"ların sonuçsuz kalmasıydı.
Yani savcı açıkça, soruşturma sürecinde 
savcılık makamı olarak farklı ortamlarda baskılara maruz kalındığını, zaman ve isim de belirterek bu baskıların detaylarını veriyor ve açıkça cinayetin işlendiği dönemde görev yaparken ihmali görülen herkesin yargı önünde hesap vermesini istiyordu.Savcı bu tespitlerini  HSYK Genel Sekreterliği'ne gönderdi ve iddianamenin işlem yapılması için  ya Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmesini ya da soruşturmadan kendisinin el çektirilmesini talep etti. Savcının bu kararlı tutumu sonuç verdi ve geçtiğimiz günlerde dosya Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Ağır Ceza mahkemesinin iddianameyi geri gönderme hakkı bulunuyor. HYSK seyretmeye devam ederse savcının ve bu soruşturmanın üzerindeki baskılar devam edeceğe benziyor.


SIRA 110 YIL SONRA

Av. Zeynep Şahin
Adalet Bakanlığı, siyasi nedenlerle neredeyse her mahalleye açılan Hukuk Fakültelerinin yarattığı sorunlarla uğraşıyor. Şimdi de noter olma koşullarını yeniden düzenleyecek bir yasa çalışması başlattı. 

Bakanlık talebin çok olması nedeniyle, noter olmak için başvuran kişilere sıranın 110 yıl sonra gelebileceğini belirterek yeni kriterler getirecek. Böylece hukuk fakültesi mezunlarının bir hakkı daha ellerinden alınacak. Bakanlık sorunların gerçek kaynaklarıyla değil, sonuçlarıyla uğraşmaya devam ediyor. 

40 BİN KİŞİ BEKLİYOR

Çalışmaları devam eden yasa taslağına ilişkin Türkiye Noterler Birliği Başkanı Yunus Tutar açıklamalarda bulundu. Sistemin tıkandığını doğrulayan Tutar, “Hukuk Fakültesi mezunu olanların önemli bir kısmı, noterlik belgesi alıyor. Bizim dönemimizde iki hukuk fakültesi vardı şimdi sayıları 100’ü aştı. Şu an noterlik belgesi bulunan kişi sayısı 40 bine ulaşıyor. Ama ülke genelinde sadece bin 780 noterlik var. Bu durum sistemi tıkıyor” dedi.

YENİ KRİTERLER GELİYOR

Tutar, yapılması planlanan değişiklikleri ise şöyle sıraladı:

"Noterlik mesleğine giriş koşulları yeniden ele alınacak. Noter olmak isteyenlere 40 yaş sınırı getirilmesi, avukatlık ya da hâkimlik mesleğinde beşinci yılını dolduranların yazılı sınava tabi tutulması gündemde. Sınavda başarılı olanlar noter olabilecek."

Noterlerde yapılan hukuki işlem çeşitlerinin artırılması ve bunun sonucu olarak tarafsız üçüncü kişi olarak danışmanlık fonksiyonunun öne çıkarılması amaçlanıyor. Bu gerekçeyle noterliklerde hukukçu bir noter yardımcısı kadrosu oluşturulması öngörülüyor. Yeni Hukuk fakültelerinin açılmasına sınırlama getirilmediği, mevcut hukuk fakültelerinin uluslar arası kriterlere göre düzenlenmediği sürece hiçbir soruna kalıcı ve sağlıklı çözümler üretilemeyeceğini dikkate almalarını öneriyoruz. 


"Kiralık İşçi" mi “Kölelik” Düzeni mi?

Av. Aylin Akbay Rende 
Hükümet, patronlara düşük ücretle 6 ay kiralık işçi çalıştırma yetkisi verecek. İşsizler Özel İstihdam Bürolarının (ÖİB) elemanı olacak. Maaş ve sigortasını bürolar ödeyecek. Patronlar buralardan işçi kiralayacak. Çalışma hayatını baştan sona değiştirecek sistemi yaygınlaştıracak yasalar 21 Mart 2016 tarihine kadar TBMM’den geçirilmek isteniyor. 

 SAATLİK VEYA GÜNLÜK

 Geçen yıl TBMM gündemine gelen yasa, doğum yapan kadınlar ve askere giden gençlerin yerine kiralık işçi çalıştırmayı öngörüyordu. Ancak muhalefetin tepkisi nedeniyle Meclis Genel Kurulundan İçişleri Komisyonu’na geri gönderilmişti. Kiralık işçi modeli 64’üncü Hükümet Eylem Planına 3 ay içinde hayata geçirilecek reform olarak girdi. İşçi simsarlığına neden olacağı belirtilen kiralık işçi çalıştırma modeli birçok sektörde yaygınlaştırılacak. Kelimenin tam anlamıyla kölelik düzenini ifade eden bu tasarıya emek örgütlerinin ve muhalefetin sessizliği tepki çekiyor. 

 KİRALIK İŞÇİ NASIL ÇALIŞACAK? 

■ İstihdam büroları 10, 20 kişiyi sigortalı işe alacak 

■ Kiralık işçinin maaşı asgari ücret üzerinden yatırılacak.

■ Firmalar istihdam bürosundan işçileri kiralayacak.

■ İşçiyi kiralayan firmanın hiçbir yükümlülüğü olmayacak.

■ İşçiler kiralandıkları firmada en fazla 6 ay çalışacak.

■ Kiralandığı firmada süresi dolan işçi, istihdam bürosuna geri dönecek.

■ İşçi beğenilmezse kiralandığı büroya geri gönderilecek.

■ Bürolar, patronlardan aldıkları ücretin bir kısmı ile işçinin maaşını ödeyecek.

■ Geriye kalan kısmı ise ÖİB’lere kalacak.

 TAŞERONDAN DAHA KÖTÜ BİR ŞEY

 Taşeronu kaldırma sözü veren iktidarın, taşerondan daha kötü olan kiralık işçi modelini gündeme getirmesi, iktidarın emek düşmanı politikalardan asla vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Bu emeği ve alın terini sömürmekten başka bir şey değildir. 

Kiralık işçi modeli ne yazık ki emeklilik, sigorta ve kıdem tazminatı haklarının kuşa çevrildiği, emeklilik hayalinin dahi kurulamayacağı bir sistemdir. 


ANAYASA MAHKEMESİNDEN FLAŞ KARAR

Stj. Av. Feyza Gezmen 

Anayasa Mahkemesi (AYM) kadın-erkek eşitliği açısından tarihi bir karara imza attı. Boşanmada, velayeti anneye verilen çocuğun, annesinin soyadının taşımasının önü açıldı.

Karar, eşinden boşandıktan sonra velayeti kendisine verilen G.Ö.’nün, çocuğunun soyadını kendi soyadıyla değiştirmek için yürüttüğü hukuk mücadelesi üzerine alındı.

Eşinden boşanan G.Ö., velayeti kendisine verilen çocuğunun, kendisiyle aynı soyadını taşıması için yargıya başvurmuş, ancak önce yerel mahkeme, ardından da Yargıtay çocuğun babasının soyadını taşımaya devam etmesi yönünde karar almıştı.G.Ö. bunun üzerine konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

KARAR “OY BİRLİĞİ” İLE ALINDI

AYM, oy birliği ile aldığı kararda, anne G.Ö. nün velayeti kendisinde olan çocuğuna, babasının soyadı yerine, kendi soyadını verme hakkı bulunduğuna hükmetti.

Anayasa Mahkemesi bu kararı, Anayasa’nın iki önemli maddesine dayandırdı;

ANAYASA’NIN EŞİTLİK İLKESİ

AYM kararında, yerel mahkeme ve Yargıtay kararlarının, Anayasa’nın vatandaşlar arasında ayrımcılığı yasaklayan  “eşitlik ilkesinin”, erkek lehine ihlal edildiğine karar verdi. Anayasa’nın “kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” ifadesinin yer aldığı 10. maddesine atıf yapan AYM, kararında yine Anayasa’da yer alan “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmüne özellikle vurgu yaptı.

Kararda şu ifade yer aldı; “Eşler, evliliğin devam boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olup, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanına çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiği açıktır.”

AİLE YAŞAMINA SAYGI HAKKI: Başvuran boşanmış annenin, velayeti kendisine verilmiş çocuğunun kendi soyadını taşınmasının “hak” olduğuna da hükmeden AYM, bu hükmünü Anayasa’nın 20. Maddesindeki “aile yaşamına saygı hakkına bağladı. AYM kararında, “resmi makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edemeyecekleri” vurgulanarak, çocuğuyla birlikte bir aile oluşturan annenin, çocuğa kendi soyadını verme hakkının da bulunduğuna hükmetti. Kararda, “Boşanma davası sonucunda velayet hakkı kendisine tevdi edilmiş olan başvurucu ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki, aile yaşamının kurulması için yeterlidir” denildi.

Yargıtayın vermiş olduğu karar anayasal düzende korunan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı yönünden yerinde bir karar olmuştur. 

Diğer yandan çocuğun evlilik birliği içinde de tıpkı anne gibi hem babanın hem de annenin soyadını kullanabileceği bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu, bu özgürlüğün eşitlik ilkesini tamamlayabileceği tartışılmaya başlandı. 


ÜCRET KARŞILIĞI BİRLİKTE ÇALIŞAN  AVUKATLAR YÖNETMELİĞİ YÜRÜRLÜĞE GİRDİ.

Av. Ömer Gökhan ÇELİK

Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan “Ücret Karşılığı Birlikte Çalışan Avukatlar Yönetmeliği” 26 Aralık tarihinde Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Çalışma süresi, Yıllık izin, Fazla mesai ve ücret gibi önemli konular hakkında çeşitli düzenlemeler içeren yönetmelikte öne çıkan başlıklar şöyle: 

Ücretli çalışan avukatın ücretinin alt sınırının belirlenmesinde top Barolarda. Yönetmeliğin 6. maddesinde “İşveren avukat, işgören avukata ücretini, tarafların bağlı olduğu baro tarafından, her yıl için belirlenecek asgari ücret tutarının altında olmayacak şekilde, ücreti takip eden ayın ilk iş günü öder.” denilerek; ücretin belirlenmesinde işveren avukatın, barolar tarafından yıllık belirlenecek asgari ücret tutarıyla bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca Zorunlu Müdafilik, Adli Yardım, Uzlaştırma ve Bilirkişilik göreviyle ilgili ücretlere, vergi yükümlülüğü kendisine ait olmakla birlikte ücretli avukat hak kazanacaktır.

İzin konusuna açıklık getirildi. Ücretli çalışan avukat; on bir iş günü adli tatile denk getirilmesi kaydıyla; toplam yirmi bir gün ücretli izin ve on gün ücretsiz izin kullanabilecek. Eşi doğum yapan erkek avukata en az yirmi, doğum yapan avukata ise en az otuz gün esnek çalışma süreli izin verileceği açıklığa kavuşturulmuştur. Evlilik izni ise beş gün olarak belirlenmiştir.

Normal çalışma süresine haftalık kırk beş, günlük on bir saatlik sınırlama.Yönetmeliğin çalışma sürelerini düzenlediği kısımda ise haftalık normal çalışma süresi haftalık kırk beş, günlük çalışma süresi on bir saatle sınırlandırılmıştır. Ayrıca fazla çalışma tanımı ve süre sınırlaması açıklığa kavuşmuştur. Buna göre fazla çalışma süresi yıllık iki yüz yetmiş saatle sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan gönüllülük esasına bağlı kalınması şartıyla ve bir iş gününü aşmamak kaydıyla resmi ve genel tatil günlerinde fazla çalışma yapılabilecektir. 

Avukatlar arası hiyerarşi yasağı Birden fazla ücretli çalışan avukatın çalıştığı avukat işyerinde veya avukatlık ortaklıklarında, avukatlar arasında hiyerarşi yerine kıdem esasına dayalı saygı çerçevesinde çalışma yürütülecektir. Ayrıca işyeri kurallarına uyma zorunluluğu da hüküm altına alınmıştır. 

İşin yürütülmesiyle ilgili iletişim masraflarını işveren avukat üstlenecek. İşveren avukat, ücretli çalışan avukata, iş kapsamında kullanılmak üzere ve masrafları kendisine ait olmak üzere GSM hattı tahsis edecek veya avukatın işle ilgili iletişim giderlerini (internet dâhil) karşılamakla yükümlü olacaktır.

Hukuk fakültelerinin sayısında son yıllarda yaşanan artışda göz önünde bulundurulduğunda yapılan düzenleme için geç kalındığı söylenebilir. Mesleğe yeni başlayan avukat sayısının, toplam faal avukat sayısına orantısızlığı ortadadır. Her şehre bir üniversite vaadiyle gerçekleşen hukuk mezunu sayısındaki patlama neye hizmet etmiştir bilinmez. Unutulmamalıdır ki “Teknik Üniversiteye bile Hukuk Fakültesi” açma başarısı bu iktidara kısmet olmuştur!


2015 YILI;  HUKUK VE ADALET CEHHENNEMİ!

Av. Bülent Akbay

2016 yılına sayılı günlerin kaldığı haftanın içindeyiz.  

Bitirmekte olduğumuz 2015 yılının ilk günlerinden bu yana geçen sürede hukuk ve adalet alanında yaşananlar bu ülkede yaşayan insanların sorunlarının çözümüne katkı verdi mi? 

Bu soruya yanıt için en iyimser, en naif ve en umutlu penceremizi açıyoruz. Gördüğümüz adalet manzarası ne yazık ki içimizi karartıyor. 2015 yılı hukuk ve adalet açısından Türkiye’ye tam bir karabasan yaşattı. 

Hatırlamaya çalışalım. Yılın ilk yarısında “ iç güvenlik yasası “ adı altında polis devletine geçiş yapan bir yasa meclisten geçti.  Ardından çıkan yasalar ve fiili durumun sonuşları çarpıcı;  

• Bu gün polis bu yasadan cesaret alarak baskın düzenlediği evin genç kızını  “ galoş giyin” dediği için öldürebiliyorlar.

• Valiler, kaymakamlar ve kendini adeta devlet olarak gören yöneticiler, yasaları hiçe sayarak tüm özgürlükleri askıya alan başta sokağa çıkma yasakları olmak bir dizi hukuksuz uygulamanın merkezi haline geldiler.

• Anayasal güvence altındaki toplantı ve gösteri yürüyüşleri, basın açıklamaları neden gösterme ihtiyacı hissedilmeden engelleniyor. 

• Basın özgürlüğü uluslar arası ve ulusal yasaların güvencesinden mahrum bırakılarak gazeteciler casusluk, terör veya başkaca iftiralarla tutuklanıyor. 

• Yolsuzluğu araştıran savcı ve hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı tutuklandığı, hakim güvencesinin yöneticilerin iki dudağı arasında olduğu bir döneme geçiş yapıldı. 

• Hırsıza hırsız, katile katil demenin yasak ve tutuklanma nedeni olduğu, hırsızın ve katilin ulusal kahramana dönüştüğü topraklarda yaşamaya başladık. 

• 3 aylı bebeklerin, 8 aylık hamile kadınların, 70 yaşındaki dedelerin, barış elçisi baro başkanlarının sokak ortasında polis kurşunlarıyla öldürüldüğü halde, hesap vermesi gerekenlerin hesap soracak cüreti gösterdikleri bir ülke olduk. 

• Evine barış götürmek isteyenlerin, savaş mağduru çocuklara oyuncak taşıyanların katliama uğradığı ve bu katliamları protesto edenlere toma ve akrep denilen canavar makinelerle saldırılır oldu. Katliamlarda yaralılara müdahale etmek isteyenlere bile gaz sıkarak insanlığın en alt seviyesine düşenleri koruyan bir adalet ve hukuk anlayışı egemen kılındı. 

• Hak ve adalet arayışının tek güvencesi olan yargı erki Sulh Ceza Hakimliklerinin ihdasıyla siyasi iktidarın sopası haline getirildi. Yargı bağımsızlığı ve yargısal özerklik hakkın rahmetine kavuştu. 

• Hukuk devleti ve demokrasinin yerine zorbalığın ve tek adam yönetiminin adım adım yaşama geçirildiği bir sürecin içine sürüklendik. Bu sürecin en doğal sonucu olan sosyal hukuk devleti rafa kaldırıldı, yoksulluk ve çaresizlik arttı.  

 Türkiye yeni bir yıla  hukuk ve adalet açısından  yanızca karanlık bir tabloyla değil, aynı zamanda umutsuzluğun adım adım pompalandığı, doğru ve bilimsel olanın linç edilmek istendiği bir cehaletle karşı karşıyadır.  Bizzat yönetenler tarafından örgütlenen bu  cehaletin mağdurları her geçen gün artıyor ve devletin içinde kanser hücresi gibi hızla yayılıyor. 

2016 yılı Trkiye’nin 2015 yılında olduğu gibi yönetilemeyeceğini gösterecek. Umut masmavi bir gökyüzüne doğan güneş gibi pencerelerimizden odalarımıza dolacak. Çünkü tarih cehaletin, zorbalığın, faşizmin, adaletsizliğin ancak geçici olacağını göstermiştir. Bitecek. Bu günler geçecek. Elbirliği ile, kardeşçe ve sevgiyle birbirimize sarılırsak, barş, demokrasi ve adalet için savaşırsak bu zor günler daha çabuk bitecektir. Herkese mutlu yıllar…




Anahtar Kelimeler: SOSYAL HUKUK

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99