YARGI BAĞIMSIZLIĞI OYSA BİR TELEFON KADAR YAKINMIŞ !
Adli soruşturmalar ve yargılama sürecine siyasi müdahale; Türkiye' nin en güncel hukuki sorunlarından biri olup, demokrasiyi de ortadan kaldıran bir olgudur. Bu nedenledir ki belki de en önemli gündem maddelerimizin başında "Yargı Bağımsızlığı" olmalıdır.
Peki, nedir bu önemli kavram?
Kapsamında ne bulunur?
Şimdiye kadar yazılı ve görsel basında konuya ilişkin çok şey yazılıp söylendi. Yaşadığımız hayat, tecrübelerimizin toplamıdır. Çağdaş toplumun uzlaşı metni olması gereken anayasadan tutun da ona uygun olmak zorunda bulunan tüm hukuki metinlerin ortaya çıkarılmasında bu tecrübelerden faydalanılır. Peki, yargı erkinin bağımsız olması için bu tecrübelerden yeterince yararlanan bir yönetim anlayışı görebiliyor musunuz?
Tekrarla altını çizmek gerekirse anayasada kendine hüküm bulmuş, ekranda veya sokakta sürekli dile getirilen "Kuvvetler Ayrılığı" ilkesiyle de desteklenen yargının, bugün bağımsız olduğundan söz edebilir miyiz?
Emeklemeye başlayıp, çevresini keşfe koyulan bir bebeğe ilk ne yapmaması, nelere dokunmaması gerektiği öğretilir. Çünkü bilgi, tecrübeyle sabittir. Yasalar ve tüm çağdaş demokrasiler yargıya siyasi müdahalenin adalet arayışını sabote edeceğini ve hatta adaleti ortadan kaldıracağını yazar ve öğretir. İnsanlık tarihi aynı zamanda adalet ve eşitlik mücadelesi tarihidir. Ancak bu ülkede yaşananlar tecrübeyle, mücadeleyle, bilim ve tarihle sabit tüm değerlerin yönetenler tarafından ayaklar altına alındığını gösteriyor.
Adalet arayışına girişen bu ülkenin dürüst ve namuslu insanlarının, zulüm gördüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu gizlenmesi mümkün olmayan gerçeğe rağmen yönetenler bu ülkede yargının bağımsız olduğunu söylediklerinde şaşkınlıktan dilimi yutuyorum.
Bu sebeple tekrar tekrar soruyorum; Yargı bağımsızlığı nedir?
Tahmin ediyorum sıkılmışsınızdır bu tekrardan. Açık söyleyeyim ben de sıkıldım. Üstelik bir hukukçu olarak fazlasıyla sıkıldım. Ancak bu ülkede adaletin rafa kaldırıldığı, yargı erkini siyasi iktidarın maşası haline getiren bir yönetim anlayışı olduğu sürece bu soruyu sormaktan vazgeçmemeliyiz.
Hak ve adalet arayışı, sorun çözüme kavuşana kadar sürmelidir. Bu çocuklarımızdan emanet aldığımız bir görev ve sorumluluktur. Buna öncelikle bir hukukçu olarak, hak ve adalet arayışını çocuklarıma karşı borçluyum. Bu sebeple soruyu değiştirerek aynı cevaba ulaşmak üzere devam ediyorum.
Yargı bağımsızlığı ne değildir?
Teknik kavram karmaşasına girmeden gözümün önüne yaşanılanlar geliyor. Hemen hergün gördüklerimiz, duyduklarımız ve okuduklarımız yargı bağımsızlığının ne olmadığını gözümüzün içine sokuyor. Yargı camiasının bir mensubu olarak yaşadıklarımız içimi kanatıyor.
Son olarak Yargı bağımsızlığının ne olmadığına dair bir gelişmeyle bitirelim.
"Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT TIR’ları ile ilgili yaptığı haber yüzünden tutuklanmalarını ABD’nin gizli belgelerini WikiLeaks’te yayımlayan ve gazeteci kimliğine sahip olmayan Julian Assange ile NSA’nın yasadışı dinleme belgelerini deşifre eden Edward Snowden’la benzeterek birçok ülkenin aynı hassasiyete sahip olduğunu ileri sürdü. MİT TIR'ları olayı ile ilgili Başsavcıyı "aradığını" söyledi.
Kendi ifadesiyle aktarmak gerekirse: "MİT TIR’ları olayını televizyondan canlı seyrediyordum. Başsavcıyı aradım. Sayın savcım hukuka uyun, hukuku doğru uygulayın, dedim."
Bu ifade anayasaya ve kanunlara aykırıdır. Adaletin başındaki zat açıkça suç işlemiş, anayasayı ihlal etmiş ve bunu hiçbir ar duymadan basına açıklamıştır. Siyasi iktidarın yargıyı “ maşa” niyetiyle kullandığını gösteren bu olaylar karşısında içimizin kan ağlaması ve herşeye rağmen hak ve adalet arayışına devam etmemiz önce bir insan ve sonra da bir hukukçu olarak normal değil mi sizce?
Av. Ömer Gökhan Çelik
GEÇ GELEN SATÜRN VE ORTAYA KARIŞIK BİR ADIM
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de uzun süren yargılamalar büyük sorunlar teşkil etmektedir. “ Geç gelen adalet, adalet değildir” değişi ülkemizde yargının verimli ve etkili olmadığını ifade etmek için kullanılır. Bu sorun ne yazık ki halan yakıcı şekilde devam ediyor.
Avrupa Konseyine üye ülkelerde yargının etkililiğini ve verimliliğini arttırmak amacıyla Konsey tarafından kurulmuş olan Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu (CEPEJ), 2007 yılında uzun süren yargılamalara yönelik çalışmalar yapmak üzere SATURN (Study and Analysis of Judicial Time Use Research-Network) Merkezi adı altında bir çalışmayı başlatmıştı. SATURN Merkezinin amacı üye ülkelerdeki yargısal faaliyetlerine ilişkin zaman yönetimi konusunda bilgi toplamak ve üye devletlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesi ile korunan “makul süre içerisinde adil yargılanma hakkını ihlal etmelerinin önüne geçecek politikaların uygulanmasını sağlamak.
2007 yılından bu yana AKP yönetimi tarafından savsaklanan bu proje, geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı tarafından “yargıda satürn projesi” adıyla kamuoyuna açıklandı. Adalet Bakanı; “Vatandaşımız şikayette bulunduğunda, kendisine dilekçesinin ne kadar sürede neticelendirileceği bildirilecek. Dava açan herkes, davasının kaç ay, kaç günde biteceğini bilecek. Hakim ve savcılar da işi ne kadar zamanda bitirmesi gerektiğini bilecek. Böylece, adaletin vaktinde tecellisine katkı sunulacak. Bu süreleri aşanlar hakkında birtakım müeyyideler uygulanacak 2016 Mart ayında adım atacağız” dedi.
Yargıda reform ihtiyacı olduğu açık. Her konuda olduğu gibi yönetenlerin yargı alanında da “ kaplumbağa hızıyla” hizmet anlayışı devam ediyor. AKP yönetimi ise önceki hükümetlerden farklı olarak mecbur kaldığı değişikliklerden nemalanma anlayışını bu konuda da sürdürüyor. Satürn projesi kapsamında yargıyı kendi anlayışına göre şekillendirecek bir kurulu araya sıkıştırıyor. Neyin devlet sırrı olup olmadığına karar verecek bir kurul ihdas ediyor.
Av.Bülent Akbay
BİR YILAN HİKAYESİ; İSTİNAF MAHKEMELERİ
Adalet Bakanı Bozdoğan artık yılan hikâyesine dönen İstinaf mahkemelerinin 2016'da faaliyete geçirileceğini duyurdu. Bakanını açıklamasına göre önümüzdeki yıldan sonra;
• İdari yargı davalarının yüzde 81'i istinafta kesinleşecek.
• Hukuk ve ceza yargılamalarında, davaların yüzde 89'u istinafta kesinleşmiş olacak.
• İstinafta dosyalar, ilk derece mahkemesine geri gönderilmeyecek.
•İlk derece mahkemesi gibi deliller ele alınacak ve dosyanın eksiği tamamlanarak karar verilecek.
Bölge temyiz mahkemeleri olarak ta bilinen istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle beraber yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay’ın dosya yükü büyük oranda azalacak. bu mahkemeler, yargıtay gibi dosya üzerinden inceleme yapan ve içtihat üreten mahkemeler değildir. İlk derece mahkemeleri gibi "olgu",olay mahkemeleridir.
İlk derece mahkemesi kararını yeterli bulmayan veya haksız bulan, bu mahkemeye başvuracak ve ( tanığım dinlenmedi,belgem incelenmedi,otopsi iyi yapılmadı vs nedenlerle) davanın yeniden görülmesini isteyecek ve mahkeme yeniden başlayacak, böylece, daha yetkin ve birikimli hakimler davayı görüp hükme varacakları öngörülüyor. Ancak bakanın açıklamalarından ilk derece mahkemeleri ile yüksek yargı arasında bir filtre görevi görecek olan bu mahkemelerin yargı sürecini kısaltmasından çok uzatacağı ve davaların “ yılan hikâyesine” döneceği eleştirileri yapılıyor.
Av. Stj. Feyza Gezmen
AİHM’E BAŞVURU SÜRESİ DEĞİŞİYOR
Bilindiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru süresi iç yargı yollarının tüketilmesinden sonra 6 aydır. Ancak 24 Haziran 2013’te imzaya açıldığı gün Sözleşme’ye ek 15 Nolu Protokol’ü 20 üye devlet imzalamıştı. Buna göre başvuru süresi 6 aydan 4 aya düşürülmüştü.
Türkiye üye devlet olarak değişikliği imzaladığı halde, BU YENİ DURUMU meclise taşımamıştı. Aradan geçen 2 yılsonunda düzenleme nihayet komisyona taşındı.
Değişikliğe göre iç hukuk yollarının tüketilmesinden itibaren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulması için öngörülen 6 aylık süre, 4 ay olarak değiştirilecek.
Av. Zeynep Şahin
"ALLAH BELANIZI VERSİN. BU KADAR VİCDANSIZ OLACAĞINIZI DÜŞÜNMEMİŞTİM."
1300 yeni hakim adayını göreve kabul eden Adalet Bakanlığı, 30 Mayıs'ta yaptığı yazılı sınavın ardından internet sitesinde mülakat sonuçlarını açıklamıştı. Her zaman ki gibi 9 bin kişinin girdiği sınavın ardından yine torpil tartışmaları yaşandı.
Yazılı sınavda yüksek puan alarak dereceye giren bazı adayların mülakatlar sırasında elendiği iddia ediliyor. Adli hâkimlik sınavında yaşanan torpile, yargı mensupları da isyan ediyor. İşte iki örnek;
•Kamuoyuna da yansıyan haberlere göre Hakim Nuh Hüseyin Köse, 90 puan alan bir kişinin babası YARSAV üyesi diye mülakatta elendiğini açıklarken, mülakat sırasında kamera bulundurulmamasını eleştirdi.
•Savcı Menderes Arıcan da sınavda 71'inci olan kızının elenmesine tepki gösterdi: "Allah belanızı versin. Bu kadar vicdansız olacağınızı düşünmemiştim" dedi. Savcı Arıcan, “Birileri bana mülakat sınavı öncesinde, Ankara'ya kadar gidip, kapı kapı dolaşıp birilerine arzı endam etmem gerektiğini, aksi takdirde çocuğun ne kadar başarılı olursa olsun bu sınavda başarısız gösterileceğini söylemişti. Ben ise bu insanların bu kadar vicdansız olamayacaklarını, kul hakkının ne olduğunu en az bizim kadar bilebilecek insanlar olduğunu beyan etmiş ve aksi davranışta bulunabileceklerini hiç ihtimal vermemiştim. Sabahlara kadar sınava hazırlık yapan ve göz nuru döken bir insanın hakkının yenilebileceğini düşünmemiştim” dedi.
Yargıda siyasi iktidarın partizanca tutumlarının devam ettiğine dair iddialar bu ülkede hiç bitmedi. Çünkü yargıyı “ iktidarın sopası” gibi gören bir anlayış ne yazık ki ülkeyi yönetmeye devam ediyor.
Av.Bülent Akbay
Yorumlar