Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’da 5 Nisan 2012’de yürürlüğe giren değişiklikle cezalarının son 6 ayını açık cezaevinde geçiren ve şartlı tahliyesine 1 yıl kalan hükümlülerin, denetimli serbestlik tedbiri alınarak tahliye olacaklarını öngörüyordu. 24 Ocak 2013’de yeni bir düzenleme getirilmiş ve buna göre tahliye için aranan “son 6 ayını açık cezaevinde geçirme” koşulunun 31 Aralık 2015 tarihine kadar uygulanmayacağı hükme bağlanmıştı. Bu süre bu şartın uygulanmama süresini 31 Aralık 2020'ya uzatılmasını hükme bağlandı. Diğer bir ifadeyle, şartlı tahliyesine 1 yıl ve daha az kalan hükümlülerin denetimli serbestlik yoluyla tahliyeleri için kanunda yer alan "son 6 ayını açık ceza infaz kurumunda geçirme" koşulu, 31 Aralık 2020'ye kadar aranmayacak. Daha önce Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik değişikliği ile hükümlülerin kapalı cezaevinden açık cezaevine geçiş süresi yarı yarıya indirilmişti. Yönetmeliğin önceki halinde cezalarının 5’te 1’ini iyi halli olarak çeken hükümlülerin açık cezaevine geçişi öngörülürken değişiklikle bu oran 10’da 1 olarak düzenlenmiş ve bu iki düzenleme ile hükümlülerin 18 ay erken şartlı salıverilmesi sağlanabiliyor.
BİLGİSİZLİĞİN BEDELİNİ HALK ÖDÜYOR!
Bilindiği gibi ilk derece mahkemeleri olan yerel mahkemelerin verdikleri kararların önemli bir kısmı temyiz edilebiliyor. Yerel mahkemenin verdiği karardan memnun olmayanlar Yargıtay’a veya Danıştay’a başvuruyorlar.
Geçtiğimiz günlerde Yargıtay ile ilgili bir istatistik yayınlandı. Son 4 yılda Yargıtay’a bir yıl içinde gönderilen dosya sayısı neredeyse ikiye katlanmış durumda. 2010 yılında Yargıtay’a gönderilen sayı 375 bin iken 2014 yılında 560 bini aşmış. Anlaşılan o ki yerel mahkemelerin verdikleri kararlardan halk memnun değil. Neredeyse her dosyayı temyiz ediyorlar. Yargıtay iş yükü altında neredeyse boğuluyor. Dosyaların karara bağlanması çok zaman alıyor. Ancak çok daha önemli bir konu var ki yerel mahkemelerin kararlarına halk güvenmemekte haklıymış. Çünkü Yargıtay’a yerel mahkemelerden gönderilen dosyaların yüzde 62’sinde karar değiştiriliyor. Yerel mahkemelerden gelen 100 karardan 62’si yanlış bulunuyor. Yerel mahkemelerdeki hâkimler öğrenci olsaydı önemli bir kısmı sınıfta çakardı. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği donanıma bakılmaksızım, yargıyı adeta “ sopa” gibi kullanmak isteyen, adamlarını yargı organlarına yerleştiren siyasi iktidarın yargısı halka ağır bedeller ödetiyor. Ortaya çıkan bu tablo yanlızca adaletsizlik üretmiyor, aynı zamanda hukuk devletinin temellerini dinamitliyor.
İDARE ETME…KARARA BAĞLA….
Hukuk devletinin temel prensiplerinden biri “ idarenin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine” tabi olmasıdır. İdare kuruluşlarının, yani belediyelerden kaymakamlıklara, bakanlıklardan valiliklere kadar tüm kamu kurumlarının eylem ve işlemleri yargı organlarınca denetlenebilir. Bu görev için ülkemizde İdare mahkemeleri kurulmuştur. İdare mahkemeleri kamusal yararı gözeterek yapar.
Hatay’da da idare mahkememiz var. Kamu kurumlarındaki atamalar, imar değişiklikleri, idari para cezaları ve buna benzer tüm uygulamaları açılan davalar özelinde denetlemekle yükümlüler. Hatay’da idari kuruluşların ve özellikle Belediyelerin “ kamu yararı pek umurlarında olmadığı” bir dizi eylem ve işlemi için Hatay İdare Mahkemelerine davalar açılmış ve açılmaya devam ediyor. Y
ürütmeyi durdurma talepleri bu mahkemelerden talep ediliyor. Kanuna göre bu mahkemeler en geç 90 gün içinde bu talepleri karara bağlamakla yükümlüler. Her ne kadar kanunda 90 gün denmişse de gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, telafisi güç ve imkânsız durumlarda derhal “ yürütmeyi durdurma kararı” verilebiliyor.
İskenderun sahilinde, dolgu alanında “ BUTİK CAMİ” projesi de bu mahkemede davalık durumda. CHP grubu adına açılan bu dava da Yürütmeyi Durdurma Kararı talebi de bulunuyor. Aynı şekilde kentin adeta ciğeri kabul edilen Karayolları arazisinin de rezerv alanı ilan edilerek yapılaşmaya açılması konusu da Hatay Barosu tarafından yargıya taşınmış.
Her iki konu İskenderun için hayati önemde. İdare Mahkemesi halen bu iki konuda karar vermedi. Sahil şeridinde Butik Cami inşaatı için deniz doldurulmaya başlandı. Temel atma töreni düzenlendi. Ama mahkeme bu durumu seyretmeye devam ediyor. Karayolları arazisi için belediye ihale yaptı ve kamuya ait paralar “ blok esaslı zemin etüdü” yapmak üzere ihaleyi alan firmaya aktarıldı. Hatay İdare mahkemesi bu durumu da seyretmeye devam ediyor. Özetle telafisi imkansız sonuçların doğacağı ve doğmakta olduğu görüldüğü halde İdare Mahkemesi “ İDARE” etmeye devam ediyor.
İdare mahkemesi herhalde “Geç gelen adalet, adalet değildir” değişini bilmiyor. İskenderun için hayati önemdeki bu davaları ne yazık ki sürüncemede bırakıyor. İdare mahkemesi HAKİMLERİ görevini yanlış anlamış.
Halk için önem arz eden davaları idare hakimleri İDARE ETMEYECEKLER… KARARA BAĞLAYACAKLAR… Atı alan Üsküdarı geçiyor…hatırlatmak bizden….
.gif)
Yorumlar