banner110

ORTADOĞU’NUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

Dışişleri Komisyonu Üyesi Hatay Milletvekili Dr.Mehmet Ali Ediboğlu ;Vikipedi Ansiklopedisi Filistin’i Doğu Akdeniz'de ve Orta Doğu'da, İsrail topraklarının tamamı ile Gazze Şeridi ve Batı Şeria gibi Filistin’lilerin kontrolündeki toprakları kapsayan coğrafi bölge olarak tanımlar.

31 Temmuz 2014 Perşembe 10:28
banner77
 ORTADOĞU’NUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

Filistin toprakları Kutsal Topraklar olarak da  bilinir. Müslüman, Yahudi ve  Hıristiyanlar’ın kutsal kitaplarında bu topraklara  kutsallık atfedilir.14 Mayıs 1948 yılında tartışmalı olarak kurulan İsrail Devleti'nin ardından bu topraklara huzur gelmemiştir. Bu topraklarda 1948’den bu yana yaşanan Arap ve Yahudi milletlerinin  mücadelesi,  küresel güçlerin bu milletler üzerinden bölgeyi yeniden dizaynı ve kendi kozlarını paylaşma  alanı olarak da tanımlanır. Bu dizayn çalışması İsrail’in kuruluşundan bu yana ara ara devam etmiş, hatta bölge ülkelerinin de dahil olduğu bölgesel savaşlara bile yol açmıştır. Yukarıda görülen ve Filistin olarak yansıyan bölgeye baktığımızda,  1947'den günümüze kadar olan haritaların ve dengelerin savaş oyunları ve planlarla geride kalan 67 yıl içerisinde nasıl değiştiğini fark etmekteyiz. Öyle ki; 2000 yılı olarak son haritada görülen dengelerin bile günümüzde değiştiğini, İsrail’in uyguladığı yerleşim politikası gereği Filistin’lilere ait son toprakların bile (özellikle Kudüs ve Batı Yaka olarak adlandırılan bölge) gasp edilmeye başlandığını söyleyebiliriz. Aslında bu topraklarda her şey 1917 yılında imzalanan ve Osmanlı'dan kopuş anlamına gelen Balfour Deklarasyonu'nun imzalanması ile başladı. Bu deklarasyon uyarınca yüz binlerce Yahudi, Siyonizm projesi kapsamında İngiliz mandası altındaki Filistin'e göç ettiler.Bu deklarasyon ve Yahudi göçü sonrasında, 1947 yılında Birleşmiş Milletler, Filistin'i iki parçaya bölüp toprakların %56.5’unu Yahudilere, %43.5'unu Araplara vermeyi teklif etti. Filistin bu teklifi red etmesine rağmen, 33 ülkenin oyuyla bu plan kabul edildi. Maalesef İsrail devletini ilk tanıyan Müslüman ülke ise Cezayir’in tanınmasında çekimser kalıp, İsrail’in tanınmasında kabul oyunu veren Menderes’in "Müslüman" Türkiye’sidir.Tarihsel olarak Filistin ve Ortadoğu’nun haritasına baktığımızda, 5 Haziran 1967’de başlayan ve tarihe 6 gün savaşı olarak geçen savaşta haritanın bir kez daha değiştiğini görmekteyiz.  Bu savaşta İsrail, Gazze ve Sina Yarımadasını Mısır'dan, Golan Tepelerini ise Suriye'den aldı,  Batı Şeria ile Doğu Kudüs'ü işgal etti. İsrail toprakları bu savaştan sonra neredeyse 2 kat büyüdü. Birleşmiş Milletler bu savaştan sonra 242 nolu kararını alıp İsrail'in bu savaşta kazandığı toprakları işgal edilmiş olarak kabul etti. Ve işgal edilmiş topraklardan bir an önce çekilmelerini istedi. Ancak İsrail, Birleşmiş Milletler Yardım ve Kalkınma Ajansı'na (UNWRA) göre,  Ortadoğu ülkelerine dağılmış dört milyondan fazla kayıtlı Filistinli'nin mülteci durumuna düşmesi pahasına işgal ettiği topraklardan çekilmedi.Bugün ise, 1,5 milyon insanın yaşadığı ve metrekareye 5 Filistin’linin düştüğü Dünyanın en büyük toplama kampı olarak nitelendirilen Gazze'de yeniden bir insanlık dramı yaşanıyor. İsrail ablukası altında tecrit edilmiş bir vaziyette yaşayan Gazze Halkı katmerli bir zulüm altında inim inim inlemekte ve gelecekleri yok edilmek istenmektedir.3 İsrail’linin kaçırılarak öldürülmesini bahane eden İsrail, Hamas'ı hedef aldığını söyleyerek, sivil yerleşim bölgelerini, hastaneleri, okulları hatta sahilde oynayan çocukları bile hedef tahtasına koyarak ağır silah, uçak, füzelerle saldırarak yakıp, yıkıyor. İsrail Gazze’ye şimdiye kadar 3 bin ton bomba yağdırdı.  Gazze'de ölü sayısı her geçen dakika artmaktadır. Son olarak ölü sayısının 800, yaralı sayısının ise 5200’ü geçtiğini basın yazdı. İsrail'in iddia ettiği gibi bu ölenlerin çoğu militan değil, aksine üçte ikisi sivil ve çocuklardan oluşuyor.Bu kadim topraklar bir çok zulüm ve işgale tanıklık etmesine rağmen, İsrail gibi gözü dönmüş bir zulüm ve işgali görmedi. Gazze’yi topyekün yok etmeye kararlı gözüken İsrail’e karşı, “Müslüman ülkelerden” etkili bir eylem, dayanışma ve icraat yok, hepsi sadece hamasi nutuklar atıp konuşuyorlar. AKP hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı ise bu katliamlar ve zulüm  karşısında adeta timsah gözyaşları döküyor. Biz biliyoruz ki küresel güçlerin planlarında eş başkanlık üstlenenler bu coğrafyanın sorunlarını çözemez. Ancak ve ancak efendilerini memnun etmek isterler. Bölgede belirli bir misyon üstlendiği anlaşılan AKP, iktidara gelir gelmez bölge ülkeleri ve örgütleriyle özel ilişkiler geliştirmişti. Ancak şimdi anlaşılıyor ki bu özel ilişkiler de belirli bir görevin karşılığıydı. Örneğin Hamas ile geliştirdiği ilişkideki temel amaç, Hamas’ı silah bırakmaya zorlayarak, İsrail’le masaya oturtmaktı. Tıpkı Suriye’de üstlendikleri rolün benzeri gibi.
AKP Hükümeti’nin bugüne kadar Suriye ve Filistin politikalarında sergilediği duruş ve tutum aslında AKP Hükümeti ve Erdoğan’a bu ülkelerle İsrail arasında böyle bir arabuluculuk rolünün verilmesinden kaynaklanmaktadır.Yoksa ne AKP ne de Erdoğan’ın aklında Filistin’e destek vererek İsrail’i işgal ettiği topraklardan atmak gibi bir düşünce olmadı, buna yorulacak tek bir kelime dahi sarf etmedi.
          Her zaman söylediğimiz gibi, küresel güçlerin planlarında taşeronluk yapanlar,  ne kadar emperyalist ve siyonist politikalara hizmet ederlerse etsinler, ne kadar Kapıkulu olursa olsunlar, onların sonları da tıpkı Saddam gibi, Bin Ali gibi, Mübarek gibi, Mursi ve diğerleri gibi olacaktır.Bizim önceliğimiz ise; bölgedeki sorunların çözümünde bağımsız akılla hareket ederek, yaşanmakta olan koşul ve süreçlerin nelere yol açacağını anlamaya ve anlatmaya çalışarak, Türkiye’nin ve bölgenin bu olaylardan en az zararla çıkmasını sağlamak olmalıdır.

    Yorumlar

banner131
banner119
Hava Durumu
Tümü Anket
İSK. BEL.BAŞ. SEYFİ DİNGİL'İ BAŞARILI BULUYURMUSUNUZ?

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Karikatür
  • gazeteci olur belki
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner99