Tür seçiniz:
Ortadoğuda dördüncü yılına giren ve Arap Baharı adı verilen kitlesel halk hareketleri tüm dünyanın dikkatini bu bölgeye çevirdi. Ancak şimdi bakıyoruz ve görüyoruz ki; Arap Baharı olarak adlandırılan kitlesel halk hareketlerinde de görüldüğü gibi ülkelerin muktedirleri değişse de kadınların kaderleri, acıları hep aynı kalmıştır. Erkeklerin yazdığı, oynadığı ve yönettiği bir sahnede onlar her zaman izleyici olarak ya da perde arkasında kendilerine yer bulmuşlardır. Ortadoğuda yadsınmayacak ve üzeri örtülemeyecek derecede büyük bir kadın sorunu olduğu biliniyor. Öyle ki hiçbir kurum ve devlet bu konuda adım atmaya, kadınların temel haklarını dile getirmeye istekli değil. Çoğunlukla ataerkil ve dini değerler üzerine kurulu rejimlerin ellerinde kadının adı neredeyse yok. Şahitlikte iki kadının bir erkeğe eşit sayılması, kamu kurumlarında ve belirli makamlarda yeterince yer bulamamaları, devlet başkanı adayı olamamaları, kocaları yanlarında olmadan seyahate çıkamamaları, Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi araba kullanamamaları, bütün bunların yanında kocasının ikinci, üçüncü ve dördüncü bir kadınla evlenmesine itiraz haklarının olmaması, son dönemlerde Suriyedeki gibi terör örgütleri tarafından kocaları ve çocukları ölen kadınların canlı bomba olmaları için zorlanmaları, facebook hesabı olduğu için kırbaç cezası veya recm cezası verilmesi, sığınmacı olarak Suriyenin komşu ülkelerinde yaşayan kadınların fuhuşa yönlendirilmeleri veya çocuk yaşta evlendirilmeleri, Nijerya örneğinde olduğu gibi okumalarının bile engellenmesi ve kaçırılarak pazarda alınıp satılacak bir meta olarak görülmeleri en başta gelen sorunlarını oluşturmaktadır. Bölgede Arap Baharı sonrası sözde demokrasi arayışları, yeni gelen rejimler tarafından kadınlara gittikçe artan baskı olarak yansımakta, ve kadınlara vaad edilen sözlerin hiçbiri tutulmamaktadır. Arap Baharının umut olduğu, demokrasi getireceği savı, kadın sorununda kadınlara baharı değil kara kışı yaşatmakta ve mevcut durumu daha da kötü bir hale getirmektedir. Arap Baharı kapsamındaki ülkelerden Mısır, Libya ve Tunusta yeni oluşturulmaya başlanan anayasalarında eşitlikten bahsedildiği ama bu eşitliğin vatandaşlar arasındaki eşitlik tarifi olduğu belirtiliyor. Bu tanımın içinde kadın ve erkek eşitliği yok. Bu hali ile sokakta, evde, istihdamda erkeklerle eşit olmak bir yana yeni oluşturulmaya çalışılan anayasalar tarafından da kadınlar yok sayılmakta ve demokratik hakları güvence altına alınmamaktadır. Ortadoğu coğrafyasında kadınların temel haklarından hala yoksun oldukları görülmektedir. Elbette kadın sorunu açısından baktığımızda, bu baharın yalancı bir bahar olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Ortadoğuda kadının isimsizliği, kadının ikinci sınıflığı, kadının erkek egemenliğine tabii olması devam etmektedir. Ne yazık ki geldiğimiz noktada her gün bombaların patladığı, şiddet ve terörün kol gezdiği bu coğrafyada bundan en fazla kadınlar etkileniyor. Kocası, çocuğu ve yakını öldürülen, dahası ailesinin gözleri önünde tecavüze uğrayan, şiddet gören kadınlar çoğunlukta. Bunlara bir de radikal cihadçı gurupların eylemleri ve yasakları eklenince ortaya çok tehlikeli sonuçlar çıkıyor
Fakirlik ve cehalet bu kadim topraklarda yaşayanların iki önemli sorunu... Ortadoğu'da kadın olmak renksiz ve gri bir yaşamdır çoğunlukla. Siyah bir peçenin ardından hayata bakmaktır. Dünyanın hiçbir yerinde kadınlar bu coğrafyadakiler kadar acı çekmedi, çekmiyor. Ne yazık ki; Ortadoğuda Arap Baharı sonrası değişen hiçbir şey yok. Toplumsal adaletsizliğin, kimliksizliğin, yok sayılmışlığın, her türlü şiddetin, cinsel, ruhsal ve bedensel tacizlerin, töre, namus cinayetlerinin mağduru ve kurbanı da ne yazık ki kadınlar olmaktadır. Çaresiz, umutsuz, ölümle yaşam arasında bir noktada
Yorumlar