NATO gemileri Ege’de mülteci kaçakçılığıyla mücadele edecek. Başlangıçta bu konu için; “Aman ne iyi. Türkiye bir müşkülattan kurtuluyor!” diye düşünülebilir. Ama acaba Lozan Barış Antlaşması ile ilgili maddelerle birlikte düşünürsek öyle midir acaba?
Bu konu üzerine gitmek için başladığımda Ankara’daki elim terör olayı meydana geldi. Gündem değişti ama Ege’deki gerçeklerin gene de paylaşılması lazım!
Geçen hafta Alman Şansölye alel acele Ankara’ya geldi ve Başbakan Davutoğlu ile görüşme sonunda bir dizi kararlar alındığını öğrendik. Ağırlık Suriye çıkışlı mülteci akınını önlemeye yönelik. İnsan kaçakçılığı ve illegal geçişler konusunda hem iki ülke ile, hem de AB ve NATO işbirliği öngörülüyordu. Tabii 3 milyar avronun gelebilmesi için de ayakları yere basan projeler üretilip Brüksel’e gönderilmeliymiş.
İki başbakanın üzerinde anlaştığı maddelerden en önemlisi mültecilerin yasadışı göçü konusunda NATO’nun devreye sokulması. Avrupa’da en fazla sayıda mülteci kabulü ile ağır bir yükün altına giren Almanya’nın Türkiye’yi ve muhtemelen Yunanistan’ı da yanına alan teklifiyle NATO gemileri, “Ege’de insan kaçakçılarını caydırmak” maksadıyla göreve başladı.
Bu maksatla başlatılan NATO Görev Gücü’nün ilk döneminin komutanlığına Alman denizciler getirildi. Bu ilk görev NATO’nun 2 numaralı daimi deniz gücü “SNMG2” tarafından üstlenildi. Almanya komutanın emrindeki 3 gemilik SNMG2, gelecekte 5-7 gemi kapasitesine ulaştırılacakmış. SNMG2’nin görevleri nedeniyle belirlenen bazı esaslar şöyledir:
•“Kritik bilgi ve istihbarat paylaşımı yapılacak, özetleme-keşif görevi icra edilecektir.
•NATO’nun elde ettiği bilgiler Türk ve Yunan makamlarıyla paylaşılacaktır.
•AB’nin dış sınırlarından sorumlu birimi Frontex’le de işbirliği içinde hareket edilecektir.
•NATO’nun görevi botlardaki mültecileri toplamak yoktur. Ancak göçerlerin hayatlarının tehlikede olduğu durumlarda uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükler çerçevesinde müdahale edilecektir.
•Kurtarılan mülteciler Türkiye’ye geri gönderilecektir.
•NATO deniz gücünün rotasyona dayalı komutası Türkiye ve Yunanistan tarafından üstlenilmeyecek ve Türkiye ile Yunanistan’a ait uçaklar NATO operasyonu bağlamındaki faaliyetlerinde birbirlerinin hava sahalarına girmeyeceklerdir.
Ege’de deniz sahalarının paylaşımı henüz gerçekleşmeyip bir uzlaşmazlık konusudur. Tabii br de Anadolu’ya yakın adaların Lozan Barış Antlaşması 13. Maddesi gereği silahsızlandırılmış statüsü var. Bu NATO gemileri anlaşmada belirlenen adalara giremezler.
Bu konularda Yunanistan çok hassas. Başbakan Çipras’ı Uzakdoğu’ya götüren askeri uçak Rodos’ta ikmal yaparak Türk hava sahasını kullanmak istedi. Türkiye, 1947 Paris ve Lozan antlaşmaları ihlali olur diye en yakın hava üssü Dededağaç’a inip kalkmasını teklif etti. Ama Yunanistan, antlaşmaları kabul anlamına gelir diye kabul etmeyip, uzun rotayı tercih etti.
Aslında NATO’nun bu son hareketi sivrisineği tek tek öldürmeye benziyor. Oysa “bataklığın” yani, mültecilerin kaynağı Suriye’deki sorunun kurutulması esastır. En azından Türkiye’nin önerdiği “Güvenli Bölge” olabilirdi. Yakalanan mülteciler için Türkiye batı sahillerinde yeni kamplar kurup işletme yükümlülüğü altına girecektir. Gene en ağır yük Türkiye’ye yani!
Son Söz: Bu yeni NATO görevinde umarız acullük yapılmamıştır. Eğer dinledilerse Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Dışişleri Bakanlığı bu noktada hata yapmaz. Ama endişemiz, AKP’nin bu kurumlar yerine “aklı evvel” başdanışmanları dinlemiş olabileceğidir. Zira kerameti kendinden meçhul bu zevat ülkeyi ve etrafını yangın yerine çevirdiler de…
Yorumlar