IŞİD’İ KİM KURDU, NASIL GÜÇLENDİ, AMACI NEDİR, ARKASINDA KİMLER VAR?
Özellikle Saddam’ın Yardımcısı olan ve ABD'nin 55 kişilik en çok aranan Irak’lılar listesinde 6. sırada yer alan İzzet İbrahim El Duri bu örgütlenmeye yardım etti. 7 Haziran 2006 tarihinde bir çatışmada Zerkavi’nin öldürülmesinden sonra, Ebu Hamza El Muhacir diye biri kısa dönem liderlik yaptı, ondan sonra da ünlü Irak Ebu Gureyb hapishanesinde yattığı bilinen ve ABD tarafından 2009 yılında ne için salıverildiği gizemini!!! Koruyan Ebu Bekir El Bağdadi lider oldu. Irak Hükümeti tarafından dışlandıklarını iddia eden bütün Sünni aşiret ve gruplar bu yapıya destek vererek Irak İslam Devleti’ni kurdular. Yani’ Ancak Amerika bu örgütü etkisiz kılmak için önce paralı birlik olan Sahva Konseylerini (Uyanış Komiteleri) Irak El Kaidesine karşı kullandı. Ve neredeyse örgüt etkisiz kılınıp yok olma noktasına geldi. Ancak Arap Baharı kalkışmalarının Suriye’ye 2011 Mart’ında sıçramasından sonra bu örgüt yeniden diriltildi. Suriye’deki olaylar da bu örgüte can suyu oldu. Ebu Bekir Bağdadi’nin yanında yer alan ve onun bir komutanı olan Ebu Muhammed Colani, Suriye’li olduğu için Bağdadi tarafından El Kaide’nin Suriye kolunun örgütlenmesi için Suriye’ye gönderildi. Ve ÖSO’dan ayrı bir grup olarak 2012 yılının Temmuz ayında Nusra Cephesi’ni kurdu. Nusra’nın Suriye’de 2012 yılı Temmuz ayında faaliyete başlamasından sonra, 2013 yılının Nisan ayında El Kaide’nin Dünya’daki lideri olan Eymen Zevahiri bir “Hilafet” çağrısı yaptı. Bunun üzerine 2013 Nisan’da Ebu Bekir Bağdadi bir açıklama yaparak, “Irak İslam Devleti idik, Nusra ile de artık birleştik. Bundan sonra adımız Irak Şam İslam Devleti’dir” diye belirtti. Ancak birkaç gün sonra Nusra Lideri Colani, “Bizim böyle bir şeyden haberimiz yok. Biz Eymen Zevahiri’ye bağlıyız” diye açıklama yaptı. Olay çekişme ve ayrışma boyutuna varınca da Eymen Zevahiri, Colani ve Bağdadi’yi uzlaştırmaya çalıştı, fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine Zevahiri; “Böyle bir karar bize sorulmadan alındı. Colani Suriye’den sorumludur, Bağdadi Irak’tan sorumludur ve IŞİD geçersizdir” şeklinde beyanda bulundu. Ancak IŞİD ve lideri Bağdadi böyle bir kararı tanımadı. IŞİD varlığını, vahşi kafa kesme infazları ve diğer grupların kendine biat etmeye zorlayan eylemleri ve Suriye Rejim güçlerine saldırısı ile sürdürdü. 2013 Eylül ayından sonra ise, artık Nusra ve IŞİD kendi aralarında savaşmaya başladılar.Suriye Rakka’da etkinliğini pekiştiren Ebu Bekir Bağdadi kendine biat etmeyen aşiret ve örgütlerle savaşarak taraftar topladı. Öyle ki, Ebu Bekir El Bağdadi “El Kureyşi” adını kullanarak meşruiyet sağlamayı amaçladı. Çünkü hadislere göre halifeler, imamlar Peygamber’in de mensubu olduğu Kureyş kabilesinden olur. Ebu Bekir Bağdadi, bugün kendisini o hadise dayandırdığını iddia ediyor. IŞİD, artık El Kaide’yi ve Zevahiri’yi de tanımıyor. Örneğin sözcüleri Adnani, Zevahiri ve El Kaide’yi, Usame Bin Ladin’in çizgisinden sapmakla suçluyor. Bugün ise, Irak’taki kazanımlarıyla da birlikte düşünecek olursak IŞİD şu an silahlı gruplar içerisindeki en dominant, en hareketli ve belirleyici unsur olarak gözüküyor. Ve öyle anlaşılıyor ki, bugün bölgede artık Zevahiri yok, Bağdadi ve örgütü IŞİD var. Zaten Musul’la birlikte hilafet de ilan ettiğine göre Zevahiri’den de dünyanın bütün Müslüman ülke ve topluluklarından da kendisine biat!! Bekliyor. Yukarıda anlattıklarımız İŞİD’in nasıl kurulduğu ve güçlendiğiyle ilgili idi. Ancak bu örgütün amacının ve arkasında hangi güçlerin olduğunu irdelediğimiz de ilginç bilgiler ve ittifaklar karşımıza çıkıyor. Bilindiği gibi, Suriye’de ilk önce Türkiye’nin de desteklediği Özgür Suriye Ordusu adı altında dünyanın en disiplinsiz, en kalabalık terörist grubu dış güçlerin de yardımı ile yaratıldı. Fakat sanki El Kaide veya aşırı gruplar hiç yokmuş gibi bir algı da peşi sıra oluşturuldu. Oysa başından beri, Nusra gibi El Kaide bağlantılı örgütler bu yapının içerisinde vardı. Örneğin Türkiye sınırı yakınında olan ve olayları tetikleyen Cisr eş-Şuğur saldırısı ve 120’ye yakın Suriye askerinin başlarının kesilerek öldürülmesi esasen bu örgütlerin işiydi. Fakat işin bu tarafı özellikle yansıtılmak istenmedi. Suriye Ulusal Konseyi ve ÖSO ise Suriye’de demokrasi ve özgürlük isteyen gurupların kurduğu bir örgütmüş havası verildi ve bunun üzerine de zaten uluslararası yardımlar, ağır silahlar da dahil olmak üzere Suriye’ye sel gibi akıtıldı. Ancak yaratılan SUKO Suriye’de tanınmadı, kendi içinde anlaşamadı. Vekalet savaşı yürüten ÖSO ise, sahada hiçbir zaman etkili olamadı. Bunun üzerine, Dünyanın her yerinden ruh hastası, sapık ve macera arayan kişiler “cihat” adı altında Suriye’ye yönlendirildi. Aşırı radikallerin ve muhacirlerin oluşturduğu gruplar sahada etkisini arttırarak ÖSO gibi sözde ılımlıları tasfiye etti.Eski CIA ve ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden, ABD, İngiltere ve İsrail devlet destekli olarak istihbarat örgütlerinin kurulmasına yardım ettiği IŞİD'i "Hornet's nest" (Eşek Arısı Kovanı) adını verdikleri bir strateji dahilinde geliştirdiklerini söyledi. “Eşek Arısı Kovanı” stratejisi ile IŞİD örgütünün kurulmasına yardım ederek, “Dünya üzerindeki “Radikal İslamcı” olarak tanımladıkları cihatçıları tek çatı altında toplayarak güçlü bir terör örgütü yaratmayı amaçladılar. Bu oluşum vasıtası ile, arka planda IŞİD’in, küresel güçlere, emperyalizme ve Siyonizme hizmet etmesini sağlamak, bölgenin sürekli çatışmalarla takatinin tüketilerek küresel güçlerin kanı olan petrol ve türevlerinin Batı’ya akışını rahatlatmak bu arada ellerindeki modası geçmiş silahları da satmak ve kendi başlarına da bela olacaklarını bildikleri kişileri ülkelerinden göndererek kurtulmak” olduğunu açıkladı. Benzer bir açıklamayı Yazar Fikret Başkaya’nın yazısında görebiliriz. Başkaya; Küresel güçler Suriye’de, İngiliz asıllı Siyonist tarihçi “Modern Türkiye’nin Doğuşu” adlı kitabın da yazarı Bernard Lewis’in peydahladığı “kurucu kaos” stratejisi uyguluyor diyerek, “Kitle imha silahı kullanıldığı gerekçesiyle yapılması düşünülen “sınırlı müdahale” asla savaşı bitirmek için yapılmayacak. Tam tersine amaç savaşı ve kaos tablosunu devam ettirmek, Suriye’yi daha da zayıflatmak, içten içe çökmesini sağlamak” diye yazdı. Başkaya, Lewis’in Ortadoğu ile ilgili tezini ise şöyle özetledi: “Müslüman Ortadoğu rejimlerini-halklarını öyle bir çökerteceksin, un-ufak edeceksin, toplumsal dokusunu harap edeceksin, ‘Taş Devrine’ geri götüreceksin ki, bir daha on yıllarca başlarını kaldıramasınlar. Etnik, din, mezhep kavgaları içinde boğulsunlar, sürekli birbirleriyle boğazlaşsınlar, savaşsınlar, birbirlerini yesinler. Kaos ve yıkım ortamına itilmiş bir Ortadoğu, Siyonist İsrail’in ve emperyalist Batı’nın orada istediği gibi at oynatmasını mümkün hale getirir. Böylece, kapitalist dünya için vazgeçilmez olan Petrol ve Doğalgaz başta olma üzere, bölge zenginliğinin yağmalanması güvence altına alınır. Başka ülkelere [Rusya, Çin, İran vb.] saldırı için bölgenin stratejik bir militer üs haline getirilmesi sağlanır…” Soğuk savaş boyunca Komünizmin panzehiri diyerek “yeşil kuşak” projesiyle İslam dinini kullanan ABD, Soğuk savaş bitince "ılımlı islam" projesini devreye sokmuştu. Ancak öyle anlaşılıyor ki, Arap Baharı kapsamında bu proje de çökmüş, feodalizm kalıntısı, ortaçağ artığı vahşi IŞİD gibi terör örgütlerini sahaya sürerek kendisinin bile kontrol etmekte zorlandığı yapıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bölgeyi ve ülkeleri ise, büyük bir kaos ve çatışmalar ile belirsiz bir geleceğin kucağına atmıştır. Tabiidir ki; bu coğrafyada tüm bu yaşananlar halklara yıkım, gözyaşı ve kandan başka bir şey de getirmemiştir. Bütün bu sayılanlar yanında ABD ve müttefikleri olan Suud ve Katar gibi ülkeler dahi sahada kontrol edemedikleri yapıları, kendileri için bir iç tehdit görerek terör örgütü olarak ilan ederken, Türkiye; Irak ve Suriye ile ilgili yeni gelişmelerde (Musul, Türkmenler, Rojava vs.) bile tavır alamıyor. 49 konsolosluk görevlisinin IŞİD tarafından rehin alınması nedeniyle kendini bağlıyor, IŞİD’e terör örgütü bile demekten kaçınıyor, IŞİD’e kendini rehin bırakmış bulunuyor. Her zaman söylediğimiz gibi, tüm bu yaşanan olaylardan ders çıkarmalıyız. Bir elden planlandığı, ancak planlayanların da sonucunu tam kestiremedikleri ve AKP Hükümeti’nin de taşeron olduğu bu politikalarla bölgenin adeta ateş topuna dönmesi engellenmelidir. Bölgedeki her ülke, belirttiğimiz emperyalist politikalara payanda olmayı bırakmalı, her türlü gizli kapaklı komployu boşa çıkarmalıdır. Bu görev herkesindir. Bölgedeki halklar bu görevi yapmaya mecbur ve muktedirdir.

Yorumlar