Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk dış politikasının ana eğiliminin, temel stratejisinin, devlet politikasının AB ve Avrupa ile bütünleşmek olduğunu vurgulayarak, ''Yarım asrı aşkın süredir bu hedefimizden en ufak bir sapma söz konusu değildir. Son dönemde AB'ye tam üyelik istikametinde çok daha süratli bir şekilde yol aldığımız da bir gerçektir'' dedi.
TÜSİAD'ın girişimiyle Haziran 2009'da kurulan Paris Boğaziçi Enstitüsünün Sabancı Atlı Köşk'te düzenlediği yemekte konuşan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin tarihinden gelen avantajlarını kullanarak bazı ülkelerle, çevresiyle çok ilgilendiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:
''Tarihten gelen bir beraberliği varsa, o ülkelere ilgi göstermesi herhalde kınanacak bir şey değildir. Dolayısıyla Türkiye de AB'ye tam üye olursa, Türkiye'nin bu tarihten gelen avantajları ve ilişki içinde olduğu ülkeler AB'nin zenginliği gibi olacaktır. Onun için kimsenin eksen sapması ya da 'Türkiye farklı bir dünyaya gidiyor' gibi bir değerlendirme yapmaması gerektiği kanaatindeyim. Hiçbirimiz tecrit edilmiş bir dünyada yaşayamayız. Türkiye hangi değerler doğrultusunda gelişiyor, buna bakmak lazım. Türkiye'de ekonomi, hukuk, insan hakları standartları, kadın-erkek ilişkileri hangi seviyede gelişiyor, buna bakarak Türkiye'nin eksenini tayin ederseniz, 'Sizinle doğru zeminde tartışıyoruz' derim. Ama yok öyle değil de 'Türkiye hangi ülkeyle daha çok ilişki içerisinde' gibi yapılırsa, o zaman çok aldatıcı noktaya varırız diye düşünüyorum.''
Konuşmasında Türk-Fransız ilişkilerini geliştirmek için birçok çalışma yaptıklarını kaydeden Gül, aynı şekilde Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecini daha ileriye taşımak ve her iki ülkenin vatandaşlarının birbirine daha fazla yakınlaşması için ortak birçok çalışma yürütüldüğünü vurgulayarak, bu nedenle iki ülkenin birbirini çok iyi tanıdığını aktardı.
Türkiye-Fransa ilişkilerinin ayrılmaz bir parçasını AB sürecinin oluşturduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:
''Türkiye-Fransa ilişkilerinde bir sorun var. Öncelikle gerçekçi bir bakış açısıyla bunu kabul etmemiz, sorunun var olduğu teşhisini koymamız gerektiği kanaatindeyim. Birbirimizi tanıdığımıza göre dürüst davranmak zorunda olduğumuza inanıyorum. Bunun için böyle bir sorunu hepimiz görüyoruz. Bu teşhisi koyduktan sonra da sorunun neden kaynaklandığının incelenmesi gerekiyor. Sanıyorum asıl güçlük de burada başlıyor. Zira, ikili düzeyde sebepsiz bir sorunla karşı karşıyayız. 'Bunun sebebi ne?' diye sorduğumda, elle tutulur somut bir şey görmüyorum, ama sorun da ortada. İlişkilere baktığımızda, iki ülke arasında çekişmeye, gerilime konu olabilecek hiçbir ciddi anlaşmazlık noktasının olmadığını görüyorum.''
Gül, Türkiye ile Fransa'nın uluslararasımeselelerde bakış açılarının aynı olduğunu, iki ülke iş dünyası arasında her yıl artan bir iş birliği ve ticaret hacmi bulunduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti:
''Türk-Fransız dostluğu, yatırım rakamlarından çok daha değerli. Her şey ekonomiyle, ticaret hacmiyle ölçülemez. Türk-Fransız dostluğunun ölçülebilir bir maddi değeri yoktur. Avrupa'nın doğusunda ve batısında laikliği siyasi sistemlerinin temel taşı olarak benimsemiş, demokrasi, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, hukukun üstünlüğü gibi ortak değer ve ilkeler etrafında birleşen ve dünya olaylarına bu değerler üzerinden bakarken, ortak düşünceler ortaya çıkmasının, ticaretin ve ekonominin ötesinde stratejik önem arz ettiğine samimi olarak inanıyorum.''
Yorumlar