Küçük bir itirazım var. 2002 ve 2007 Genel Seçimlerine giderken “Bizim en büyük medeniyet projemiz, Avrupa Birliği üyeliğidir!” derken, Kıbrıs’ta Türk çıkarlarına soğan doğrayan “Annan Planı”nın kabulü için uğraşırken bu duyarlılık neredeydi?
Cumhurbaşkanı aynı gün Avrupalı ülkelere çatmaya devam etti. Can Dündar-Erdem Gül duruşmasına katılan yabancı konsoloslara “Diplomasinin de bir edebi var adabı var. Burası senin ülken değil, burası Türkiye. Sen konsolosluk sınırları içinde hareket edebilirsin, diğerleri izne tabi. Bunlar gövde gösterisi yapabilecek kadar haddi tecavüz ediyor!” diye bağırıp çağırdı. Tabii ki salondakiler “Bu millet seninle gurur duyuyor!” dediler. Televizyonları başında izleyenler de “Helal olsun, ne erkek adam. Dünyaya posta koydu!” dediler.
Azıcık dış politikadan anlayanlar, bu tür basın yoluyla ve kamuoyu önünde sadece popülist yaklaşımla ülkeye uluslararası ilişkilerde hiçbir şey kazandırılamayacağını bilirler. Ama entelektüel birikimi az, algı yönetimiyle kendisini diğer milletlere göre “dışlanmış” hissettirilen toplumlarda oy getirir. Aradıkları herkese posta koyan “Lider”le gurur duyarlar. Saddam Hüseyin ve Kaddafi ile de böyle gururluydular…
Can Dündar’ı sevmem. Çünkü “Balyoz” sebebiyle onlarca masum ve yüksek karakterli komutan ve subaylar AKP-Cemaat işbirliğiyle tutuklanıp Silivri’ye gönderilirken adeta o da Erdoğan ve AKP yönetimine “Bu millet sizinle gurur duyuyor!” diyecek kadar şakşakçı ve TSK karşıtı gibiydi. Ama hukuk ve adalet herkese lazımdır. Eğer Türkiye’ye demokrasiyi yerleştirmek istiyorsak, “Bize demokrasi, onlara olmaz!” diyemeyiz.
Gelelim İngiltere, Fransa, Hollanda, Kanada, İtalya, İsviçre, Avusturya, İsveç, Polonya ve Amerika başkonsolosları ile konsolosluk temsilcileri, Almanya, Hollanda ve Norveçli bazı parlamenterler, tabii yabancı gazetecilerin de katıldığı Can Dündar-Erdem Gül duruşmasına!
Yabancı resmi görevliler duruşmaya katılarak Türkiye’nin yasaları hilafına hareket ettiler mi? Yani bu diplomatik misyon temsilcileri duruşmaya katılmakla Viyana Konvansiyonu’nun 41 ve 42. Maddelerinde belirtilen şekilde Türkiye’nin yasa ve düzenlemelerine saygıda kusur mu işlediler? Öyleyse vızırdamaya gerek yok! “Persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edip, ülkelerinden bu görevlilerin geri çekilmesini istersin!
Bunu da milleti galeyana getirerek değil, Dışişleri Bakanlığı yoluyla yaparsın! Eğer gerçekten Türk yasalarını çiğnemişlerse, bu yapılmalıdır. Aksi halde aynı ülkelere “İt ürür, yel götürür!” sözüne uygun bir koz verilmiş olur. Yani “Yol olur…”
MİT Tırlarıyla ilgili duruşmanın kapalı yapılmasına itirazımız yok. Ama Cumhurbaşkanının AB ülkelerine “Hadi oradan sen de. Sanki senin evin camdan değil mi de, bizim eve taş atıyorsun!” dedirtecek yanlış politikalara söyleyeceklerimiz var. Bunların bazıları şöyledir: (a) Suriye’de Esad rejiminin değişmesi için içeriden ve dışarıdan en fazla destek veren ülke Türkiye’dir. Hatta 2013’te, Esad rejimi değil de IŞİD’in kullandığı sonradan anlaşılan kimyasal silah kullanılması sebebiyle Suriye’ye küçük çaplı askeri harekât gündeme geldiğinde, “Ne küçüğü yavv, Esad’ı devirecek operasyon gerekli!” diyen kimdi? (b) Mısır’da Sisi iktidara gelirken ve geldikten sonra “Müslüman Kardeşler” aşkına, Mısır rejimine karışan kimdi? (c) Irak’ta Başbakan Maliki’ye karşı Sünni grubu desteklerken, Türkiye ile ortak kabine toplantıları yapan bu ülkeyi “düşman” haline getiren kimdi?
Son Söz: Maalesef “Ben ne dersem o doğrudur. Bu saf millet buna inanır!” zihniyeti, Türkiye’yi yanlış yere götürmektedir. Üstelik evimiz camdan iken, başkasının evine taş atarak!
Yorumlar