AYMnin görev kararı ile birlikte Başbuğu, Prof Dr Fatih Hilmioğlu gibi tedbiren tahliyesi ve Yüce Divanda yeniden yargılaması da mümkün olabilecek. Yüksek Mahkeme, Başbuğ hakkında ihlal kararı verirse bu karar davaya bakan ancak henüz gerekçeli kararını yazmayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilecek. Başbuğ, AYMnin bağlayıcı ihlal kararı çerçevesinde tahliye edilebilecek. Ancak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Dosya artık Yargıtayda. Talebinizi Yargıtaya iletin derse Başbuğ için Yargıtay da ihlal kararı nedeniyle tahliye verebilecek.
Başbuğ, avukatı İlkay Sezer aracılığıyla yaptığı bireysel başvuruda, Yüce Divanda yargılanması gerektiğini savunarak, görevsiz bir mahkeme tarafından yargılandığını öne sürmüştü. Başbuğ, dilekçesinde tutukluluğa ilişkin itirazlarının incelenmeden reddedildiğini savunmuş ve özel yetkili mahkemelerin uygulamaları sonucu kişi hürriyeti ve özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etmişti. AYM ise Başbuğun başvurusunu jet hızıyla işleme almış ve ön inceleme yapmıştı. AYM, Başbuğun ihlal iddiasıyla yaptığı bireysel başvurusundaki tahliye talebi için Adalet Bakanlığından görüş istemiş ve bir ay süre vermişti. AYMnin yazısı, 24 Ocakta bakanlığa ulaştı. Bakanlığın görüş için 24 Şubata kadar süresi bulunuyordu. Bakanlıkta ek süre istemeden 24 Şubatta görüşünü AYMye iletmişti. Başbuğun avukatları da ertesi günü 24 sayfalık yanıtlarını AYMye sundular. Böylece, Başbuğun bireysel başvurusuyla ilgili prosedür tamamlandı. AYM de başvuruyu bugünkü gündemine aldı.
Yargı çevrelerinden edinilen bilgiye göre AYM, Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir kişinin terör örgütü üyeliğiyle suçlanıp suçlanamayacağı, bu suçlama yapılınca eylemin görev suçu olup olamayacağını da tartışacak. Eylemin görev suçu kabul edilmesi halinde ise anayasaya göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddia makamı rolü üstlenerek davayı açması, Başbuğun Yüce Divanda yargılanması gerekip gerekmediğine karar verilecek. AYM eğer adil yargılanma hakkının ihlalinden önce görev yönünden böyle bir karar verirse, Başbuğa, Yüce Divanda yargılama yolu açılabileceği de belirtiliyor.
Bakanlığın görüşünde Başbuğun bireysel başvurusunda, Adalet Bakanı Bekir Bozdağın, Ergenekon kararının 6 ayda yazılmamasına ihlal açıklamasına ve Başbakan Tayyip Erdoğanın paralel devlet çıkışı ve eleştirilerinin aksine ihlal var demedi. 13 sayfalık görüşte AYMden Ergenekon Davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin tutuklama ve tutuklamaya devam kararlarındaki gerekçeleri de dikkate alınarak değerlendirme yapılması istendi.
Bakanlık görüşünde, AİHMin organize davalarda 4 yıl 3 güne kadar tutukluluğu, Almanyaya karşı yapılan (Chraidi / Almanya, no.65655/01, 26 Ekim 2006) yaklaşık 5 yıl 6 ay süren bir tutukluluk süresini olayın istisnai koşullarını, karmaşıklığını ve başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemlerin ağırlığını dikkate alarak, makul bulduğu savunması yapıldı. 270 sanıklı, 3 bin 500 ek delil klasörlü karmaşık Ergenekon davasında 1 yıl 7 aydır tutuklu olan Başbuğun gösterilen AİHM kriterleri ışığında tutuklamasında Makul sürenin aşıldığına ilişkin takdirin de AYMye ait olduğu belirtildi. AYMnin Mustafa Balbay kararındaki tutuklamada makul sürenin her dosyaya özgü değerlendirileceği içtihatına atıf yapılan Bakanlık görüşü satırbaşlarıyla ve özetle şöyle:
AİHM kararlarına göre, bir suç işlediği şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için, ilgilin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya da inandırıcı nedenlerin (raisons plausibles) bulunması gerekli olup, bu gereklilik tutukluluk açısından olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu koşul, kişinin tutukluluğunun devam ettirildiği her aşamada varlığını sürdürmeli ve makul şüphenin ortadan kalktığı anda ilgili serbest bırakılmalıdır.
kararlarına göre, bir kişinin AİHSin 5/1-c hükmü kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılabilmesi için, başlangıçta makul şüphenin varlığı yeterli olup, tutukluluğun devam ettirilmesi açısından makul şüphenin varlığını sürdürmesi gerekmektedir. Ancak, belirli bir sürenin ötesinde tutukluluğun devamı açısından makul şüphenin varlığı tek başına yeterli olmayıp, özgürlükten yoksun bırakmayı meşru kılacak gerçek bir kamu yararı gerekliliğinin varlığı aranmaktadır. Mahkeme içtihatları dikkatlice incelendiğinde, her somut olayın kendine özgü koşulları belirli bir süre kavramı açısından önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
AYM tutukluluk süresinin makul süreyi aştığı iddiasını içeren başvurularda verdiği kararlarda, tutukluluk süresinin makul olup olmadığının, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün olmadığını ve bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. (Balbay Kararı)
Kanun adil yargılanma hakkına ilişkin boyutları da olan işbu şikâyet açısından kanun yollarının henüz sonuçlanmadığı düşünülmektedir. Dosyanın henüz temyiz aşaması sonuçlanmadığı için, bu şikâyet açısından başvuru yollarının henüz tüketilip tüketilmediğinin AYMce değerlendirmesi gerekir. Benzer bir talep daha önce Yargıtay tarafından incelenmiş olup, söz konusu talebin Yargıtayca reddedildiği görülmektedir. Yargıtayın bu kararı da dikkate alınmak suretiyle somut olayda yasaları uygulayıp yorumlamasının görev bakımından ulaştığı sonuç açısından açıkça keyfiyet taşıyıp taşımadığının AYMnin takdirinde olduğu düşünülmektedir.
Yorumlar