Tür seçiniz:
Operasyonu yürüten savcı ve polis müdürlerinin görevden alınması, yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtme çabasından başka bir şey ifade etmemektedir. Bu çaba beyhude bir çabadır, çünkü mızrak çuvala sığmıyor artık. Ne yaparsanız yapın bu yolsuzlukların üstünü örtemeyeceksiniz. Şunu çok iyi biliniz ki halkımızın vicdanında mahkûm oldunuz. AKP, bu yolsuzlukların üstünü örtme telaşına düşmüştür. Adı geçen bakanlar, soruşturmaların sağlıklı yürümesi için derhâl istifa etmek zorundadır. Bugüne kadar bu bakanların istifa etmemiş olması bir siyasi skandaldır, Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak kaydedilecektir. Madem bakanlar bu kadar ciddi iddialar, bilgi, belge ve kayıtlara rağmen siyasi erdemlilik gösterip istifa etmedi, o zaman görev Başbakana düşüyor. Başbakanın soruşturmanın sağlıklı yürümesi ve sonuçlandırılabilmesi için adı geçen bakanları derhâl istifaya davet etmesi gerekiyordu. Ancak, Başbakan devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir tutum sergileyerek bakanları istifa edeceğine görevlilerini devlet içinde devlet olmakla ve çete kurmakla suçlayarak soruşturmaya açık bir müdahalede bulunmuştur.
Ceza hukukumuzun temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Yani, sanığın suçluluğu ispat edilinceye kadar, diğer bir ifadeyle mahkeme kararı kesinleşinceye kadar herkes masumdur. Buna hiç kimsenin itirazı yok. Ancak, bir yıldır teknik ve fizikî takip altında olan, somut bilgi, belge ve telefon kayıtlarıyla desteklenen bir yolsuzluk operasyonunda suçlanan bakanların o koltukta oturma hakkı yoktur. Siyasi ahlak, siyasi erdem bunu gerektiriyor. Yürütülen soruşturmanın selameti için bu bakanların istifa etmesi gerekiyor. Bu, siyasi etiğin bir gereğidir. Masumiyet karinesinin arkasına saklanarak soruşturmayı karartmaya, delilleri yok etmeye ve soruşturmaya gölge düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. İçişleri Bakanı ve oğlu somut belgelerle yolsuzluk ve rüşvetle suçlanıyor, soruşturmayı yürüten emniyet birimleri de İçişleri Bakanlığına bağlı. Bakan koltuğunda oturmaya devam ediyor ve siz bu halktan soruşturmanın sağlıklı yapıldığına inanmasını bekleyeceksiniz değil mi? Maalesef, Başbakan ve bakanların bu tavrı Hükümetin meşruiyetini dahi tartışma konusu hâline getirmiştir. Deliller, suçlamalar, iddialar, bilgi ve belgeler havada uçuşuyor. O bakanlar hâlâ koltuğunda oturuyor. Bunun adı pervasızlıktır ve millete saygısızlıktır. Hem bakanları hem de bu bakanları korumaya çalışan ve bugüne kadar görevden almayan Başbakanı istifaya davet ediyoruz. Dün Başbakan, 17 Aralık operasyonuyla ilgili olarak "Bunlar bir nevi çetedir. Bunlar devletin içinde devlet olma gayreti içindedir. Bu örgütlenmeyi ortaya çıkaracağız, babamızın oğlu da olsa ortaya çıkaracağız." gibi bir beyanda bulunmuştur. Ben bu konuşmanın neresini düzelteyim arkadaşlar? Sayın Başbakan maalesef şuursuzca saldırmakta ve ne konuştuğunu bilmemektedir. Bu, çete diye suçladığınız kişi ya da kişiler kimler Sayın Başbakan? Bu suçlamalarınızla devletin bütün kurumlarını ve görevlilerini töhmet altında bırakmış olmuyor musunuz? Acaba çete olarak suçladığınız, yolsuzluk operasyonunu gerçekleştiren emniyet müdürleri ve savcıları mıdır? Bunları çete oluşturdukları gerekçesiyle mi görevden aldınız? Bunlar iddia ettiğiniz gibi bir çeteyse bunlara karşı herhangi bir suç duyurusunda bulundunuz mu? Başbakanın görevi soruşturmayı yapan savcılara ve emniyet görevlilerine sahip çıkmak, korumak ve cesaretlendirmektir. Ancak, Başbakanın bunun tam tersi bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Bu, kabul edilemez. Bu durum halkımızın devlete olan güvenini sarsmaktadır. Basına yansıyan haberlerde, adı geçen her üç bakanın aynı dosyada gözaltına alınan Reza Zarrab diye birinden toplam 133 milyon TL rüşvet aldıklarına dair kamere kayıtlarının soruşturma dosyasına girdiği haberleri de yer aldı. İçişleri Bakanının oğlunun evinde yapılan operasyonda alınan görüntüler, âdeta bir bankada operasyon yapılıyor görüntüsünü andırmaktadır. Para sayma makinesi, yüklü miktarda Türk lirası, dolar, euro ve rüşvetle ilgili dokümanlar, soruşturmada gözaltına alınan banka genel müdürünün evindeki kütüphanede de ayakkabı kutuları içerisinde saklanmış 4,5 milyon dolar para ele geçiriliyor. "Ayakkabılarla camilere girdiler." diye gençlerimizi linç etmeye çalışan ve kıyameti koparanlar, anlaşılıyor ki o ayakkabı kutularıyla malı götürüyorlarmış. Kendi hırslarınıza ve kirli işlerinize çocuklarınızı da bulaştırdınız ya. O çocukları bile elinizden kurtarmak lazım çünkü çıkarcı, vurguncu sisteminizin ahlakını aşılıyorsunuz onlara. Gezi direnişinde milyonlarca gencimiz işte bu yüzden alanlara ve meydanlara indi arkadaşlar. Size inanmadıkları için gencecik bedenlerini size değil toprağa emanet ettiler. Anlaşılan o ki, rant ve çıkar ideolojilerin hatta inançların da önüne geçmiştir. Bu yolsuzluk manzarası dinin ülkemizde nasıl siyasete alet edildiğini ve bunun üzerinden nasıl çıkar elde edildiğini de göstermiştir. Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in bir sözünü bir kez daha burada hatırlatmak istiyorum: "Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır." Ben de soruyorum, Bu yolsuzluklardan, rüşvetten daha büyük bir haksızlık olabilir mi? Ne zaman konuşacağız. Başka ülkelerde, bırakın yolsuzluk ve rüşvet suçlamasına maruz kalmayı, en basit suçlamalara maruz kalan siyasilerin dahi nasıl siyasi etik kurallarına uyarak istifa ettiklerini de görüyoruz. Japonya'da depremde halkına zamanında su götüremedi diye intihar eden siyasileri de gördük, Bulgaristan'da Polisin insanları dövdüğü bir Hükümette yer almayacağım diye istifa eden başbakanları da gördük, Letonya'nın Başkenti Riga'da 54 kişinin ölümüyle sonuçlanan süpermarket çatısının çökmesi olayında hiçbir kusuru olmadığı hâlde istifa eden başbakanı da gördük. Bizde ise Türkiye'nin çatısı çöktü, bırakın istifa etmeyi, bu operasyonu yürüten savcı ve emniyet müdürlerine yönelik operasyonlar düzenleniyor. Halk Bankası Genel Müdürünün evinde yapılan aramada ayakkabı kutuları içinden eğer milyon dolarlar çıkıyorsa İsviçre bankalarından Allah bilir ne paralar, dolarlar çıkar.Kürsüye getirdiği ayakkabı kutusundan tabanı delik bir ayakkabı çıkaran Milletvekili Eryılmaz; Sayın Başbakanımız siyasete girdiği zaman "Ben yırtık ayakkabıyla ve delik ayakkabıyla siyasete girdim." demişti. Şu anda dünyanın en zengin başbakanlarından biri, Allah versin. Ve anlaşılan o ki bu ayakkabı kutularından deste deste dolarlar da çıkmaya başlıyor. Bu ayakkabı kutuları nelere kadirmiş?
Yorumlar