Tür seçiniz:
Öyle ki; savaşan taraflar arasında milyonlarca insan (masum çoluk, çocuk, genç, yaşlı ve asker) hayatını kaybetmiş, ancak nihayetinde savaşan taraflar masa başına oturarak barış yapmış ve bunun gerekliliğini görmüştür. Bugün İkinci Dünya Savaşında kanlı bıçaklı olan taraflar, örneğin ABD-Japonya birbirlerinin en yakın müttefiki olmuş, Almanya-Fransa- İngiltere gibi ülkeler ise, Avrupa Birliği projesi ile sınırlarını birbirlerine açarak, ortak para birimi dahil her türlü sorunun çözümünde ortak karar mekanizması oluşturmuşlardır. Gerçekten de, insanlık tarihinin savaşlarla dolu olduğunun farkındayız. Ancak diğer bir farkında olduğumuz gerçeğin ise; savaşan tarafların mutlaka barışa ihtiyaç duymuş olduğu, kalkınmanın ve ilerlemenin yolunun barış ortamından geçtiğini bilmemizdir.Barış kavramı dünyanın bütün dillerinde, kavga edenlerin artık kavgayı bırakarak karşılıklı diyalog ve huzur içinde birlikte ve dostça yaşaması olarak tanımlanır.Bugün yaşadığımız Müslüman Ortadoğu coğrafyasında maalesef kan ve gözyaşı akmakta, savaşlar devam etmektedir. Halen sınır komşularımız Irak ve Suriyede ise oluk-oluk Müslüman kanı akmaktadır. Birbirlerini öldüren bu insanlar aynı dili konuşan, aynı dini yaşayan ve aynı kültürü soluyan insanlardır. Gerek emperyalist küresel çetenin bu coğrafya üzerindeki emelleri, gerekse yerli işbirlikçilerin kışkırtmaları sonucunda, cahil, eğitimsiz ve geri kalmış halk toplulukları bu kirli savaşa ve plana ortak olmuşlardır.Savaş uzun yıllardır, bu coğrafyaya ve burada yaşayan halklara yıkım, kan ölüm, gözyaşı ve emperyalist talandan başka bir şey getirmemiştir. Peki adı İslam yani BARIŞ olan bir dinin mensuplarının yaşadığı bu topraklarda barış neden sağlanamıyor, kan ve gözyaşı eksik olmuyor?Barış, kardeşlik, paylaşma ve dayanışma dini olarak doğan ve kutsal kitabımız Kuranda; Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır. yazmasına ve benzer on ayet olmasına rağmen devam eden bu savaşlar neyin göstergesidir?Tarihte görkemli bir çok medeniyet kuran ve insanlığın gelişmesine katkı sağlayan, ışık tutan ve yol gösteren bu topraklarda kavgaları kim teşvik ediyor? Barış neden sağlanamıyor?Gerçekten de bu soruların yanıtları önemlidir, aslında da bellidir!Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmekte olan küresel güçler, onun işbirlikçileri ile çokuluslu şirketlerin temsilcileri, bölgedeki yeraltı ve yerüstü zenginliklere daha ucuz ve sorunsuz ulaşmak için bu operasyonlara girişmekte, bölge halklarına kan ve gözyaşından başka çıkar yol göstermemektedirler. Petrol, doğalgaz ve enerji nakil hatlarını kontrol etmekte kararlı olan ABD ve işbirlikçileri her yolu denemekte, Arap Baharı kalkışmaları, bölgeye demokrasi gelecek safsatası ile yeni dizayn projelerini uygulamaya koymaktalar.
Bu projelerin sahipleri de bilmektedir ki; bu coğrafyada bir zamanlar birbirleri ile savaşan ve kan döken Avrupa ülkeleri gibi kalıcı barış temin edilse; ABD-Japonya örneğinde olduğu gibi müttefik olunabilse, komşularla karşılıklı ticari, ekonomik, kültürel alışveriş ve ilişkiler gerçek manada sağlansa, bu topraklarda yaşayan her fert, dünyanın en zengin ve huzurlu insanı olurdu.Küresel güçlerin bu projelerine destek olan, hatta eşbaşkanı olmakla övünen AKP hükümeti ve Erdoğan ise, Neo-Osmanlı söylemi ve emperyalizm güdümlü politikaları ile Türkiyeyi Suriyedeki kirli savaşın üssü haline getirdi.Artık bu politikaların değişmesi, kan ve gözyaşının dinmesi, barış ve huzur ortamının sağlanmasına acilen hem ülkemizin, hem de bu coğrafyanın ihtiyacı vardır. Bölgemiz ve ülkemizdeki son olaylarla ilgili olarak değerlendirme yapan ABDli Pulitzer ödüllü saygın gazeteci Seymour Hershin makalesinde yazdığı;Suriyedeki savaşı Esad kazanır, Türkiye Kaosa Sürüklenir tespiti artık AKP Hükümetinin Suriye politikasını aklıselim bir çerçevede değiştirmesi gerekliliğini göstermekte, barışçıl yöntemlerle Suriye krizinin çözülmesi için yol göstermesi bakımından da öğretici olmaktadır. Eğer AKP Hükümeti ve dış politika uygulayıcıları mevcut Suriyeye savaş politikalarında ısrar ederse Türkiye büyük bir kaosa sürüklenir. Bu durumda hem ülkemiz, hem de bölgemiz toptan kaybeder. Artık bölgede barış ortamının oluşması için sorun olan konularla ilgili yerel diyalog kanallarını açarak, güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu zemini oluşturmak zorunluluğu vardır. Artık ateş ve kan durmalı, yaşam, huzur ve barış kazanmalıdır. Küresel güçler tarafından beslenen ajan ulemaların Müslümanlar üzerindeki algı yönetimleri, dinsel bağnazlıkları, siyasal anlamda yönlendirmeleri, zihinsel işgal ve istila planları teşhir edilmelidir.Her ne koşul ve ortamda olursa olsun bu coğrafyanın sorunlarının demokratik bir zeminde, diyalogla, karşılıklı saygı çerçevesinde görüşülerek barış içinde çözülmesinden yanayız.Büyük hümanist ve barış insanı Mevlananın dediği gibi;Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte.
Dr.M.Ali EDİBOĞLU
Hatay Milletvekili
Dışişleri Komisyon Üyesi
Yorumlar