MHP Lideri Devlet Bahçeli grup toplantısında konuştu. Devlet Bahçeli, konuşmasına Ortadoğu Gazetesi Başyazarı Orhan Tahsin'in vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı.
Grup konuşmasında Başbakan Erdoğan'ın terörle mücadele konusunda yaşadığı acziyeti eleştiren MHP Lideri Bahçeli şunları söyledi:
"7.5 yılı aşan AKP iktidarının neden olduğu ağır tahribat, toplumun tüm kesimlerini derinden etkilemeye başlamıştır. Güzel şeylerin olacağını belirten mesajlardan, şehit haberlerinin ard arda geldiği bu günlere, silahı bırakıp masaya oturun çağrılarından, devlete kasteden eşkiyaları kucaklama törenlerine gelinmiştir.
Farklılıkların kışkırtılması, ayrımcılığın övülmesi, ayrışmanın kutsanması üzerine şekillenen bölücü AKP politikalarının faturası çok ağır olmuştur. açılımda gelinen nokta maalesef burasıdır.
Terörle yapılan acı pazarlığın sonuçları kan ve gözyaşı olarak geri dönmektedir. Çok sancılı birdönem başlamıştır. Kanlı terörün neden olduğu can kayıplarının haklı öfkesi, toplumun tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
Yıllardan beri bölücülük ve terörün kökü ve kökeni ne olursa olsun, hiçbir toplum kesimine mal etmemiş olan asil milletimizin sağduyu ve sabrı takdire şayandır. Meydanlarda açıkladığımız hassasiyetler ne mutlu ki karşılığını bulmuştur. Türk milleti bunca badireye, akan kana AKP tahriklerine rağmen, teröre razı edilmek istenmiş ve "hayır" demiştir. Kardeş kavgasına itilmek istenmiş "asla" demiştir.
Geçtiğimiz hafta, tertemiz bir şehidimizin eşi bu gerçeği bir kez daha dile getirmiştir. Mehmet Çağlar Bölük'ün eşi Elif Bölük'ün şu sözlerindeki asalete dikkat ediniz.
"Çok gururluyum, çok onurluyum. Şehit eşi olduğum için üzülmüyorum. Saldırıyı yapanlar birer maşa. Onlar hain, kalleş, şerefsiz. Oğlum yok ama bu vatan uğruna kızımı da asker yapacağım. Bu bayrak Doğu'da da Batı'da da inmeyecektir."
İşte açılımın bittiği yer, tahriklerin son bulduğu nokta. İşte milletimizin yüksek vicdanının, ahlakı ve erdeminin sesi bu. Ayrışmayacağını, çözülmeyeceğini haykıran bir gönlün ifadesidir. Hayatının en acı gününde böylesine olgun, inançlı ve kararlı bir genç hanımımızı görmekten son derece bahtiyarım. Açılımla yürek yakmaya devam edenlere bu duruşun, inancın ders olmasını diliyorum.
Yıkıma, ayrılığa, teröre çanak tutanlar bilmeli ki yaptıkları yıkım karşısında yatacakları yer, kaçacakları delik yoktur."
BİZ BU ZİHNİYETİ İFŞA ETMİŞTİK
Türkiye'de son dönemde terör olaylarının artış göstermesinin toplumda kaygı uyandırdığını belirten Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Hükümetin tercihleri sorgulanmaya başlanmıştır. MHP de yapıcı, uyarıcı, yol gösterici anlayışı gereği, terörle mücadelede yararlanılmak üzere iş işten geçmeden çözüm yolları önermiştir.
Özellikle Çankaya'da yapılan görüşmeye, alınacak tedbirlere ilişkin hazırladığımız kapsamlı analiz kamuoyuna da açıklanmıştır. Önerilerimiz arasında, olağanüstü hal uygulaması teklifimize tepkilerin artması dikkat çekmiştir.
OHAL uygulamasının geçmişte PKK terörünü durdurmaya yetmediğini, toplumsal nefreti körükleyerek öfkeyi artırdığını, uygulandığı yere baskı zulüm getirdiğini, karşı kampanya oluşturarak her ortamda dile getirmeye başladı. Biz bunların kim olduğunu dile getirmiş, kimilerini ifşa etmiştik. Mehmetçiği PKK’lılardan daha tehlikeli gören bu rezil zihniyetin nasıl bir maksadın arkasına gizlendiğini belirtmiştik.
Şimdi ise Başbakan Erdoğan'ın yalan ve iftiraya sarılmasına şahit oluyoruz. Yanılmış olmanın öfkesi içindeki Başbakan, OHAL'İN kendileri tarafından 2002 yılında kaldırıldığını, birilerine söz verildiği için İmralı canisinin asılmadığını, bebek katilini teslim edenlere yazılı belge verildiğini utanmadan söyleyebilmiştir.
Başbakan Erdoğan, OHAL’in kendileri tarafından 2002’de kaldırıldığını, birilerini söz verildiği için İmralı canisinin asılmadığını, terörün sıfırlanmış olmasına yönelik sözlerin yalan olduğunu utanmadan söylemiştir.
Yalan ve saptırma bununla da fren tutmamış, açılımdan geri adım atmak isteyenlerin teslimiyet politikası içinde olduğunu, tüm hükümetlerin terör karşısına geri adım attığını, ‘açılım terörü azdırdı’ şeklinde beyanlarını, terör örgütünün ağzından konuşmak olduğunu milletimizin gözünün içine baka baka açıklamıştır.
Bu sözlerin isabeti de yalanları da sahibini bağlar. Ancak yürütmenin başı durumundaki birinin doğrularla bu kadar bağını koparmış olması, hepimizi dehşete düşürmektedir. Bu tam bir zavallılıktır. Biz bu konuşmaların hangisini düzeltelim, bu sözlerin hangisine bakalım? OHAL uygulaması anayasal bir tedbirdir, geçmişte uygulanmıştır, gelecekte de uygulanabilir.
Başta Başbakan olmak üzere, yandaş ve yoldaş medya ile işbirlikçilerin bu teklife ağız birilği içinde karşı çıkması dikkat çekicidir.
Teklifimizi eleştirirken kullandıkları tuhaf gerekçeler ve bahaneler daha dikkat çekicidir.
Elbette ki hiçbir devlet, hükümet olağan yöntemler haricinde bir yetkiyle ülkesinin bir bölümünü yönetmek istemeyecektir. Doğal olan da budur. Ancak, başka tedbir yöntemi kalmadıysa, Milletin huzur ve esenliği için OHAL ilanına başvurmak da yasaldır.
Bütün hakların üstünde olan, insan hayatıdır. Devletin ve yürütmenin öncelikli görevi kişilerin yaşama hakkını korumak ve savunmaktır. Eğer bir yönetimin gücü veya niyeti, olağan tedbirlerle bu temel hakkın sağlanmasına imkan vermiyorsa, alınacak tedbirlerin de olağanüstü olması zorunlu ve gereklidir. Ancak Erdoğan'ın Türkiye'sinde kavramlar yer değiştirmiştir.
Rezaletleri olağan karşılayan b uanlayış sahiplerinin bu tedbirlere muhalif olması da elbette olağandır. Bugün önerdiğimiz tedbirlere kulağını kapatanlar, "İşin doğasında var, nerede sıfırlanmış ki bizde olsun" gibi gerekçelerle teröre teslim olmaya hazırlananlardır.
Devletin ve hükümetin bir görevi de kanunlara direnenleri yine kanunlar çerçevesinde men etmek ve önlemektir. Huzurun olmadığı bir ortamda demokratik hayatın olduğunu söylemek mümkün değildir. Başbakan'a Terörün ve tehdidin yörede azaldığı 1999'da partimizin aldığı oya bakmasını öneririm.
ÇÖMELDİĞİN VATAN TOPRAĞINDA HERŞEY NORMAL DİYEMEZSİN
Bir yandan bizim "Sivas'tan öteye gidemediğimizi" söyleyecek, sonra zırhlı araçlarla, yanan lastikler, inmiş kepenkler ve ıssız sokaklarda, Başbakan olarak sindiğin yerlerde, çömeldiğin vatan topraklarında "herşey normal" deyip, olağanüstü hale karşı duracaksın.
Tekliflerimize kulağını tıkayacak, açılımdaki ısrarı sürdüreceksin. Eşbaşkanı olduğun projelerin efendisine karşı durmayacak, peşmerge ile kucaklaşacaksın sonra muhalefetten bu rezaletlere destek beklediğini utanmadan söyleyeceksin.
Bir yandan terör ve bölücülüğün kaynağının okyanus ötesinde uyarılarımıza aldırmayacaksın, Kandil dağına gitmekten korkacaksın, sonra kalkıp medyayı eleştirerek terörü önleyeceğini zannedeceksin.
Bizim tek tedbirimiz elbette sadece OHAL ilanı değildir. Olağanüstü halin ilanı için daha ne olması, hangi felaketlerin yaşanması, nasıl bir çöküşün gerçekleşmesi gerekiyor? öyle Milli güvenlik bildirileriyle geçiştirilecek, kararlılık mesajlarıyla geçiştirilecek seviyeyi çoktan aşmıştır.
BİRİLERİNE SÖZ MÜ VERDİN?
Türkiye'nin bir bölümünde devlet otoritesi yok olmuştur. Bölücü odaklar, hükümetten aldıkları cesaretle adına demokratik özerklik denilen ihaneti gerçekleştirmek için federasyon provaları yapmaya başladı. Etnik tahripler tırmandı.
Beka düzeyinde bunca tehdit ve tehlike sağanak halinde yağarken, Türkiye'yi korumasız bırakan ve hiçbir tedbir almayan Başbakan'ın ataleti ve tutuk hali kuşku vericidir. Birilerine söz mü verdi? Birilerine kefil mi oldu? Barzani'yi incitmemek için pazarlık mı yaptı? Türkiye'yi bölmek için birilerine taahhüt mü verdi?"
MHP Lideri Devlet Bahçeli, grup toplantısındaki konuşmasında, Başbakan Erdoğan'ın OHAL konusundaki açıklamalarının gerçekleri yansıtmadığını belirtti.
Yorumlar