Gözdağı ve susturma eylemleri bütün hızıyla sürüyor…
Bakalım işin ucu nereye kadar gidecek?
Aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Yargılama bitmeden kimse suçlu ilan edilemez.
Amaa...Sen misin düşünüp yazan gafil!..
Sizi gidi bir sürü düşüncesiz adamlar!..
Dili uzun, kalemi sivri, yüreği vatan sevgisiyle dolu olanlar...
Her zaman olduğu gibi polis sabahın beşinde, gazeteci evlerinin kapılarını tıklatır…
Tak... tak...!..
“Kim o?”
“Aç kapıyı Polis!..”
Sabahın saat beşi… Bu da nesi oluyor…dersiniz..!!
Kapı açılır, şaşkın gözlerle kendilerine bakan adama:
“Evini arayacağız” der gelen polisler…
“Suçum ne? Ne yapmışım? Neden evimi arayacaksınız?”
Soruları yanıtsız kalır…
Polisler yaptıkları işin çok önemli olduğunu göstermenin gayretiyle, açılan kapıdan içeri girerler…
Adam düşünür suçum nedir ki?
Aslında bunu düşünürken bile suç işlediğini bilmiyor.
Düşünüyorsun ya kardeşim(!) Bu yetmiyor mu?
Yanıtını yalnızca kendisi bulamıyor…
İçinden, Hanefi Avcı’nın “Haliçte Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabının konusu geçiyor ve “belli ki”diyor gözleriyle,ülkenin nerelere sürüklendiğini içi yanarak izliyor…
Arama yapan polislere dönerek bir kez daha soruyor:
“Suçum ne, neden evimde arama yapıyorsunuz?”
Polislerden biri;
“Düşünmek ve yazmak” diye yanıt vermek istiyor mutlak..
Kimse soruya yanıt vermez ancak…
Bir başka vicdanlı polis soruyu içinden yanıtlar ama
“AKP’li değilsin sevgili kardeşim! Suçun bu!” Diyemezdi…
Uzun bir aramadan sonra polisler evde bir şey bulamadan … şaşkın şaşkın bakmaya devam eden “seçilen kurban”a dönerek; “Emniyete gidiyoruz” derler…
Anlamak mümkün değil, varsayalım ki, bu gazeteciler Ergenekon içerisinde yer alıyorlar. Bunlar aptal ve saf mıdırlar ki, bunca zaman sonra suç sayılacak delilleri evlerinde saklasınlar.?
Dedim ya!...
Hadi bakalım yüreğiniz varsa, AKP’yi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı bundan sonra eleştirin bakalım…
“Suçlusun! Çünkü AKP’li değilsin sevgili kardeşim!”
Mesele bu kadar açık ve net!
Sırada kimler mi var .?bilmiyoruz..!!belki .......... ve daha niceleri…
bekleyip ,göreceğiz..
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.
BEN HANCIYIM,SEN İSE YOLCU...
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
"Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?" der. Nazım Hikmet' i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş onu tepeden tırnağa süzer ve:
"Demek Nazım Hikmet sensin", der. Nazım Hikmet'e oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, "Gidebilirsiniz" der. Nazım Hikmet tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
"Ömer Hayyam adını duydunuz mu?" diye sorar. Müfettiş hemen atılır
"Kim bilmez ki Hayyam' ı"
Nazım Hikmet:
"Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?" diye sorar. Müfettiş şaşırır. Ünlü şair konuşmasını sürdürür,
"Görüyorsunuz, sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsayamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanını ve sizi kimse anımsamayacak" der ve çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım Hikmet'i geri çağırır ama şair koğuşunun yolunu tutmuştur, asla geri dönmez.
Gerçekten, O dönemin Adalet Bakanı kimdi,sizlerden hiç anımsayanınız var mı..???
Yorumlar